Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ve zengin bitki örtüsü, uzun sahilleri, bu üç tarım ürününde birinciliği beraberinde getirmiş. Balık deyince hemen her çeşit balığa aklınız gitmesin. Bu bizim hamsi.

        Zaten Türkiye'de çıkan balıkların yüzde 80'si hamsi. Bu üründe de Ordu uzun

        sahilleri ile birinciliği alınca balık üretiminde öne geçiyor. Fındığın anavatanı

        Giresun ama Ordu kadar arazisi yok. Giresun'un Fiskobirlik tesisleri varsa Ordu'nun fındık sanayinde özel girişimcileri var. Sağra gibi fındığa dayalı gıda üretimi yapan bir markanın buradan çıkması tesadüfi değil.

        Balık, bal ve fındık var. Yanına da çok çeşitli otları katın. Mısırı, karalahanayı,

        fasulyeyi ve fırıncılığı veya pideyi, çayı ekleyin. Ordu mutfağının ana malzemeleri çıkıyor ortaya. Çay, bal, pide kahvaltı demek. Tabii bu kahvaltılara otlardan yapılan kavurmalar veya tavalılar da ilave edilebilir. Sahi nedir bu otlar? Sakarca, kaldirik, merulcan, pezik, melocan, ısırgan, hoşkıran ve diğerleri. Tavalısı yapılan ise sadece bunlar değil. Az mısır unu ve yumurta ile taze soğan, taze fasulye, fasulye turşusu tavalısı da yaygın. Karalahananın buradaki adı pancar. Pancarın çorbası ve sarması yaygın. Sarmalar biraz daha biberli ve baharatlı. Bana göre daha lezzetli de. Ordu'nun bir de kendine has mıhlama türü var. Otlar kavruluyor ve üzerine bir yumurta kırılınca çivilenmiş, mıhlanmış oluyor.

        Balığın ızgarası ve buğulaması burada daha çok tercih ediliyor. Levrek, çipura,

        hamsi, istavrit ve elbette mezgit yaygın kullanılıyor. Hamsi pilavı da bu kentte

        rağbet görüyor. Adına içli tava deniyor. Buğulaması yanında sadece mezgitin tavası yapılıyor. Buğulama da biraz baharatlı, biberli oluyor. Bir yerde Ordu diğer Karadeniz illerinde görülen "ekşili" ya da "malzemeli" balık pirişme türüne acılı ve az sebzeli buğulaması ile uyum sağlıyor gibi.

        Ordu'nun bir kendine has bir de tostu var. Bu tost bildiğimiz ekmeğe yapılan tost.

        Ancak sucuğu farklı. Bu sucuk da Ordu'da kasaplarca yapılıyor. Geçmişte Ordu'nun merkezinde bu sucukla tost yapan ve bütün çarşıya kokusunu yayan bir esnaf varmış.

        Ordu tostu geçmişinin cumhuriyetin ilk yıllarındaki bu dükkandan ve bu kokudan kalma olduğu belirtiliyor. Ekmeğin içine konulan sucuk gevşek, bir yerde sucuk hamuru gibi. Bıçakla yapılabilecek kıvamda. Farklılığı sadece sucuğundan değil, kullanılan normal ama içli ve kaliteli ekmeğinden de kaynaklanıyor bence. Normal tost ekmeklerini sevmem, benim için ekmek sınıfına girmezler. İyi tostların ancak iyi ekmek ve iyi sucuk yanında iyi bir kaşarla olabileceğine inanırım. Ordu'da bunlar var.

        Yerel tatlarının çeşitliliği ve zenginliği, gelişmiş bir balıkçılığının bulunması,

        Hemşinli esnafların etkisi ve hatırı sayılır Gürcü nüfusun varlığı ile Ordu'da yemek ordusu iş başında.

        Balığı da pidesi de otu da bol

        Ordu'nun yemek mekanlarını genel olarak ikiye, hatta üçe ayırmak mümkün. Biri geleneksel esnaf lokantaları. Bunlara elbette Ordulu'lar gidiyor ama dışarıdan gelenler de gidebilir. Bir diğeri balıkçılar. Bunun da müşteri kitlesi hemen hemen aynı. Turistik olanlar. Bunlar da balık yanında yerel yemekleri ve otları yapıyor.

