Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tenisin iki numaralı kadını ve dünyanın en çok kazanan kadın sporcusu olarak Naomi Osaka’nın Fransa Açık’tan çekilmesi günlerdir tartışılıyor. Tam bir fikir yarılması hakim. Kimine göre Osaka, ruh sağlığını korumak için basın toplantılarına çıkmamakta yerden göğe haklı. Bu yüzden 15 bin dolar cezaya çaptırılıp diskalifiye tehdidi almak onur kırıcı, o bakımdan baskılara boyun eğmeyip turnuvadan çekilmek doğru karar.

Bu görüşü savunanlar dünya çapında sporcular; Lewis Hamilton’dan tutun NBA yıldızı Stephen Curry, Martina Navratilova ve Osaka’nın "Onu kucaklamak istiyorum" diyen rakibi Serena Williams’a kadar uzanıyor. Sponsorlardan Nike da arka çıkıyor.

Naomi Osaka

Ancak çoğunlukla uluslararası medya ahalisinden olmak üzere karşı görüştekiler, “Madem ki bu işin içindesin, paraları da istifliyorsun, o halde sonuçlarına da katlanacaksın“ tavrı içinde. Bir kısım medya nezdinde 23 yaşındaki Osaka’nın ne şımarıklığı kaldı, ne de hırçınlığı. Medyaya çemkirerek basın özgürlüğüne karşı tehlikeli emsal oluşturduğu yazıldı. Sanki basın özgürlüğünün önünde Osaka’dan başka engel yokmuş gibi.

Dört Grand Slam şampiyonuna “Kibirli prenses“ yakıştırmaları yapıldı. Hele İngiliz medyasının nefret adamı Piers Morgan. Karşısında kadın cinsinden av bulduğu zaman hep yaptığı gibi Naomi Osaka’ya huysuz kadın diye yaftayı yapıştırdı. Her zamanki gibi çok tepki çekti ama bu bir klasik. Özellikle kadın düşmanı, cinsiyetçi nefret dilini ortalığa saçtıktan sonra karşı saldırılardan mazohistçe beslenen bir varlık Morgan. Meghan Markle bağlamında derin bir ırkçı ve cinsiyetçi külliyatı var.

SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA ARKAİK DÜZEN

Osaka’yı haklı bulup bulmamak bir yana, yeni medyanın genç kalemleri başka bir realiteye daha dikkat çekiyor: büyük spor organizasyonlarında basın toplantıları artık öyle depase, öyle köhnemiş ki…

Guardian’ın spor blogu yazarı Jonathan Liew, “Biz iyi insanlar değiliz“ başlıklı yazısında gazetecilerin defalarca cevaplanmış soruları tekrar tekrar sorup, mahrem ve alaycı sorularla sporcuları sıkıştırmayı marifet saydığını söylüyor. Bilinen düzende medya sporcuyla kamuoyu arasında bağ kurulması için aracı rolü üstlenir. Ancak artık sosyal medya sayesinde sporcularla halk arasında doğrudan hat var zaten. “Bu nedenle Osaka’nın, tıklım tıklım orta yaşlı adamlarla dolu penceresiz bir odada oturup kendisini ifade etmek için çırpınmasına gerek kalmıyor” diye yazıyor Liew.

İster zafer isterse yenilgi olsun ille de basın toplantısına katılmak zorunda kalan sporcunun karşısındaki o orta yaşlı adamlar şunları istiyor: Dedikodu, öfke, husumet, gözyaşı, kişisel trajedi… Arkalarındaki panoda sponsor markaları dizili sporcular, bir takım yabancı gözler karşısında en mahrem sorulara cevap vermeye zorlanıyor, korku ve utanç hissine kapılabiliyorlar. Oysa öyle bir mecburiyetleri yok, çünkü onlar seçilmiş siyasetçi filan değil; fizik becerileri sayesinde şöhret ve para kazanmış insanlar.

Ama artık “Sizinle konuşacağıma turnuvadan çekilirim” diyen biri var medyanın karşısında.

TV’de o basın toplantılarını izleyen var mı bilmiyorum ama bana kalırsa son derece iç sıkıcı. Mesela F1’de zaten yarışı bütün gerilimiyle seyretmişiz, pole pozisyonundaki rakibini geçerken neler hissettin gibi bir sorunun cevabı ne kadar heyecan verici olabilir. Merakla izlenmiş olanları vakidir elbet. Fi tarihinde Michael Schumacher, kendisine yol vermeyen David Coulthard’ın lastiğine bindirmiş, finiş sonrası öfke patlaması geçirmiş ve İngiliz pilot gayet cool bir tavırla “Bana saldırmasa iyi olurdu ama ona karşı kötü hisler beslemiyorum. Adam doğruyla yanlışı ayırt edebilme yeteneğinden yoksun“ demişti. İzlenesi bir basın toplantısıydı.

Basın toplantılarındaki sorular sadece müsabakaların detaylarıyla ya da daha ötesi özel hayatla sınırlı kalsa yine iyi. Saldırgan, incitici ve cinsiyetçi sorular olabiliyor. Hatta ırkçılığa kadar varabiliyor. Hele gözlerine kestirdikleri av kadınsa! Bütün zamanların en iyi kadın raketi Serena Williams ile kardeşi Venus Williams‘ın başına sıkça geldiği gibi.

