Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hafta sonu sürpriz biçimde Merkez Bankası Başkanı değiştirildi. Cumhurbaşkanı hükümet sistemi döneminin üçüncü başkanı olarak eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı.

Bir önceki başkan Murat Çetinkaya görevden alınırken “faiz indirimine direndiği” açıklanmıştı. Onun yerine gelen Murat Uysal ise Temmuz 2019’dan başlayarak faizleri yüzde 24.0’ten yüzde 8.25’e kadar düşürdü. Bir yıllık dönemde 15.75 puana varan indirimle dünyada en çok faiz düşüren Merkez Bankası başkanı ünvanını aldı. Son olarak faizleri 2 puan artırdı ve yüzde 10.25’te bıraktı ama fiili faizleri de yüzde 14’ün üzerine çıkardı. Politika faizini artırabileceğini de vurgulu biçimde yaptı.

TL % 33 DEĞER YİTİRDİ

-Murat Uysal döneminde Türkiye 1970’lerden sonra ilk kez yüksek negatif faize geçti. Bankalar yüzde 7.5’ten fonlanırken, mevduat faizleri aynı düzeylere inmişken, yine aynı düzeylerde kamu bankaları spesifik bazı krediler veriyordu ve enflasyon da yüzde 11-12 arasında seyrediyordu.

-Türk Lirası da aynı dönemde faizlerle birlikte hızla değer kaybetti. Aylık ortalama dolar kuru üzerinden 1 TL’nin değeri Temmuz 2019’da 17.63 sentten kasım ayının 7 günlük ortalamasında 11.83 sente indi. 16 aylık dönemde TL’nin dolara karşı kaybı yüzde 33’ü buldu. Ya da TL her ay yüzde 2 kayıp yaşadı.

-Yine aylık ortalama üzerinden dolar/TL 5.67 liradan kasım ayının 7 günlük ortalamasında 8.45’e yükseldi. Doların TL karşısındaki artışı yüzde 49’u buldu.

REZERVLER ERİDİ

-TL’nin değerini korumada, merkez bankası olarak itibar sağlamada ve sonuçta da ülkenin dış dünyayla ticari ilişkilerini finanse etmede döviz rezervlerinin seviyesi çok önemlidir. Türkiye 2013’ten bu yana sermaye akımlarının zayıflamasının da etkisiyle rezerv kaybediyor.

-Ancak bu durum son dönemde hızlandı. Faiz indiriminin başladığı Temmuz 2019’da 99.4 milyar dolar olan Merkez Bankası rezervleri Ekim 2020’de 84.4 milyar dolara geriledi. Kayıp yüzde 15.7.

-Aslında altının değer artışı olmasa kayıp daha yüksek olacaktı. Çünkü değerlenme ve kısmen de altın rezevlerinin artırılmasıyla altın rezervi 23.5 milyar dolardan 42.1 milyar dolara yükseldi. Durumu biraz da altın tarafı kurtardı.

-Yoksa altın hariç 73.9 milyar dolar olan döviz rezervi Ekim 2020’de 42.3 milyar dolara indi. Azalma 33.6 milyar dolar ve yüzde 44 oranına vardı. Rezervlerde 16 aylık dönemin kaybı yüksek.

BU DA BAŞKA BİR İMKANSIZ ÜÇLÜYDÜ

-Sonuçta aylarca negatif faiz uyguladık. Kredileri de patlattık. Borç yeniden yapılandırmalarını düşük faizlerden gerçekleştirdik.

-Hatta bununla yetinmeyip yaz mevsiminde 2.5 ay kadar dolar kurunu 6.85’e sabitledik. Bunun için de rezerv kaybettik.

-Pandemi nedeniyle iç borçlanmada büyük artışlara giderek kamusal harcamaları finanse ettik, vergileri de indirdik.

-Merkez Bankası parasal gevşemeyle hem bütçe, hem de kredi genişlemesini finanse etti. Para politikası aşırı gevşetildi.

-Maliye politikası gevşek, kredi politikası gevşek, para politikası da gevşek. Üçünün aynı anda gevşetilmesi ve bunun sürdürülmesi imkansızdı. Öyle de oldu. Gidiş temmuz sonunda tıkandı.

-Sonuçta büyüme sağlamasına sağladık ama cari açık ve enflasyon yarattık. Bundan önce de döviz rezervleri eridi ve kurlar yükselişe geçti, faizler de yükseliyor.

-Kur artışı kadar fakirleştik, kişi başına gelirin veya alım gücünün düşmesiyle bedeli herkes ödüyor.

-Bütün bunların ardından dört yıllığına atanan Merkez Bankası başkanını 16 ayda görevden aldık.

YENİ BAŞKANIN MİSYONU NE?

-Yeni başkan da tıpkı görevden alınan başkan gibi, belli bir misyonla geliyor olmalı. Nasıl ki selefi geldi ve faizleri düşürdü şimdi yeni başkan acaba ne yapacak? Hangi fonksiyonu yerine getirecek? Faizi artıracak mı yoksa artışı durduracak mı?

