Saunadaki çıplak kadına türban takıyor musun diye sorulur mu?
Üç yıl kadar önceydi. Oxford'da kadının biri tepeden tırnağa çarşaflı vaziyette saunada terledi, sonra da o kılıkta havuza atladı diye bütün İngiltere günlerce bu olayı tartışmıştı. Özellikle de Müslümanlar. Bir İslami kuruluş adına görüş bildiren şahıs, "Hicabın, İslamiyet ile ilgisi yoktur, kültürel bir giysidir. O vaziyette saunaya girilmez" diye buyurunca Müslüman kadınlar sinirlenmişti.
Gazete haberlerine göre, olayın geçtiği sağlık kulübünün erkek üyelerinden biri, çarşaflı kadına, "Bu kıyafetle sauna ve havuza girmek yakışık alıyor mu? Bakın bütün kadınlar mayolu" diye çıkışmış ve bu tavır Müslüman toplumu tarafından saldırgan bir davranış olarak algılanmıştı.
Nitekim kulüp yetkilileri de, çok sıkı kılık kıyafet kuralları bulunmasına karşın, "Müslüman hassasiyetini" dikkate alarak kadına müdahale etmemişlerdi. Anlaşılan haklıydılar.
Bu geçmiş zaman hikâyesi, Die Zeit'ın web sitesinde Deniz Başpınar imzalı yazıyı okurken aklıma geldi. "Türk kadını dediğin türbanlı olur" yargısına; Almanların göçmenlere karşı genellemeci tavrına öfkelenen bir yazı.
Küçük bir hikaye anlatıyor Deniz Başpınar. Hikayenin kahramanı 40 yaşındaki bir Türk kadını. 20 yaşındayken öğrenim için Almanya'ya gitmiş, orada kalmış, şimdi öğretmenlik yapıyor. Ve saunaya gitmeyi seviyor. Günün birinde saunada bir erkekle sohbete girişiyor. Adam Alman. Sohbet koyulaşıyor, özel sahalara giriliyor ve kadın Türkiye'den geldiğini anlatıyor. Adamın, "Türkiye" lafını işitmesiyle "Türban takıyor musun?" diye sorması bir oluyor.
Kadın şaşırıyor tabii. Ortam sıcak, üzerinde bir havlu parçası var, neredeyse çıplak. Adam da öyle ve türbanı soruyor. Kadının şaşırdığını görünce, "Yani tabii ki, sokakta demek istiyorum" diye düzeltiyor.
Adamın saflığına gülüp geçesim geliyor, ancak yazar bu sorudan birtakım sonuçlar çıkarıyor. Bir kere bu Almana göre "Türk kadını eşittir türban." Gördüğü her Türk kadınını kafasındaki resme oturttuğu için Stalinci bir algıya sahip. Her gün onlarca başı açık Türk kadını yanından geçip gittiği halde, kafasındaki resmi sorgulama gereği duymuyor. Tesettürlü bir kadının yarı çıplak vaziyette saunada bir erkekle oturamayacağını akıl edemediğine göre, türbanı etnik bir aksesuvar sanıyor, dini anlamını bilmiyor.
Deniz Başpınar bu hikayeyi Almanya'daki göçmenlerin trajikomik yaşamına örnek olsun diye anlatıyor.
Peki ama saunadaki o Alman, türbanın anlamını gerçekten bilmek zorunda mı? Müslümanlar bile tam bilemezken. İngiltere'deki İslami kuruluşun yetkilisi tesettür için, "kültürel giysidir" diyor, ama bunu böyle algılayan Alman kabahatli oluyor.
Yazıya gelen okur yorumlarına bakıyorum, Almanın biri, "Müslümanlar, Katoliklerin adetlerini sanki çok mu iyi biliyor?" diye soruyor haklı olarak. "Kadınların, erkek bakışlarından sakınmak için örtündüğünü bilmek zorunda değiliz" diyen de var.
Almanya'daki sauna hikayesinin sonunu da dinleyin. Kadın türban sorusunun intikamını alıyor. Hem de fena halde kafa bularak.
Kadını sauna sonrası kahveye davet eden adam kibarca reddediliyor; "Abilerim, erkeklerle görüşmemi istemiyor…"