Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kader’i hatırlayan var mı? Siirt Pervari’de 11’inde berdelle gelin edilmiş, 12’sinde anne olmuş, 14’ünde erken doğan ikinci bebeğini kaybettikten sonra odasında tüfekle vurulmuş halde ölü bulunmuştu. Otopsi raporuna “Av tüfeği saçma taneleri toplu girişi sonucu gelişen iç organ harabiyeti, iskelet kemik kırıkları, büyük damar yaralanması, iç kanama ve dış kanama…” yazılmıştı. Erkek tarafının iddiasına göre bebeği öldüğü için bunalıma giren Kader kendi canına kıymıştı.

        Kader Erten’in doğumlarla, saçmalarla örselenen bedeni bir gece vakti tenhada sessizce toprağa verildi; geride 1.5 yaşındaki çocuğu kaldı, nüfusta kaydı bile yoktu, muhtemelen evde dünyaya gelmişti. 2014’ün başlarıydı, şimdi adı anılmasa da kendisine biçilen acı kaderiyle Türkiye’yi sarsmıştı Kader. Günlerce çocuk gelin tefrikaları yazılmış, “asla unutmayacağız” yeminleri edilmişti.

        Çocuğun cinsel istismarı davasında dini nikahlı kocaya 10 yıl, babayla kayınpedere de 4 yıl 2’şer ay hapis cezası verildi, anne ve kayınvalide beraat etti. Peki Kader gerçekten intihar mı etmişti, yoksa cinayete mi kurban gitmişti? Ölümü şüpheli olduğu için savcılık soruşturma başlatmış, ancak dava açılmamıştı. Ölümü sır olarak kaldı, unutuldu gitti Kader.

        REKLAM

        Çocuk yaşta evlilik cezaları hemen o yıl tez geldi, çünkü Pervari Yapraktepe Köyü’nün Güzelbağ mezrasında yaşayan ailenin olayı örtbas etmek için katakulli çevirecek bir cemaat sığınağı yoktu.

        Bugün bizi dehşete sürükleyen, altı yaşındaki çocuğu evlendirme skandalındaki faillerin aksine…

        Daha bebek yaşında tarikat ağında korkunç bir suça maruz kalan H.K.G.’nin cesur mücadelesini Timur Soykan ortaya çıkarmasa, daha ne kadar gizli kalacaktı? On yıl önce çocuğun cinsel istismara uğradığını fark eden doktorun polise haber vermesine karşın gizli eller soruşturmayı örtmüştü. Tarikatın gücü karşısında çocuk çaresizdi. Kendisine tembihlendiği üzere ifadesinde 17 yaşında olduğunu söylemiş, savcılık doğum raporu isteyeceği yerde kemik yaşı için hastaneye sevk etmiş, teste bir başkasının sokulması üzerine H.K.G. 21 yaşında çıkmış ve dosya kapanmıştı.

        Oysa o tarihte henüz 14’ündeydi, 17’sine geldiğinde doğum yaptı bir yıl sonra da hocaefendi babanın koca diye verdiği tarikat müridiyle resmi nikahlandı. Ancak yıllarca uğradığı istismarın yarası kapanmamıştı. Sosyal medyada tanıştığı bir kadının öğütlemesiyle ses kaydı aldı. Bundan iki yıl önce bedeninde darp izleriyle başvurduğu savcılığa ses kaydıyla birlikte altı yaşındaki gelinlikli fotoğrafını verdi. Kayıttaki konuşmalar istismarcı Kadir İstekli’nin suçunu ikrar ettiğini açıkça gösteriyordu ama topluca 17 yaşında evlendiği söylediler H.K.G.’nin.

        Yetmedi, skandal ortaya döküldükten sonra kardeşleri devreye sokuldu ve H.K.G.’den psikolojik sorunları olan bir profil çıkarılıp istismar yalanlandı. Hani Kader de psikolojisi bozulduğu için intihar etmişti ya! Neyse ki altı yaşından beri insafsızca hırpalandığı halde ayakta kalabilen H.K.G. İstanbul dışı bir yerde cesur bir genç kadın olarak hayatını sürdürebiliyor.

        REKLAM

        Ama suçu işlediği iddia edilen failler de serbestçe hayatlarını sürdürüyorlar. Artık mızrak çuvala sığmadığı için dava açıldı, kıza işkence eden Kadir İstekli’ye 67 yıl, anne ve babaya da suça iştirakten 22 yıl isteniyor ama duruşma neden ta 2023’ün 22 Mayısı’nda? Suçun en az on yıllık külliyatında daha toplanacak çok delil mi var? Çocuğun beyanı neden esas sayılmıyor?

        İNSAN HAKKINI KORUYAN SÖZLEŞMELERİN TOPUNA İTİRAZ

        Sayılmıyor, çünkü çocuk hakları yok sayılıyor. Oysa taraf olduğumuz BM Çocuk Hakları Sözleşmesi “Devlet çocukların, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel bütün önlemleri alır” diyor.

        Ama bugün kaç çocuğun erken yaşta evlilik mağduru olduğunu bile bilmiyoruz. Çünkü hiçbir yerde kayıtlı değiller. TÜİK’in verileri sadece hakim kararıyla 16 yaş evliliklerini içeriyor. Sadece ihbar gelirse adli işlem yapılabiliyor. Çoğunlukla da çocuklar hastanede doğum yaparsa kayda geçiyor.

        Veya “Elif” kod adlı çocuk kadar gözüpek olmak gerekiyor. 2018’te yaşanan o vakada 14 yaşındaki Elif kendi düğününü ihbar edince polis baskınıyla kurtarılmıştı. Kırsaldan kente göç etmiş on çocuklu yoksul baba, sofradan bir boğaz eksilsin diye kızını verecekti.

        Kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği itiraza rağmen istismar vakalarına “çocuk gelin” paketlemesi sürüyor. Erken yaşta evlilikler çocuğun tecavüze uğramasıdır, çocuktan gelin olmaz, bu iki kelime yan yana gelemez ama getiriliyor. Sefih görünümlü adam ve gelinlikli çocuk illüstrasyonları da bu olağanlaşmaya su taşıyor.

        İstismarın somut gerçekliği ortadayken, H.K.G. olayını didiklemeye doyamayalar “İslam’a göre rüşt yaşı kaçtır” gibi tartışmalarla ağır suç vakasını laik hukuk devleti ekseninden kaydırıyor. Çocuğu hukuk öznesi olmaktan çıkarıyor. Evrensel uygarlığın kabulüne göre 18 yaş altı herkes çocuktur, Medeni Kanun’a göre erginlik 18 yaşın doldurulmasıyla başlar, erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez, ancak hakim olağanüstü durumlarda önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş erkek ve kadının evlenmesine izin verebilir.

        REKLAM

        Ortada çocuğun cinsel istismarı varsa, bir pedofil de vardır meselesi ise hayli çetrefilli. Bazı kadın aktivistlere göre istismarcıyı pedofil diye damgalayıp işin içinden çıkmak, erken yaşta evlilikleri toplumsal gerçekliğinden sıyırıyor, suçu şahsileştiriyor. Oysa çocuk yaşta evlililer, toplumsal cinsiyet eşitliğine direnen ataerkil tahakkümün eseri, kültürel ve toplumsal bir sorun. Erken yaşta evlilikler çocuk ve kadınların insan hakkı ihlali, kadının statüsünü düşüren ve çocukların eğitim hakkını, mutlu bir aile yuvasında yaşam hakkını çalan büyük bir sorun.

        Berdel, beşik kertmesi, başlık parası, kan bedeli, kuma ve akraba evliliği; hepsi toplumun temellerine yayılmış gelenek ve görenek, inanç veya yoksullağa dayalı evlilikler.

        H.K.G.'nin içine doğduğu tarikat ve benzeri cemaat yapıları ise toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen her türlü uygulamaya, dolayısıyla kadının ve çocuğun insan hakkını güvence altına alan her türlü bağlayıcı düzenlemeye karşı çıkıyor. İster İstanbul Sözleşmesi olsun, isterse Lanzarote Sözleşmesi veya CEDAW, tamamında bahane aynı: Toplumsal cinsiyet eşitliğiyle eşcinselliğin teşvik edildiği iddiası.

        Kadının insan hakkını temel alan, kadına şiddeti önlemeye dair İstanbul Sözleşmesi bu çevrelerin baskısı sonucu Türk aile yapısına uygun olmadığı gerekçesiyle yürürlükten kalktı. LGBT+ bireyleri de şiddete karşı koruma altına aldığı için mütemadiyen sözleşme aleyhinde kalem oynatan gerici çevreler “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak yetmez, Lanzarote Sözleşmesi ve CEDAW’dan da çekilmeliyiz” faslına geçti. Hatta kadına şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı yasanın “zararlarını” bile dillerine doladılar.

        “İstanbul Sözleşmesi ne kelime, esas zokayı Kenan Evren döneminde CEDAW ile yutmuşuz” yazıyordu biri. Çünkü 1979’da BM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Türkiye’nin 1985’te imzaladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW der ki; “İnsan Hakları Sözleşmelerine taraf devletler, kadın ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit yararlanacağını taahhüt etmiştir. Kadınlara karşı ayrımcılık eşitlik ve insan onuruna saygı ilkesinin ihlalidir. Toplum ve aile refahının artmasına engel teşkil eder.”

        REKLAM

        Aynı odaklar özellikle kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi ve çocuk istismarının önüne geçilmesi için Avrupa Konseyi nezdinde imzalanan Lanzarote Sözleşmesi’nden de çıkmak için uzun süredir baskı uyguluyor. Tam adı “Çocukların Cinsel Sömürü ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan belge 25 Ekim 2007’de İspanya’nın Lanzarote Adası’nda imzalanmış, 2010’da TBMM’nin onayından geçmiş ve 2011’de Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe girmişti.

        Sözleşme erken yaşta evliliklerin yanı sıra çocuk pornografisi ve fuhşuna karşı önleyici-koruyucu ceza hukuku uygulamakla yükümlü kılıyor devleti.

        Sözleşmede cinsel sömürüyle kastedilen, çocukların ticari amaçlarla kullanılması; cinsel istismar ise çocuğun doğrudan cinsellik içeren davranışlarla örselenmesi anlamında. Bunca çocuk evliliği varken, sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirildiği söylenemez. Zaten iç hukuk da sözleşme hükümlerinin topyekün uygulanmasına engel. Medeni Kanun “Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar” diyor ama madde “Evlenme kişiyi ergin kılar” cümlesiyle devam ediyor. Bir alt bendinde ise kanun ergin kılınmaya şu yolu açıyor: “On beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergen kılınabilir.”

        Çocuğa yönelik cinsel davranışta çocuğun rızası olduğu asla düşünülemez ama belli şartlarda rıza kılıfı biçilebiliyor. İnfial uyandıran yargı kararlarında da görüldüğü üzere. Lanzarote Sözleşmesi ise 18 yaşından küçük tam bireylerin cinsel istismardan korunması esasına dayanırken, “evlilik yoluyla erginleştirilen çocukları” da koruma altına alıyor. İşte rahatsızlık bundan kaynaklanıyor.

        Diğer Yazılar