“Emine Bulut cinayetinden sonra bir vahşet daha…” diye yansıdı olay haberlere. Oysa öncesi de vardı ama, Emine’nin gözler önündeki katli, Güldanya Tören’den, Ayşe Paşalı’ya kimbilir kaçıncı miladımız olduğu için “sonra” vurgusu ağır basıyordu. Gaziantep’te taze doğum yapmış anne Güldane Yırtıcı, boşanma aşamasında olduğu kocanın dayak ve bıçak darbelerine maruz kalmıştı hastane yatağında. Güldane’nin yaraları sarıldı ve yoğun bakımdan çıktıktan sonra, o örselenmiş haliyle oğlu Umut’u kucağına alabildi. Umut! 15 Yıl önce Bitlis’te sözde töre adına katledilen Güldünya da oğluna Umut adını vermişti…

Üçüncü bebeğine hamile Güldane şiddet gördüğü için altı ay önce baba evine gidip boşanma davası açmıştı. “Gelinlikle geldin, kefenle gidersin” tehditleri savurup eyleme de geçen saldırgan Ahmet Yırtıcı tutuklandı. Peki nereye kadar? Bundan sonra Güldane’yi kim koruyacak? Güldane’nin şu seslenişini kim duyacak: “O caninin cezaevinden çıkmasına engel olsunlar. O dışarı çıkarsa eğer, işini yarım bırakmayacaktır. Ben bu korkuyla yaşamak istemiyorum. Çocuklarımın annesiz kalmasını istemiyorum. Yetkililerden ricam bir kadın, bir anne daha ölmesin…”

Bıçak yaralarıyla bebeğini kucağına alan Güldane Yırtıcı, "Bir kadın daha ölmesin" diye ses veriyor.

Aslına bakılırsa, şu sıra tartışılan İstanbul Sözleşmesi , Güldane’nin yaşam hakkını koruyacak tüm tedbirleri içeriyor. Türkiye dahil imza koyan devletleri, kadına karşı şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmakla, toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmekle yükümlü kılan sözleşmenin 20’nci maddesi şöyle diyor:

“Taraflar mağdurların şiddet eylemi sonrasında iyileşmelerini kolaylaştıracak hizmetlere erişimini sağlayacak gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Bu tedbirlere gerektiğinde, yasal ve psikolojik danışmanlık hizmetleri, finansal yardım, konut sağlama,
eğitim, öğretim ve iş bulma yardımı da dahil olacaktır.”

Aynı sözleşmeye göre şiddet uygulayan şahıs, hiçbir gerekçeye sığınamayacaktır. Kültür, din, gelenek veya sözde töre ve namus, her ne olursa olsun!

“İŞİNİ YARIM BIRAKMAYACAKTIR…”

Güldane’nin dilinden dökülen “İşini yarım bırakmayacaktır…” hançer gibi üç sözcük. Sırf bu üç sözcük nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) “femisid”i önlemenin en etkili yollarından biri olarak hastane kayıtlarının takibini öne çıkarıyor. Çünkü dünya çapındaki bütün araştırmalar gösteriyor ki, “femisid” kurbanlarının çoğu, erkek şiddetinin yara bereleri nedeniyle daha önce hastaneye başvurmuş kadınlar.

Evet “femisid”! Dünya Sağlık Örgütü , kadın cinayetlerini bu kavramla anıyor. Kadına yönelik sözlü, ekonomik, fiziksel ve cinsel şiddetin en uç ve nihai noktası olan cinayeti “femisid” diye sınıflandırıyor. Çünkü kadınlar, mevcut ya da eski partnerler tarafından sırf kadın oldukları için öldürülüyor, cins-kırıma uğruyor. Şiddet gördüğü için femisid riski altında olan kadınların, sağlık çalışanlarıyla kolluk kuvvetleri arasında direkt irtibatla kayıt ve koruma altına alınmasını salık veren WHO, “Özellikle hamilelik döneminde eş şiddetine maruz kalan kadınların korunması, femisid riskini azaltacaktır” diyor.