-Rezervleri daha fazla eritemez, orada deniz bitti. Faizi düşüremez, zaten niye artırmadın diye kur aldı başını gitti. Geriye sadece yetirince kullanılmamış faiz artışı kalıyor. Bunu mu yapacak?

-Yeni başkan kamu yönetiminde tecrübeli bir bürokrat, bürokratik geleneğe sahip, piyasa dinamiklerine inanan ve piyasalarca da kredibıl biri. Bütün bu krediyi herhalde Merkez Bankası başkanlığında harcamak istemez.

-Ama kendisini o makama getiren siyasi gücün sözünden veya ekonomi duruşundan dışarı çıkması da mümkün olamaz.

-Bütün bunlara rağmen yeni başkan belli bir hareket imkanına sahip olarak göreve gelmiş olabilir mi? Her yeni gelene böyle bir imkan sağlanır. Bunu somut olarak 20 Kasım’daki Para Politikası toplantısında alacağı kararla göreceğiz.

“İSTESEK FAİZ ARTIRIR, KURU DÜŞÜRÜRÜZ”

-Geçen hafta sonu Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bazı Ak Parti Milletvekiliyle bir toplantıda yaptığı konuşmayı Yücel Kayaoğlu, Türkiye Gazetesi’nde haberleştirdi. Milletvekillerinin aktarımlarına göre Albayrak kur konusunda şunları söylemişti:

“Dövizdeki artışın birkaç sebebi var. Dünyadaki belirsizlikler, ABD seçimleri, pandemi, ülkeler arasındaki sıkıntılar. Hepsi dövizin yükselmesine neden oluyor. Biz dolarla uğraşmıyoruz. İstesek düşürürüz. Faizi yükseltirseniz, döviz düşer.

Ama bizim derdimiz bu değil. Faiz artırmanın da eksileri var, artıları var. Faiz yükselirse üretim düşer, istihdam azalır. Bizim buradaki amacımız ithalatı azaltmak, üretimi artırmak. İthalat uyuşturucu gibi, ilk kullanıldığında kendini iyi hissedersin ama bu seni yavaş yavaş öldürür. O nedenle bizim hedefimiz öncelikle ithalatı azaltmaktır. Dövizde yaşanan hareketliliğin birkaç ay içinde bir dengeye oturmasını bekliyoruz.”

DEĞİŞİMİN İŞARET FİŞEĞİ Mİ?

-Eğer Cumhurbaşkanı da aynen bu görüşte ise demek ki, Berat Albayrak ile faiz konusunda bir görüş ayrılığı yok. Ancak bu durumda Merkez Bankası başkanını değiştirmesine gerek yoktu. Çünkü Murat Uysal söylenenin dışına çıkan bir izlenim hiç vermedi.

-Belki yıprananı değiştirmek ve daha kredibil biriyle yola devam etmek isteyebilirler diye düşünülebilir. Bu durumda belki faiz artışını düşük yapmak veya hiç yapmamak gibi bir seçenek ortaya çıkabilir. Ancak bir Merkez Bankası başkanını görevden almaya değer miydi?

-Sorun faiz artırmak değilse ki, öyle olduğu anlaşılıyor, Merkez Bankası başkanlık ataması bir değişimin işaret fişeği, ekonomi yönetiminde değişimin ilk adımı olabilir.

-Nitekim dün akşam saatlerinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa ettiği haberi geldi. Bu yazı yazılırken istifanın akıbeti henüz belli değildi. Cumhurbaşkanı’nca kabul edilirse durumu daha farklı yorumlamak gerekebilir.

TL’YE KİM SAHİP ÇIKACAK?

-Bu durumda yeni başkandan ne beklenebilir?

-Faizlerin yönü zaten yukarıya dönmüştü ve bu eğilimin devam edip etmeyeceği kurun seyri açısından önemli. Dün akşam Nacı Ağbal’ın ikinci gününde bankacılarla bir araya gelmesi ve “çok verimli geçen” bir toplantı yapması, bu süreci mümkün olduğunca faiz artırmadan geçirilmek istendiğine işaret ediyor.

-Bu formül dışarıdan bir kaynak bulunması halinde çalışabilir. Bu da ekonomi yönetimine belli bir zaman kazandırır. Murat Uysal, Enflasyon Raporu’nu açıkladığı 28 Ekim’de swap görüşmelerinden 1-2’sinin sonuçlandırılmak üzere olduğunu belirtmişti.

-Yeni Merkez Bankası başkanından beklenen elbette TL’ye sahip çıkmasıdır. TL’yi birisi sahiplenecekse, bu Merkez Bankası’ndan başkası değildir. Çünkü TL onun bastığı paradır.

-Yeni başkanın faizleri artırmadan ve ekonomiyi boğmadan bunu yapıp yapamayacağını göreceğiz. Ya da kurun belli bir yerde dengelenmesini beklemekten başka çare kalmayacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00