Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ne de olsa kadın ve ne de olsa Alman. Hele de AB dönem başkanı olunca Merkel maskelere de ayar verdi. Bulgaristan Başbakanı Borisov, Brüksel’deki liderler zirvesine esnaf tarzı burun açıkta kara maskeyle gelince Merkel anında ihtarı verdi parmağıyla. Borisov da rütbesini bildi, selam çakarak maskesini düzeltti.

Pandeminin izolasyon günlerinde yürütülen sanal buluşmalarda korona yardımı kriterleri üzerinde anlaşamayan Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin liderleri, meseleyi fiziki ortamda çözmek üzere önceki gün Brüksel’de ilk kez bir araya geldiler. Video-konferanslarda internette kopmalar, ekran donmaları, simultane tercüme olmadığı için vakit kaybı, yanlış anlamalar, açık unutulan mikrofon kazaları, evdeki kedi-köpek sesleri olmadan yüz yüze müzakere için masaya oturdular. Ama her zamanki klasik yuvarlak masaya değil. Mesafe ayarı için AB Konseyi binasındaki 330 kişilik büyük salon hazırlandı. Sadece taze hava dolaşımı sağlandı, liderler her ara verdiğinde kulaklıklardan kapı kollarına herşey dezenfekte edildi. İçlerinde aniden hastalananlar olur diye bir doktor hazır bekletildi. Ülke heyetleri daraltılarak, sayıları 19’dan altıya indirildi.

Medyaya sızdığına göre bazı diplomatlar, “Ya aralarında bir süper bulaştırıcı varsa, hepsi birden Kovid-19 olursa“ diye esprileştiler. Ancak liderlerin düzenli test yaptırdığı da not edildi. Liderler maskeli geldi ama görüşmelerde çıkarıldı. Merkel‘in Borisov’a maske ayarı, Macron’un 50 cent'lik ucuz maske takması, Doğulu Çek, Slovak, Macar ve Polonyalı liderlerin maskesiz bir arada görünmesi, İtalyan Conte’nin sanki Armani elleriyle dikmiş kadar şık görünen maskesi ve dirsek selamlaşmaları muhabbet hoşluğu olarak kayda geçti. Ancak korona krizi ekonomik hasarının hangi yöntemle giderileceği konusundaki pazarlık o kadar hoş geçmedi. Dönem başkanı olarak özel zirvede merkezi rol üstlenen Merkel’in işi de Borisov’un maskesine ayar vermek kadar kolay olmadı. İlk gün 14 saat süren görüşmelerde, dört ay devam eden sanal buluşmalarda ortaya çıkan anlaşmazlıklar yine giderilemedi.

İki günlük zirvenin ana hedefi, 1.8 trilyon Euro tutarındaki koronavirüs kurtarma planı ile yedi yıllık AB bütçesi üzerinde uzlaşmaya varmaktı. Merkel ile Macron’un teklifi, 750 milyar Euro’luk korona fonlarının 500 milyar Euro’luk kısmının hibe yardımı olarak sağlanması, geri kalanın kredilendirilmesi şeklindeydi. Başta korona krizinde ağır yara alan İtalya ve İspanya olmak üzere güneyli üyeler bu hibe yardımını kayıtsız şartsız istiyor. Beşli bir grup olmalarına karşı kendilerine “Tutumlu Dörtlü“ diyen Hollanda, Avusturya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç ise hibeyi, yardım alan ülkelerde ekonomik reform şartına bağlamak istiyordu. Birlik topluca borçlanacaksa paraların yatırımlara akacağından emin olmaları gerekiyordu.

KARATECİYİ KIZDIRMAK!

Bu grubun öncülüğünü yapan Hollanda Başbakanı Mark Rutte, en sert çıkışlarda bulunan lider oldu. Hibe yardımını kategorik olarak reddeden Rutte, 750 milyar Euro’luk korona fonu için veto yetkisi şartıyla çok sıkı denetim konusunda diretiyor. Öyle ki Bulgar Borisov, Rutte’nin taleplerine hayli öfkelendi; akşam yemeğinde “Bu adam Avrupa’nın polisi gibi davranıyor“ diyerek patladığı söyleniyor. Bir zamanlar Bulgaristan Milli Karate Takımı’nın teknik direktörü olan Borisov’u fazla kızdırmamak gerektiği de söylendi.

Netice alamayacağını bildiği halde “hiç hibe yardımı olmasın“ diye direten Rutte zirvenin odak noktasıydı. Yemek sonrası gazetecilere, “Bazı mevkidaşlarımı irite ettiğimi biliyorum ama herkes gibi ben de kendi ülkemin çıkarları için mücadele ediyorum” dedi. Korona fonları için veto yetkisi şartı konulması halinde, tek bir üye bile bu yetkiyle musluğu kapatabileceği için benimsenmiyor. Hollanda ve müttefikleri ayrıca 1 trilyon Euro’yu aşan yedi yıllık bütçenin de daraltılmasından yana.