        -Bir başka grup daha var ki, ondan başlayalım. Sadece Ordulular tarafından gidilen yerler. Örneğin pazar günleri Ordu'da evde hazırlanmış malzemeyle fırınlarda pide pişirmek bir gelenektir. Aktaşlar Şen Fırın gibi bunu yapan bazı fırınlar var.

        Listemizde bunlara da yer verdik. Siz sadece iç harcını kendi damak zevkinize uygun olarak hazırlıyorsunuz. Hamuru fırıncıdan. Pişirim size veriyor.

        -Ya da Çaycı İsmail gibi. Kentin tam merkezinde ve en rağbet gören caminin hemen altında. Küçük sehpalar ve tablalarda iş yapıyor. İyi çay demliyor. Ancak asıl ününü Ordu'nun bütün tartışmalarının yapılmasıyla sağlamış. Her siyasi görüş, her harekete bu çaycı yatıklık etmiş. Cami altı, namaz kılıp geleni de orda, Ordu'nun solcuları da.

        -Ayrıca Şirin Çayevi'nde Ordu'nun tostu, simitini de yemek mümkün.

        -Çay simitten başlamışken Buket Pastaneleri'ni de anmadan geçmeyelim. Belki fındık memleketi olmaktan kaynaklanmış çok iyi bir acıbadem yapıyor burası. Büyük ketlere, hatta yurt dışına buradan paket paket acıbadem gidiyor. Buket Pastaneleri 1962'de kurulmuş. Kurucusu ve halen işin başında olan kişi Baki Kamber, 80 yaşında ve ünlü pastacıların memleketi Hemşinli.

        -Denizciler Dondurma da ayrı bir efsane haline gelmiş. Sade dondurması ile çok meşur. Yaz aylarında sakızlı ve fındıklısı da yapıyor. Ancak sadece 1.5 ay. Kışın ise salep satıyor. İşin başında mekanın kurucusu 79 yaşındaki Münir Denizci var.

        Denizci mekanı 1949'da kurmuş.

        -Dışarıdan gelenler için Ordu'da Gerdenya ilk akla gelen mekan. Yöresel yemekler ve pide çeşitleri yanında İtalyan, Meksika ve Uzakdoğu mutfağından da örnekler sunuyor.

        Bir veranda ve iki bahçeye sahip. Sahilde.

        -Mıdı Restaurant ise tam merkezde ve iskelenin üstünde. Balık ağırlıklı bir mekan.

        1967'de Mehmet Karaman tarafından kurulmuş. Şimdi ikinci kuşak olarak Serkan Karaman işin başında. Yerel yemekler, kavurmalar, tavalılar yanında günün balıklarını servis ediyor. Pancar çorba, pancar dible, melocan ve pezik kavurma, patates kavurma gibi ara sıcaklardan sonra özellikle sebzeli ve acı biberli ekşili buğulama levrek tercih edilmeli.

        -Bitek Filika, tarihi binaların onarılmasıyla açılan İkizevler Oteli'nin altında

        balık ve yerel yemekler sunan salaş meyhane havasında bir mekan. Sakanca ve diğer ot kavurmaları yanında turşular da kavrularak servis ediliyor.

        -Cemil'in Yeri ise Ordu'dan Perşembe'ye doğru ilerlerken yolun solunda yer alan fındıklıklar içinde salaş bir mekan. Ama balıkları bir o kadar taze ve ızgarada iyi pişirilmiş. Biz gittiğimizde sadece ekmek, salata ve ızgarada istavrit yedik.

        İstavrit aradığım bir balık değildir ama burada yedikten sonra fikrim değişti. Cemil Bozkurt dededen balıkçı, kendisi de balıkçı. Hem avlıyor hem de pişiriyor artık.

        "Bir insan balık yedi mi eli kokmalı. Benim elim yatkın. Bu işi layıkıyla yapıp

        insanların yüzünün gülerek ayrılmasını istiyorum" diyor. Önemli bir sorunu

        Karadeniz'de artık balık çeşitlerinin iyice azalması. Hem yanlış avlanmaktan hem de kirliliğe bağlıyor bunu. Cemil Bozkurt "Bakın bu mevsimde hamsi bizim sahillerden elini ayağını çekti. Rusya'dan geliyor. İşin ehli bunun yerli hamsi olmadığını yiyince anlıyor" diyor.

