Ne yersen osun
Patatesi çok seven insanın burnu patatese mi benzer? Ispanak yiyen Temel Reis gibi güçlü mü olur? Yumurta kolesterol yapar mı yapmaz mı? Tereyağı mı daha zararlı margarin mi? İster iştahlı olun, ister diyette, ister yeni doğan bebeğiniz için her şeyin en organiğini alın fark etmez; ne yediğimiz, nasıl yediğimiz soruları günlük hayatımızın en belirleyici, en çok vakit alan mevzularından. Aralığın son haftasında Biyogüvenlik Kurulu tarafından GDO’lu 13 mısır çeşidinin ithalatına izin verilmesinin ardından GDO gündemi yine alevlendi.
Aslında bu kararın yolunun yapılışı kasım ayında ekonomi sayfalarındaki bir haberden ince ince sızıyordu. Buna göre Türkiye ABD tarım görüşmeleri sırasında, Amerika’dan incir ve nar hususundaki gümrük işlemlerinin düzenlenmesi talep edildi. ABD’nin cevabı “O zaman GDO’larla ilgili yasaları yumuşatın” şeklinde oldu. Yasalar çabucak yumuşadı.
İktidar sahiplerine göre GDO’lu ürünler hayvan yemi olarak kullanılacak ve bu o hayvanların etini, sütünü, yumurtasını yiyenlere zarar vermeyecek. Oldukça ütopik bir bakış açısı. (Düşünün ki emzikli bir bebeğin annesi zehir yiyor ve bunun bebeğe bir etkisi olmuyor. Mümkün mü bu?) İtalya’daki Catania Üniversitesi’nin çalışmasında çeşitli hayvansal ürünlerde GDO’lu yem kaynaklı GDO parçacıklarına rastlandığı rapor edilmiş. Sayın Tarım Bakanı’mızın insanlara zarar gelmemesi hususundaki “iyi niyeti”nin geçersizliğinin kanıtı bu. (David Servan Schreiber’in “Antikanser” kitabında da artan kanser vakalarının hayvan yemlerine bağlanabileceğinin altı çizilmişti.) GDO mevzuunun sağlık tarafı bir yana bir de insan haklarına aykırılık boyutu var. Asıl sorun, soframıza getirdiğimiz yemeğin güvenliğini takip edemez duruma gelmemizde. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiketlerinde bu bilginin yazılması gerekli. Böylece tüketiciye gıdasını seçme şansı verilmeli. Sosyal medyada Slowfood Fikir Sahibi Damaklar aracılığıyla bir “Sor Öğren” kampanyası yürüyor. Üretici firmalara “GDO’lu yem kullanıyor musunuz?” diye soruluyor. Verdikleri (ya da vermedikleri) cevaplar grubun sayfasında yayınlanıyor. En azından buradan bilgilenip hangi markayı tüketeceğimize karar verebiliriz.
GDO GERÇEKLERİ
Dünyada GDO’lu ürün ekilen alan 1996 yılında 1.7 milyon hektarken 2010’da 148 milyon hektara yükselmiş. Bu üretimde birinci sırada soya var, ikinci sırada mısır, üç ve dörtte ise pamuk ve kanola (sadece yediklerimizde değil, giysilerimizde de GDO var artık). Dünyadaki GDO’lu tohum üretimi ve satımının yüzde 90’ı Amerikan Monsanto firması tarafından yapılıyor. Yani daha çok ülke daha çok GDO’lu ürün yetiştirsin ki Monsanto daha zengin olsun! Avrupa Mahkemesi 2011’de aldığı bir kararla içeriğinde GDO’lu polene rastlanan balların satışını yasakladı. Almanya 2009’da GDO’lu mısırı tamamen yasakladı. GDO’lu ürünün alternatifi organik ürün. Organik ürünlerin fiyatı diğerlerinden fazla olsa da gelecekte ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını ve bunların masraflarını düşündüğümüzde fiyatın o kadar da pahalı olmadığı ortaya çıkabilir.