Kibele'yi ulusal sembol yapsak, uyar mı
Çok öfkeliyiz, gerginiz ya, bizi birleştirecek, yumuşatacak bir şey lazım. Topumuzu, her türlü etnik farklılığın ötesinde, bir ulus olarak kişileştirecek bir sembol mesela. Fransa’nın Marianne’ı, Almanya’nın Germania’sı, İngiltere’nin Britannia’sı gibi güzel bir kadın mesela. Ana tanrıça Kibele mesela. Çok mu anaç? Ama şu maskulen havayı da dağıtmaz mı?
Geçen 4 Temmuz’da Amerika’daki Bağımsızlık Günü kutlamalarını izlerken, baktım bayrakların yanında Sam Amca da vardı. Yer yer resimleriyle, yer yer karnaval figürüne dönüşmüş hallerde ya da balon olmuş uçarken.
Bayrağın yanında, ulusu kişileştiren bir sembol gibi.
Oysa Sam Amca, Amerikan halkını değil, hükümetini temsil eder. Ta 1812’de, Büyük Britanya ile savaş günlerinden başlayarak. O kadarla kalsa iyi. ABD’nin sevilmeyen yüzünü, cenk etmeden duramayan emperyalist çehresini de temsil eder. Amerika’yı insan kılığına sokmak gerekirse, herhalde
– burada Özgürlük Anıtı demeyelim – Hürriyet Hanım daha iyi uyar o kalıba.
Aynı Marianne gibi durur.
Batı uluslarını kişileştiren figürler hep güzel kadınlardır ama, tanrıça Athena gibi zırhlı, kılıçlı, kalkanlıdırlar. Yanlarında mutlaka yeleli bir aslan durur. Yani erkek sembolleri ve savaşçı donanımlarla görünürler.
SIRADAN VATANDAŞ ERKEKTİR
Marianne da bir elinde tüfeği, diğerinde bayrağı, başında özgürlük ihtirasını simgeleyen Frig başlığıyla, Delacroix’nın o muhteşem tablosunda çıkar karşımıza. Ama sonra, cumhuriyet kızı Marianne o erkek sembollerden arınır, dişileşir. Başında yine Frig başlığı vardır, Brigitte Bardot, sonra Catherine Deneuve, sonra Laetitia Casta suretiyle büstleşir. Marianne, Fransa’dır.
Ulusal karakteri temsil eden başka tiplemeler de vardır. Mesela John Bull, sıradan İngiliz’dir. Union Jack bayraktan yeleği ve şapkasıyla, Sam Amca’yı andırsa da, onun gibi otoriteyi temsil etmez. Gerçi Birinci Dünya Savaşı afişlerinde, Sam Amca’nın parmak işaretini taklit ederek, vatandaşı orduya çağırır ama, karakterin özü farklıdır. Patronluk taslamaz, güç gösterisi yapmaz. Kendi halinde sıradan vatandaştır. Yine de İskoçya’da, Galler’de kabul görmez. Çünkü “Britanyalı” değil, “İngiliz”dir. Bu nedenle de Britanya Adası’nı ve ulusu kişileştiren esas figür, “Britannia”dır. Kalkan, üç çatallı mızrak ve Centurion miğferiyle bir tanrıça olarak ortaya çıkan Britannia, 18. yüzyıldan itibaren imparatorluğun güçünü ve üniter yapısını kişileştiren bir ambleme dönüşür. O gün bugündür İngiliz madeni paralarının üzerinde o güzel kadın vardır.
Fransız paralarında da Marianne. Alman ulusunu kişileştiren esas kadın bayrağı ve kılıcıyla Germania’dır; meşe yapraklarından tacı kahramanlığı temsil eder. Alman Michel ise üzerinde gecelik entarisi, kafasında takkesiyle basit, sıradan, masum vatandaştır. Almanların kendilerine yönelik algısını yansıtır. Portekizli’nin Ze Povinho’su da böyledir. İtalya’yı bir kişiliğe büründüren kadın da, büyük şehirleri temsil eden kule tacıyla Italia’dır.
O da İtalya’nın Marianne’ıdır.
KİBELE’Yİ NEDEN UNUTTUK
Ve biliyorsunuz, Marianne’ın taşıdığı Frig başlığı bizim topraklarımızın eseridir. Anadolu’nun Roma’ya başkaldırısını, özgürlük ve kurtuluş ateşini simgeler, hatta bu nedenle “özgürlük başlığı” diye de anılır. Fransız Devrimi’nin özgürlük idealine sembol olur.
Nedense biz o başlığa teğet geçmişizdir. Frigya’nın ana tanrıçası, İda Dağlı Kibele’ye de öyle. Toprağın, bereketin tanrıçası Kibele’nin anavatanı, Anadolu toprağıdır. Ama Kibele kültü, zaman içinde Efesli Artemis’e dönüşür, Roma’da Diana olur.
Anadolu’nun her yerinde tapınakları yapılan, kayalara heykelleri oyulan o sevecen, koca göbekli, dolgun memeli anaç kadın, zaman içinde kendi topraklarında unutulur gider.
Acaba, diğer uluslara sembol olan o güzel kadınlar kadar muhteris, iktidar düşkünü ve cengaver olmadığı için mi? Oysa ne güzel kişileştirici bir sembol olurdu Anadolu’ya