Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Teke Tek Özel’de Fatih Altaylı’ya göçmen sorununa dair geçmişten ilginç bir anıyı aktardı. Bugünkü sığınmacı sıkıntısını “Türkiye göç hendeği oldu” diye açıkladıktan sonra 2001 yılına gitti. Göç hareketlerinin çok da gündemde olmadığı, bölgede ise hiç konuşulmadığı günlere. Ortada ne Arap Baharı var ne de Suriye’de iç savaş. Hatta Irak bile daha işgal edilmemiş.

        Dönem DSP-MHP-ANAP koalisyonu dönemi. Akşener MHP milletvekili, Dışişleri’nden aranıyor. Avrupa Parlamentosu’ndaki bir toplantıya gitmesi isteniyor. Konu iklim, Akşener diyor ki; “İklim kim ben kim. Sonra anlaşıldı ki, iklim yani küresel ısınma içinde göç konuşulacak. (Eski içişleri bakanı olarak göç meselesiyle uğraştığı için seçilmiş). Siz gidip burada konuşacaksınız dediler. Genelde yurt dışında görevlendirilmeyen bir parlamenterim. Lisanım bir müzakerenin içinde yeterli olmayabilir dedim, elçilikten simultane tercüman verdiler. Gördüm ki Batılı, küresel ısınma, fakirlik ve iç savaşlar nedeniyle Avrupa’ya doğru kitlesel bir göç olacağını hesap ediyor. Avrupa Türkiye’yi hendek yapmak istiyor. Daha yıl 2001. Türkiye geçiş noktası ve bütün plan kaçak göçmenlerin Türkiye’de kalması, kampa konulması. Ekonomik desteği küçük miktarda da olsa yapmaya razılar, yeter ki memleketlerine gelmesin. Orada çok ciddi tartışıldı.”

        Akşener’e göre bugünkü şartlar Türkiye’nin hendek olmayı kabul ettiğini gösteriyor. Peki göç hareketinin nedenlerinden biri iklim krizi mi? Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller’e göre öyle; “Bugün Afrika’da 20 milyon insan iklim krizi yüzünden göç yoluna düştü. Küresel ısınma bugünkü düzeyde devam ettiği takdirde önümüzdeki on yılda sayı 100 milyona çıkacak ve Avrupa üzerindeki göç baskısı daha da artacak…” diyor.

        SIĞINMACIYA İKLİM PASAPORTU

        Bakan Müller bu uyarıyı Madrid’deki iklim konferansı öncesinde yaptı. Açıklaması gayet de mantıklıydı. Çünkü global ısınma sadece çölleşmeyle su ve gıda kaynaklarını tüketmekle kalmayıp aynı zamanda kıyı şeritlerinde deniz seviyesinin yükselmesine ve doğal afetlere yol açarak göç hareketlerini tetikleyecekti. Yeşillerden Claudia Roth da aynı fikirde, göçlerin nedeni iklim krizi. Hatta küresel ısınmadan etkilenen sığınmacılara, güvenli ülkelerde eşit vatandaşlık hakkı tanıyacak “iklim pasaportu” verilmesini talep ediyor. Yeşiller bu yönde bir önergeyi Meclis’e sundu.

        Ancak bilim çevreleri siyasetçilerle aynı fikirde değil, “iklim göçmeni” diye bir kavramın varlığı bile tartışmalı. Örneğin Alman Kalkınma Politikaları Enstitüsü’ne göre iklim ile göç arasında doğrudan bağlantı yok. Sıcaklık artışı 0.1 derece düzeyindeyken kaç kişinin göçe zorlanacağını hesaplamak mümkün değil. BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü (IOM) yetkilisi Susanne Melde, “Biz iki olgu arasında bir bağlantı göremiyoruz. İklim değişikliği nedeniyle kaç kişinin göç ettiğine dair veri oluşturacak bir istatistik yok” diyor.