MEDYA “FEMİSİD” KAVRAMINI KULLANSA DA…

Güney Afrika kökenli Amerikalı feminist sosyolog Diana Russell’ın 40 yıl önce kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı tanımlamak için ortaya attığı “femisid” kavramı, bugün birçok Avrupa ülkesiyle, ABD ve Latin Amerika’da tartışılıyor. Çünkü kadına karşı şiddetin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle başlayıp kadının katline varan temel unsurları dünyanın hiçbir yerinde bütünüyle deşifre edilmiş ve etkin mücadele/koruma yöntemleri tesis edilmiş değil. En az gelişmiş dünyadan, en demokratik ve müreffeh ülkelere kadar.

Diana Russell, femisid kavramını yerleştirmek için yıllardır mücadele ediyor.

AGİT’in 2016 verilerine göre, sadece o yıl içinde dünya çapında 43 bin 600 kadın mevcut veya eski eşlerince ya da aile üyeleri tarafından katledildi. Honduras ilk sırada; her 100 bin kadından 15’i erkek şiddetinin kurbanı.

Almanya ve Avusturya’da, kadına yönelik şiddet ve ölümlerdeki artış nedeniyle hükümetlerin artık “femisid” kavramını kabul ederek, daha etkili koruma önlemleri ve daha ağır cezalarla harekete geçmesi yönünde baskı var. Avusturya’daki tartışmanın nedeni, Eurostat istatistiklerine göre 28 AB ülkesinde işlenen cinayetlerde kadınlara düşen oran bakımından birinci sırada olması. 2015 verilerine göre öldürülen 55 kişiden 31’i kadın. AB ortalaması yüzde 36.4; Avusturya’daki oran ise yüzde 56.36. Diğer bazı Avrupa ülkelerinde öldürülen kadın sayısı daha fazla olduğu halde, bu oran “femisid” tartışmasını gündeme taşıyor.

Paris'te Femen gösterisi: Femisid'i durdurun.

Almanya’da her üç günde bir kadın mevcut veya eski eşi tarafından öldürülüyor. Bu yıl öldürülen kadınların sayısı 109. Daha sert yasalar için baskı var ama siyaset, “Mevcut yasalar yeterli” diyor. Aktivist Prof. Kristina Wolff’un, change.org’da başlattığı kampanyaya 66 bini aşkın imza verildi. Adalet ve Aile bakanlarına “femisid”e karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri için çağrı yapılıyor. O sorumluluk ne mi? Wolff’a göre Alman Hükümeti, İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmiyor, insan hakları ve yaşam hakkına dair uluslararası ve iç hukuk hükümlerini çiğniyor. 2020 bütçesinde İstanbul Sözleşmesi’nin gerektirdiği fonlar yer almıyor, sığınma evlerinin sayısı yeterli değil. Kadın öldürme suçunu işleyen erkeğe daha ağır ceza verilmesi yönündeki talebe de merkezdeki bütün partiler soğuk bakıyor. Ve Prof. Wolff’un şu sorusu ortada kalıyor: “Kadına yönelik şiddet eyleminde bulunan kişinin alkol ve uyuşturucu etkisi altında olmak hafifletici neden sayılıyor?”

Almanya'da İstanbul Sözleşmesi'nin harfiyen uygulanması için kampanya başlatan Prof. Kristina Wolff.

Almanya’da birçok kadın yazar da medyanın dilini eleştiriyor; “Bir kadın öldürülüyor, ‘Aile trajedisi’ başlıkları atılıyor. Kadına karşı şiddeti artık ciddiye alalım ve adını koyalım: bu femisid’dir…”

“Femisid” ya da İspanyol coğrafyasındaki diğer söylemle "feminisid"in yasalara girmesi için tartışmanın sürdüğü Meksika ve Nikaragua’nın yanı sıra Arjantin’de de “hayattan bir kadın bile eksilmesin” diye mücadele eden kadın hareketi “Ni una menos” medyada ve mahkemelerde “femisid” kavramının kullanılması için yıllardır bastırıyordu. Medya şimdi “femisid” haberleri veriyor; “Şiddete karşı protesto yürüyüşlerinin başladığı 2015’ten bu yana 1193 kadın femisid kurbanı oldu…” şeklinde. Demek ki, sadece medyanın dilini toplaması yetmiyor, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik zihniyet devrimi olmadığı sürece şiddet bitmiyor.

Bizim de yıllardır itiraz ettiğimiz “öfkeli koca…” diye başlayıp bilinçaltından cinayete meşruiyet işleyen başlıklar neyse ki azaldı ama medya duyarlılığı şiddetin sonunu getirmeye yetmiyor. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!