Serena Williams

ESPN kanalının tenis yorumcusu Doug Adler yayın esnasında Venus Williams‘ın vahşi cazibesini gorile benzetme aymazlığına düşmüş ve kovulmuştu. Sonraları “Ben ona gorilla değil gerilla dedim“ diye paçayı sıyırmaya kalksa da, geçmiş olsun. Irkçı mıydı, evet ırkçı.

Hangisi daha kötü bilemiyorum; Gorile benzetilmek mi, yoksa Maria Sharapova’nın bembeyaz Rus güzelliğine karşı nazireye maruz kalmak mı?

Serena ikincisine maruz kaldı.

Henüz başkan olmadığı zamanlarda da alabildiğine densiz, ırkçı ve cinsiyetçi Donald Trump golf sahasında bir gazeteciyle sohbet ederken “Maria Sharapova’nın son derece çekici omuzlara sahip olduğunu, Serena Williams’ın ise rakibinin süper model görüntüsü karşısında ezildiğini“ söylemişti. Daha doğrusu Inside Tennis muhabiri Bill Simons, öyle aktarmıştı. Basın toplantısında Serena Williams’a sorarken!

“Bu soruyu sormak için 14 yıl bekledim, gerçekten kortlarda rakip karşısında ezilip gözünün korktuğu oldu mu?“ Serena Williams hiç bozuntuya vermeden, ezilmediğini söyleyerek kestirip atmıştı. Gazetecinin 14 yıl beklemesi, beklediği meyveyi vermemişti.

Sharapova da beyaz kadın seksapeliyle az cinsiyetçiliğe uğramadı değil. Henüz 17 yaşındayken Wimbledon’da şu soruya toslamıştı: “Özellikle İngiltere’de artık pin-up’sın. Bundan memnun musun? Tadını çıkarıyor musun?“

Naomi Osaka da, Haitili baba ve Japon anneden renk çeşitliliğiyle doğduğu için ırkçı ve cinsiyetçi muameleye maruz kalma potansiyelini barındırıyor. Amerikan medyasında mütemadiyen soruluyor: “Kendini aslen nereli hissediyorsun?” O da sürekli aynı cevabı veriyor: “Babam Haitili olduğu için New York’ta Haiti gelenekleriyle büyüdüm. Annem Japon olduğu için Japon kültürü de aldım tabii. Amerika’da büyüdüğüm için Amerikalı mısın diye soracak olursanız, o da var elbette.”

Başka ne olabilirdi ki. Çok ırklılığı ille de tespit için bunu defalarca sormanın ne gereği var.

Naomi Osaka 2018’den beri depresyonla boğuştuğunu söylüyor. Mesajında o kadar detaya girmemiş ama 2018, aynı zamanda Amerikan Açık’ta yuh sesleri arasında şampiyon olduğu tarih.

Finaldeki rakibi Serena Williams, sandalye hakeminin erkek tenisçilerin asla başına gelmeyecek haksızlığına uğrayınca aşırı derecede öfkelenmişti. Osaka bileğinin hakkıyla maçı kazanmış, ancak hakeme kızan Serena hayranlarının ıslıklarıyla inlemişti ortalık. Naomi kupasını alırken gözyaşı dökmüş, teselli etmek etmek Serena’ya düşmüştü. Serena’yı öfkeli siyah kadın olarak tasvir eden karikatürler sökün etmişti sonra da.

MEDYA DA OYUNCAK DEĞİL

O kupa töreninden beri belliydi, Naomi Osaka kendisinin de ifade ettiği gibi ürkek, çekingen ve içine kapanık bir karakterdi. Ya da Serena Williams’ın dediği gibi, onun derisi Serena kadar kalın değildi. Sosyal medyada paylaştığı mesajında Naomi Osaka, “Kulaklığımı fark etmişsinizdir, sosyal anksiyete ile baş edebilmek için takıyorum” diye itirafta bile bulundu.

Neticede Osaka, medyanın oyuncağı olmamak için önleyici vuruş yaptı. Şu an tek kadınlarda Avustralyalı Ashleigh Barty’den sonra iki numaralı seri başı olan Osaka bir süre kortlardan uzak kalacağını söylüyor.

Kadın sporcular medyanın oyuncağı değil ama medya olarak biz de oyuncak değiliz.

Şahsen Aslı Çakır Alptekin ile Gamze Bulut’u affetmiyorum. Her ne kadar yaptığımız işte onların dahli olmasa da…

2012 Londra Olimpiyatları’nda 1500 metre finalinde altın ve gümüş madalyayı aldıkları gece o sevinç ve heyecanla gazetede yerimizde duramamıştık. Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın olurunu aldıktan sonra gece editörü Fatoş Saraç’la birlikte biz iki kadın, müthiş başarının kahramanlarını Habertürk'ün birinci sayfasının önüne kapak yapmıştık. Halil Özer yönetimindeki HT Spor’la birlikte duble kapak. Diğer gazetelerde ise sadece sür manşetlerdeydi.

Sonra ikisi de dopingli çıktı, madalyaları geri alındı, men cezaları verildi. Aslı ve Gamze artık yok, madalyalar da. Ama o sayfalar hala arşivde duruyor…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00