Soframıza gelen gıda fiyatlarında oynaklığın, aşırı yükselişin ve çok az da olsa düşüşlerin arz ve talep dengesine bağlı olduğunu dün belirtmiştik. Tüketim artıyor. Çünkü kentlerde yaşayanların oranı resmi verilere göre yüzde 92.5’e, büyükşehir ilan edilen illerin kırsal kesimi hariç tutulursa yüzde 82.5 düzeyine ulaştı.

Kentlere gelenler büyük kitleler doğal olarak üretici olmaktan çıkıp tüketici saflarına katılıyor. Üstelik bu kişilerin bazılarının geride bıraktıkları arazileri ekilmeyip biçilmiyor. Doğal olarak üretimden çekilme olurken, tüketim talebi artıyor. Turizmin büyümesi de tüketimi artırıcı unsurlardan biri.

ÜRETİCİ-PERAKENDE FİYAT MAKASI

- Taleple birlikte eğer arz aynı hızda artmıyorsa fiyatlar artıyor. Fiyatları artıran kesim ise üretici dışındaki ticaret kesimi, bu işe aracılık edenler. Yine dünkü 10 yıllık veriler bize gösterdi ki, gıdada üretici tarafındaki fiyatlar yüzde 120 artışken perakende tarafındaki fiyat artışları yüzde 181’i bulmuş. Arada 61 puanlık makas oluşmuş. Kâr marjı 10 yıl önce de vardı. Aradan geçen sürede demek ki, ya ticaret kesimindeki zincirin halkaları çoğalmış, ya maliyetler yükselmiş, ya da kar marjlarını artırmışlar.

REKABET EKSİKLİĞİ

- Kar marjını artırabilmek için rekabet eksikliğinin olması lazım. Belli bir ekonomik büyüklüğe sahip 120 tarımsal ürüne sahip ve oldukça büyük bir ülkede tam rekabet koşullarını sağlamak zordur. En azından alan bazında, bölge ve şehir bazında, ürün bazında, alıcı piyasasında ya da satıcı piyasasında ayrı ayrı rekabeti sağlamak zordur.

İTHALAT ZARAR VERİR AMA FİYATI FRENLER

- Her ne kadar çok eleştiri konusu olsa da, talebi artan veya arzı düşen ürünlerde ithalat yapılması fiyatları dengeliyor. Mesela et fiyatları son 5 yılda yaklaşık 3.5 milyar dolarlık ithalat yapılması yoluyla frenlendi. Aksi taktirde eti ya daha pahalı yiyecektik, fiyat artışları aracıları ve üreticiyi teşvik edip üretimi artıracaktı. Ya da alternatif ürünlere kayacaktık.

İTHAL ETSEYDİK SEBZE % 274 ARTAR MIYDI?

- Bir de taşıması pahalı, çürüme riskinin yüksekliğinden dolayı ithalatı zor olan gıda ürünleri var. Sebze grubu gibi. Zaten geçmiş 10 yıl içinde üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki en büyük fark da bu grupta meydana geldi. Tarım ÜFE yüzde 120 artarken 10 yılda sebze fiyatları yüzde 274 yükseldi. Üretici fiyatının 154 puan üzerinde bir fiyat artışı söz konusu. Rekabetsizlik veya ithalatın yapılamamasının sonucu işte böyle bir şey.

GIDA TİCARETİNE YENİ DÜZEN

- Üretici fiyatı ile tüketici fiyatları arasındaki büyük farkların oluşması, bunun daha çok rekabetten uzak ürünlerde gerçekleşmesi ister istemez ticaret sektörünü gündeme getiriyor. Ticaretin baştan sona, yukarıdan aşağıya yeniden dizayn edilmesi gerekebilir. En azından gıda ticaretinde yeniden yapılanma zorunlu. Yapıda çarpıklıklar var. Şeffaflık çok az. Üretici güçlü değil. Sorun tarladan satın alırken başlıyor. Perakende üretimi toplulaştırmada sorunlar yaşanıyor. Taşıma şekli yanlış, ambalajlama eksik, depolama eksik, perakende ticaretin yapıldığı son noktaların maliyetleri yüksek.

PAHALI GAYRİMENKUL, UCUZ GIDA OLMAZ

- Lüks alışveriş merkezlerinde, şehirlerin en gözde yerlerinde gıda ticaretinin yapılır hale gelmesiyle Türkiye ilk kez karşılaşıyor. Gayrimenkul sektöründe fiyatların 10 yıl, 15 yıldır soluksuz yükselişinin bir yan etkisi gıdada ortaya çıkıyor. Bu nedenle kira maliyetleri yüksek. Bu kadar pahalı mülklerde iş yapanlar, oturanlar gıdayı ucuz yiyemez. Üstelik bu gıda işini biz manavdan lüks alışveriş merkezlerine taşıdık. Alıcıya sonsuz seçme hakkı tanıdık. Meyve sebzenin bu kadar seçilmesi, defalarca ellenmesi kayıpları artırıyor ve fiyatları da yükseltiyor.

ÜRETİM PLANLAMASI ŞART

- Üretim tarafında ise iyi bir planlamanın yapılması şart. Soğanda yüzde 10 üretim kaybının fiyatları nasıl da bir kat artırdığını gördük. İklim koşullarından kaynaklanabilecek üretim kayıpları da zamanında önlem alınmalı, ithalata başvurulmak yoluyla üretim kaybı telafi edilmeli. Bu konunun tek adresi Tarım Bakanlığı.

TEŞVİK ARTIRILIMALI VE ÜRETİME VERİLMELİ

- Tarım teşvikleri de üretime verilmeli. Araziye değil. Tarımsal teşvikler de mutlaka artırılmalı. Yıllardır GSMH’nın yaklaşık yüzde 0.5’i düzeyinde tarımsal teşvik veriyoruz. Bu oran mutlaka yüzde 1’in üzerine çıkarılmalı. Nüfusun yarısının kırsal kesimde yaşadığı Türkiye’de değiliz artık.

- Buğdayda bazı yıllar ithalatçı, bazı yıllar ihracatçı konumdaydık. Dışarıya net bir bağımlılığımız yoktu. Ancak geçen yıl üretimde yüzde 7 gibi büyük sayılacak bir azalma meydana geldi. Bunun üst üste bir kaç yıl tekrarlanması ülkenin temel besin ürününde dışa bağımlılığı beraberinde getirir. Bu yıl veya gelecek yıl mutlaka buğday üretiminde sıçrama yaratmak gerekiyor.

13 DÖNÜMLE OLMAZ

- Bölünmüş, küçük parçalara ayrılmış, ekonomik olarak ekilip biçilmesi imkansız hale gelmiş arazilerin mutlaka toplulaştırılması gerekiyor. Türkiye’de tarım arazilerinin ortalama büyüklüğü 13 dönüm. Bütün verimliliği, üretim artışını bu küçük parçalarla sağlamaya çalışıyoruz. Konunun çözümü için bir adım atıldı, zamana ve kaynağa ihtiyacı var. Büyük işletmelerin mutlaka tarımsal üretime katılması sağlanmalı.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!