Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tuncay Özkan’ın kızı Nazlıcan, Silivri’ye çok fazla gitti diye okulundan oldu. Avusturya Lisesi “Ya baban, ya biz” dedi. Son haberlere göre Viyana devreye girmiş, dönüş yolu açılıyormuş. Ama araya burukluk girdi bir kere. Avusturya Lisesi eskiden, babası mahpusa düşmüş kızlara daha şefkatli davranırdı. 12 Mart’ta yaşadım, biliyorum.

        Silivri’yi sayfiye yeri bilirken burada kocaman bir cezaevi varmış” diyor Nazlıcan Özkan. Ben de Maltepe’yi sigara markası bilirdim. Meğerse orada kocaman bir Zırhlı Tugay varmış. 12 Mart’ın sol aydınları öğüttüğü askeri hapishanenin bulunduğu Zırhlı Tugay.

        Ergenekon’dan yatan Tuncay Özkan’ın kızı Nazlıcan’ın hikâyesini okurken, artık çok uzakta gibi görünen o günlere dönüyorum.

        Nazlıcan’a “1.5 yıldır her çarşamba babanı ziyarete gidiyorsun, tercihini yap” demişler. O da babasını seçmiş. Ayrılmış okuldan. Cezaevinde baba ziyareti... Avusturya Lisesi... Deja vu.

        Yıl 1971. Muhtıra sonrası günleri. Avusturya Lisesi Hazırlık 1’deyim. Yazar-çizer, tiyatrocu, eleştirmen ve akademisyenden mürekkep sol takımın hep ailecek hazır bulunduğu, bol kavgalı, çok heyecanlı ve eğlenceli ev toplantıları bitmiş. Tam olarak anlayamadığım gergin bir sükût hali hâkim. Konuşulanlara kulak kesiliyorum. Sürekli Faik Türün’e sövülüyor. Bir korku unsuru olarak çörekleniyor içime o isim. Sonra Elrom diye bir adam kaçırılıyor. İsrail Başkonsolosu’ymuş. Birkaç gün sonra öldürülecek.

        Sokağa çıkma yasağı var. Her gece, “Gelebilirler, eli kulağındadır” diye bahsediliyor birilerinden. Nitekim geliyorlar, götürüyorlar babamı.

        Artık bir dahaki görüşmemiz, Zırhlı Tugay’da oluyor. Maltepe ile tanışıyoruz. GMC’lerle de, yani cemselerle. Çetin Altan, İlhan Selçuk, Nihat Sargın, Şadi Alkılıç ve babam, Çetin Özek. Aynı koğuştalar.

        O kavgalı ev toplantılarının kahramanları bu sefer Zırhlı Tugay’da. Kimisi tel örgünün ardında, babamın yanında. Kimisi dışarıda. Ama eş ve çocuklara destek için her görüş günü orada. Dışarıdakilerden, Yaşar Kemal’i hatırlıyorum. Çocuklara baba baba sarılıyor. Bana da. Sıkıca göğsüne yaslıyor, “Sana uçurtma yapayım” diyor. İçeridekilerden Erdöl Boratap, babamın yanında taşıdığı vesikalıktan yağlıboya resmimi yapıyor.

        Annem, dedem ve ben, 71’in yaz günlerini Maltepe’ye otobüsle yol teperek, Zırhlı Tugay’ın girişindeki bir odada saatlerce bekledikten sonra tıkış tıkış bindirildiğimiz cemselerle o engebeli yollarda zıplaya hoplaya tepedeki barakalara tırmanarak geçiriyoruz.

        Dedem... Öyle sert adam ki, Mikrobiyoloji Kürsüsü’nde burada yazamayacağım bir lakapla anılıyor. Ama, Maltepe’ye oğlunu görmeye giden o yaşlı adamda sertlikten eser yok. Babaannemin bütün koğuşa yaptığı köfteleri içeri sokmak için askere “Evladım“ diye dil dökerken de.

        ÇOCUKLARIN ANILARI HEP AYNI

        Babam üniversiteden çıkarılıyor, annem iki çocukla parasız kalıyor. Kürsü arkadaşı Aydın Aybay, çevreden para toplayıp anneme getiriyor.

        Ama, Nazlıcan’a “Ya baban, ya okul” diyen Avusturya Lisesi o kadar haşin değil o günlerde. Haşin ne kelime! Nasıl sevecen, nasıl şefkatli. Faşizme karşı sol dayanışma ruhu mu desem bilmiyorum. Okul taksidim erteleniyor.

        Sonra Harbiye Orduevi’ndeki tecrit hücresi. Babam, Şiar Yalçın ile birlikte o hücreye konuluyor. Okuldan çıkıp her günkü gibi 50 Numara’ya biniyorum: Levent-Tünel. Hücre ziyareti günleri Harbiye’de iniyorum.

        Sevecen bir komutan, bana hücreyi gösteriyor. Orada görüşler açık. Amcam Londra’dan mektup yazıyor. “Babanla gurur duymalısın” diyor. Sonra o da, 12 Eylül’de Barış Derneği Davası’ndan yatıyor. Sağmalcılar’da. Aynı ailede deja vu. Bu sefer amcam hapiste, kuzinim Avusturya Lisesi’nde.

        12 Mart, 12 Eylül ve o darbeler bir daha olmasın diye yaşadığımız yargı süreci. 12 Mart çocuğu olarak soruyorum: Neden değişmiyor Türkiye? Neden çocuklar hâlâ hep aynı anılara sahip oluyor?

        Diğer Yazılar