        -Esnaf lokantaları içinde Kervansaray hem yerel hem tencere olmak üzere günde 40 çeşit yemek çıkartıyor. Kendi icatları Ordu Kebabı da yoğun ilgi ve kabul gördü.

        Altta çıtır patates, üstte döner etinden bir iskender bu. Isırgan ve pancar çorbası her zaman var. Mekanın yaratıcılığının bir örneği de karnıyarığı tavuklu yapmasında ortaya çıkıyor. Kabak kavurması, patates kayganası gibi ilginç yemekleri de var.

        -Cihan Lokantası da 1937'den beri faaliyette. 3. kuşak işbaşında. Sebze yemekleri ağırlıklı. Her gün 6 çeşit çorba ve 15 çeşit yemek yapıyor. Ömür kebabı ve karalahana sarması, sakarcası ile tanınıyor.

        40 yıldır en kaliteli çayı o demliyor

        En azından benim bildiğim kadarıyla geleneksel demleme biçimini titizlikle sürdüren ve en iyi yapan o. Adı Nusret Doğan. 1968'de İstanbul'dan baba ocağı Medreseönü'ne dönmüş. Dededen kalma köykahvesi bugünün çay mabedine dönüştürmüş. Saçlarını uzun bırakmasından dolayı Uzun Saçlı'nın Yeri olarak tanındı. 42 yıldan beri çayı hep aynı kıvamda ve geleneksel biçimde demliyor. Çaykur'un işlettiği Rize Ziraat Bahçesi de iyi çay demler ama burası sanki bir kademe daha üstün. Suyun lezzetini, çayın tadını, sıcaklığın kıvamını net bir şekilde algılıyorsunuz. "İyi çay demlemek için bir kere alt yapısının kurulması lazım" diyor Nusret Doğan. Nedir bunlar derseniz.

        Önce su. Suyu bin metrenin üzerindeki dağdan getirtiyor. Doğal ve kireci az bir su.

        Çay kaliteli çaylardan seçilecek ve harmanlanacak. Bir de elekten geçirilecek. Suyun kaynadığı kazan bakır olacak. Demlik porselen olacak. Ateş gürgen odunu ve kömürüyle yakılacak. Fındık kabuklarıyla desteklenecek. Demlik, külün içine gömülecek. Demleme süresi 15 dakikaya yakın olacak. Demlikler, bardaklar ve kaşıklar deterjanla değil, külle yıkanacak. Şeker sert Erzurum şekeri olmalı. Gelen müşteri en azından 15 dakika beklemeyi göze alacak. Çünkü her müşteri için ayrı bir demlik çay demleniyor.

        Çay bekletilmiyor.

        Bunun yanında müşteri olarak arabayla yavaşça yanaşmak, fazla gürültü çıkarmamak, gelip oturunca da "bana çay" dememek ve taşkınlık yapmadan Nusret Doğan'ın gelmesini beklemek, çayı içtikten sonra da "kaç para" diye sormamak gerekiyor. Sorarsanız içeriği sert ama tonu kibar bir sesle yanıtı alırsınız: "burada çay satmıyoruz canım." Bir de bunun gelecek seferi var. Aradan yıllar geçse bile, sizi hatırlayabilir ve "1 saat beklemeniz gerekir" diyebilir. Buna da razı olsanız hazırcevap Nusret Doğan bu kez "Belki daha uzun sürer", "Bilemem", "Suyum biter" diyerek işi iyice yokuşa sürebilir. Bu yanıtlar "sana çay yok canım" demenin kibarcası.

        Bütün bu zahmetlerden sonra içtiğiniz çayın tadını ve farkını anlayamamışsanız ya da beğenmemişseniz sorun yok. Para vermeyin. Çünkü burada çayın belirli bir fiyatı yok.

        İçtiğiniz çayın tadını almışsanız bunun değerini siz belirleyin. Tabii durum

        Diğer Yazılar