        Milenyum öncesine gidelim… 1980’li yıllarda Birleşmiş Milletler Çevre Programı uyarınca, varoluşu tehdit eden çevre olayları nedeniyle ülkelerini terketmek zorunda kalanlara “çevre mültecileri” tanımı getiriliyor. Ancak çevre olaylarının net tanımı yapılmadığı için bilim insanları karşı çıkıyor. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde çevreden etkilenenlerin yurtlarını terkedecek maddi kaynağa da sahip olmadığı belirtiliyor. Fakat tartışma sürüyor. 1990’lı yıllarda Oxford Üniversitesi’nden biyoçeşitlilik araştırmaları uzmanı Prof. Norman Myers, iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılına kadar 200 milyon insanın göçe zorlanacağını ileri sürüyor. İklim-göç bağlamında uyarıda bulunanlar bugün hala Myers’in yaptığı hesaptan yola çıkıyor.

        İÇ GÖÇ DAHA FAZLA

        2050’ye kadar uzanan zaman diliminde aşırı sıcaklar, doğal afetler ve deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenecek bölgelerde yaşayan nüfusa dayanıyor Myers’in hesabı; nüfus artışı tahminleri de dahil. BM ise kesin rakam vermeyi benimsemiyor. Çünkü refah düzeyi, siyasi istikrarsızlık, toplumsal koşullar ve yaş da göç kararında önemli rol oynuyor. Örneğin az gelişmiş ülkelerde en çok tarım kesimi doğal afetlerden etkileniyor, fakat maddi imkansızlık nedeniyle yurtlarını terkedemiyorlar. Bu nedenle iç göçler öne çıkıyor. Geçen yıl itibariyle doğal afet ve iç çatışmalar neticesinde yerlerini terkedenlerin sayısı 17.2 milyonu buluyor. Çoğu Asya ve Afrika’da.

        Dünya Bankası’na göre de önümüzdeki 30 yıl içinde 140 milyon insan iklim krizi nedeniyle iç göçe zorlanacak. Ancak bu projeksiyonda sosyo-ekonomik koşullar ve demografik veriler de diğer stres faktörleri olarak hesaba katılıyor. Prof. Myers’in öngörüsüne karşılık daha güvenilir bir modelleme sayılıyor.

        2015-2016’da Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Kenya, Mauritius ve Vietnam’daki iklim değişiklikleri nedeniyle yaşanan göç hareketleri incelenmiş; her beş göçmenden birinin yurt sınırları içinde kaldığı tespit edilmiş.

        SURİYE’NİN ÖZEL DURUMU

        Bütün veriler iklim değişikliğinin dış göçlerde çok küçük payı olabileceğini gösteriyor. Fakat Suriye’ye gelince ilginç bir durum ortaya çıkıyor. New York’taki Columbia Üniversitesi uzmanları, Suriye’den milyonları bulan sığınmacı akınını 2007-2010 arasında yaşanan kuraklığa bağlıyor. 2015 tarihli bu araştırmaya göre iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık kırsaldan kente yoğun göç hareketine neden oldu ve bu durum siyasi istikrarsızlık ortamında iç çatışmayı sertleştirdi. Bu teoriye itiraz edenler Suriye’de kuraklıktan önce de istikrarsızlık olduğuna dikkat çekiyor. Ancak 2011’de patlak veren iç savaş öncesi köyden kente göçlerin yerleşim yoğunluğu nedeniyle sığınmacı sayısını artırdığı da bir gerçek.

        Suriyeli sığınmacılara odaklandığımız için Irak, Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’ye yönelen düzensiz göç hareketlerini pek dikkate almıyoruz. İşte en son Van Gölü’ndeki göçmen faciası; yedi kişinin öldüğü alabora olan teknedeki kaçaklar Afganistan, Pakistan ve Bangladeş uyrukluydu. Son AB raporuna göre bu yıl Türkiye’den Avrupa’ya sığınmacı akını yüzde 46 oranında arttı, sayı 70 bini buldu. Yunan adalarındaki kamplarda insanlık dışı şartlarda yaşam savaşı veren sığınmacıların sayısı 68 bine ulaştı. Oysa sadece 8 bin 500 kişiye yetecek kadar yer var. Ve aralarında sadece yüzde 14’ü Suriyeli; yüzde 30’u Afgan, gerisi Pakistanlı, Iraklı. Avrupa Birliği mülteci paylaşımında anlaşamadığı için iltica taleplerine belki yıllarca yanıt bekleyecekler.

        Diğer Yazılar