Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen yıl kamu bankalarının öncülüğünde başlatılan kredi kampanyasıyla konut satışları 1.5 milyon adetle rekor düzeye yükseldi. Salgın hastalık ve karantina altında geçmesine karşılık 2020 şimdiye kadar çok konutun satıldığı yıl oldu.

Tetikleyici neden kredilerin çoğunun negatif faizle verilmesindeydi. Nitekim konut kredi stoku 100 milyarlık artışla 279 milyar liraya kadar çıktı. Talebin desteklenmesiyle konut fiyatları 2020’de yüzde 32 artarak tarihinin en yüksek değer artışına ulaştı.

Merkez Bankası da yaptığı bir çalışmada faizlerdeki bir birimlik değişmenin konut fiyatlarında 2.1 birimlik değişime yol açtığını ortaya koydu.

KONUTLARI KONUTU OLANLAR ALDI

-Peki kim aldı bu konutları diye dönüp geriye bakarsak görünüyor ki konutu olanlar aldı. Dün TÜİK tarafından açıklanan “2020 gelir ve yaşam koşulları araştırması” ortaya koydu ki, Türkiye’de konut sahipliği oranı artacağına daha da düştü.

-2019’da yüzde 58.8 olan oran 1 puan gerilemeyle yüzde 57.8’e indi. Uzun yıllar yüzde 59-61 bandında hareket eden konut sahipliğindeki bu düşüş, kredi patlaması ve artan fiyatlarla paralellik gösteriyor.

-Çünkü konutları ancak bankadan kredi kullanabilecekler ya da birikimi olanlar peşin parayla aldı. Kurumsal nüfus 1.2 milyon artarken, konut sahibi hanehalkı sayısının artmaması, geliri olanların ve banka kredisi kullananların ikinci, üçüncü konutu aldığının kanıtı.

-Konutu olanların sayısını çoğalttı, olmayanlar ise uzaktan seyretti. Dolayısıyla konut sahipliği gerilerken, kiracı oranı yükseldi. Kiracıların oranı bir yılda yüzde 25.6 ‘dan yüzde 26.2’ye çıktı.

-2020 yılında konut sahipliğini sadece fiyatlardaki rekor artış düşürmedi. Bunun yanında gelir dağılımının bozulması da düşürdü.

GELİR NASIL DAĞILIYOR?

-TÜİK’in gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre zaten bozuk olan gelir dağılımı pandemi döneminde daha da bozuldu. En yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay yüzde 46.3’ten yüzde 47.5’e yükseldi. En düşük gelirli yüzde 20’lik grubun payı ise yüzde 6.3’ten yüzde 5.9’a indi. Arada 8 katlık uçurum var.

-Rakamlar koronavirüs salgını döneminde 2000’li yılların en hızlı gelir dağılımı bozulması yaşandığını gösteriyor.

-Gelir dağılımındaki bozulmayı sürekli yoksulluk oranının 1 puan, maddi yoksulluk oranının 1.1 puan artması da yansıtıyor.

-Gelir dağılımını yansıtan Gini katsayısı da 0.395’ten 0.402’ye yükseldi. Yine bu oranda 2000’li yılların en kötü rakamı 0.403 ile 2006’da, en iyi rakamı 0.379 ile 2014’te yaşanmıştı. Oranın yükselmesi gelir dağılımında bozulmayı, düşmesi ise iyileşmeyi gösteriyor.

KREDİ PATLAMASI ETKİSİ

-Gelir ve servet dağılımını hızlı kredi artışının genelde düşük faiz üzerinden yapılması da bozdu. Düşük faizli kredi artışı, borçların uygun koşulla yeniden yapılandırılmasını ve yükümlülüklerin kapatılmasını beraberinde getiriyor.

-Bunun yanında beklentilerin bozulmasından dolayı döviz ve altın alımlarını yükselterek de varlıklı kesimin servetinin büyümesine yol açıyor.

-Pandemi koşullarında işini ve gelirini kaybedenlere yönelik doğrudan yardım ve hibe destekleri düşük kalırken, ekonomik krize müdahale asıl kredi artışı ile yapıldı. Faizlerin hızla indirilmesi ve Merkez Bankası’nın yarım trilyon lirayı aşan parasal genişlemeye gitmesinin sonucunda kredi stokundaki artış yıl içinde yüzde 44’e, yıl sonu itibariyle yüzde 35’e çıktı.

-Bunların sonucu Türkiye tarihinin en büyük kredi genişlemesine gitti. Krediler 1 trilyon TL kadar arttı. Bu da geçen yıl için açıklanan 5 trilyon liralık GSYH’nın beşte biri demek. Hatta yılın üçüncü çeyreğinde OECD ülkeleri arasında Türkiye kredi genişlemesinde ilk sıraya yükseldi.

-Kredi artışı, varlıklı kesimdeki servet büyümesi ve koronavirüs etkisi çakışınca ortaya belirli ürünlerde tüketim patlaması çıkıyor.

DOLAYLI VERGİDE REKOR ARTIŞ

-Dün açıklanan bütçe verilerinde de hem mayıs ayı hem 5 aylık dönemde hızlı tüketim artışını gördük. Dolaylı vergilerin etkisiyle toplam vergi gelirleri mayıs ayında yüzde 69.2, beş aylık dönemde de yüzde 51 gibi çok yüksek oranlarda arttı. Bu artışlar da daha düşük enflasyon yaşadığımız 2000’li yıllarda görülmeyen artışlar.

-Dolaylı vergiler içinde dahilde alınan KDV mayısta yüzde 633.2, beş ayda ise yüzde 126.9 arttı.

-Özel tüketim vergisi mayısta yüzde 17.6, beş ayda yüzde 24.2 büyüdü.

-İthalde alınan KDV de mayısta yüzde 122.5, beş ayda yüzde 92.8 yükseldi.

-Bu üç verginin toplam vergi gelirlerine oranı geçen yılın ilk beş ayında yüzde 45 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 50’ye yükseldi.

GÜÇLÜ TÜKETİM SÜRERKEN FAİZ İNDİRMEK

-Vergi gelirlerindeki artış iç tüketimin güçlü seyrettiğinin göstergesi. Kim tüketiyor sorusunun yanıtı ise gelir ve servet dağılımındaki bozulmada yatıyor.

-Negatif faizle kredi patlaması paraya ulaşan ve kredi kullanma gücüne sahip olanların gelir ve servetini artırdı. Servet sahipleri de gayrimenkule, dövize ve altına yöneldi. Bu üç alanda yaşanan hızlı değerlenme, servetler üzerinden gelirleri artırdı ve dağılımı da daha bozdu.

-Tüketim artışının fiyatları artıcı etkisi elbette var. Maliyet kaynaklı olarak fiyatlar hızla artıyor. Hem kurun yükselmesi hem de dünyada emtia fiyatlarının artması üretici fiyatlarını tüketici fiyatlarının iki katından fazlaya çıkardı.

-Tedariğinin sağlanmasıyla aşılamada büyük bir hızlanma yaşanıyor. Aşılama ile birlikte hayatın normale dönmesinin tüketimi daha artıcı etki yapacağı açık. Sonuçta pandemi döneminde ertelenen bir tüketim talebi de var.

-Böyle bir konjonktürde Merkez Bankası’nın faizi düşürmesi ise ancak tüketimi körükler, ithalatı ve cari açığı artırır, gelir dağılımı daha da bozar.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00