Bu uzlaşmazlık ortamında AB Konseyi Başkanı Charles Michel bir her iki tarafın da taviz vereceği yeni bir teklif getiriyor; hibe yardımının 450 milyar Euro’ya indirilmesini, kredi desteğinin 300 milyar Euro’ya çıkarılmasını öneriyor. Yardımların yerinde kullanılmaması halinde bir fren mekanizması da içeriyor teklifi. Ancak Rutte, veto yetkisiyle daha kesin bir fren mekanizmasında ısrarlı. Avusturya Başbakanı Kurz da Rutte’ye destek çıkarak, “Paralar yatırımlarla reformlara eşgüdümlü yönlendirilmediği takdirde, bozuk sistemler düzelemez” diye tweet atıyor. Bu tavırların İtalya ile İspanya’nın fazlasıyla gücüne gittiğini söylemeye gerek yok. Geçenlerde sosyal medyada dolaşıma çıkan bir videoda Hollandalı çöpçü “Sakın İtalya ve İspanya’ya para vermeyin” diye Rutte’ye sesleniyor, o da hayır anlamında “Nee, nee, nee” diye karşılık veriyordu.

Hollandalı Rutte ve İspanyol Sanchez; pazarlığa devam.

Borç ve işsizlik oranı yüksek, turizm sektörü de korona nedeniyle darbe yiyen iki ülkenin liderleri zirve öncesinde hayli lobi yaptı. İtalya Başbakanı Conte Amsterdam’a, İspanyol lider Sanchez de Stockholm’e giderek hibe yardımı için zemin hazırlamaya çalıştılar ama görünen o ki, pek başarılı olamadılar.

İngiltere’nin de AB üyesi olduğu günlerde Hollanda, Londra’nın arkasına gizlenerek daha küreselci liberal politikalar için bastırabiliyordu. Fakat şimdi yalnız kaldığı için projektör altında. On yıldır başbakanlık koltuğunda oturan Rutte’nin dört partili koalisyon hükümetinin önümüzdeki mart ayında seçim sınavı da var. Hatta koalisyonun Hıristiyan Demokrat ortakları liberal eğilimli Rutte’dan daha da sert; ve kamuoyu yoklamalarına göre Hollanda halkının yüzde 61’i yeniden yapılanma fonlarına “hayır” diyor.

Seçim kaygısı bir yana Rutte haksız da değil. Çünkü birliğin geçmişinde üyeler arası ayrımcılık olmadı değil. Örneğin Fransa bütçe açığı verdiği halde neden yaptırım uygulanmadığı sorulduğunda eski Komisyon Başkanı Juncker açık açık, “Çünkü o Fransa” yanıtını vermişti. Bu yanıtı sadece Rutte değil, herkes hatırlıyor.

HUKUK DEVLETİ PROBLEMİ

Merkel, koronavirüsün yükselişiyle popülist politikaların da artık sınıra dayandığını söyledi geçenlerde. Şu an için ABD ve Avrupa cephesindeki göstergeler, Merkel’i doğruluyor: Kriz anında popülizm sökmüyor. Trump pandemiyi kötü yönetimiyle anketlerde çuvallıyor, Almanya, İsveç ve Finlandiya’da da popülist partiler zemin kaybediyor. Popülist olmayan sağ ve soldaki mevcut iktidarlar ise anketlerde yükselişte. Avusturya, İrlanda ve Hollanda’daki sağ hükümetler ile soldaki Danimarka en tipik örnekler.

Viktor Orban maskesiz...

Ancak Macaristan ve Polonya’daki popülist yönetimler halen AB kriterlerini zorlamaya devam ediyor. Yeniden yapılanma ve bütçe bahsinde AB Komisyonu, yardım alacak ülkelerin vatandaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermesini, hukuk devleti ilkelerine bağlılığın teyidini istiyordu. Bu mesele başta Macaristan ve Polonya’yı hedef alıyor. Özellikle Macar lider Orban’ın hukuk devleti mekanizması gündem dışı bırakılana kadar görüşmeleri bloke edebileceği söyleniyordu. Diğer Doğulu üyeler de benzer görüşü paylaşıyor, ancak çıkarları Orban tarafından yeterince temsil edildiği için seslerini fazla yükseltmiyorlardı. Neticede direniş başarılı oldu ve hukuk devleti ilkesini en fazla öne çıkaran kuzeyli üyelerin de bu meseleyi ikinci plana atmasıyla, sulandırılmış bir uzlaşmaya varıldı. Avrupa Parlamentosu’nun yeniden yapılanma ve bütçe paketi oylamasında, sadece nitelikli çoğunluğun itirazı olursa yardımlar hukuk devleti ilkesine takılacak ki, bu ulaşılabilir bir çoğunluk değil.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!