Nohut oda bakla sofa
Hikâye şöyle: Yaşlı teyze içinde yaşadığı ev çok küçük olduğu için yaşlı bilge adamdan bu konuda yardımister. Adamkadına tavuğunu eve almasını söyler, kadın tavuğu eve alır ama bir değişiklik olmaz. Sonra keçisini de eve almasını söyler. Kadın bunu da yapar.
Sonra domuzunu en sonda da ineğini eve almasını söyler. Kadın küçücük evine hayvanları doldurunca iyice darlanır. İhtiyar, kadına tümhayvanları evden çıkarmasını söyleyince kadın derin bir nefes alır ve eskiden küçük bulduğu evinde ferah ferah yaşamaya başlar. Bu bir çocuk kitabı. Uzay sayesindemeraklısı olduğumçocuk edebiyatçılarından Julia Donaldsson’un yazığı Axel Scheffler’in çizdiği şahane kitaplardan biri. Hikâyeyi okuyunca kendi evimi ve İstanbul’un halini düşündüm. Bu şehri yaşanabilir kılmak için çok fazla inek gerekecek bize.
ALMAKMI ALMAMAKMI?
Memlekette işleyen tek sektör inşaat olunca, reklamlar, politikacılar,medya durmadan “Ev alın, evlenin, çocuk, borç yapın” diye pompalayınca bunun verdiği gaz, ne kadar uzak durmaya çalışsan da bir yerinden bulaşıyor insana. Son 6 ayda 10’larca emlakçı vasıtasıyla 50- 60 tane ev gördüm. Ekümenopolis’i izledimve Vandana Şiva’nın “Petrol Değil Toprak” kitabını okumaya başladım.
En sonunda şu çıkarımlara vardım:
İstanbul’da güzel ev yok.
İstanbul’da çok fazla ev var ama park yok.
İstanbul’da yaşamaya devametmek için zorlamaya gerek yok.
Ev almazsameğer bütün evler potansiyel olarak benimdir.
3 ÇOCUK NEDEN LAZIM
Bunların haricinde “3 çocuk yapın” diye tutturanları sonunda anladım. O kadar çok ev yapılıyor, konut fazlası öyle boyutlara ulaşmış durumda ki bu evlere yerleşecek birileri doğmazsa şehirler hayalet apartmanlarla çevrelenecek ve üretimden uzak inşaata yakın ekonomimiz pat diye çöküverecek. (Türkiye’de 300 bin olanmüteahhit sayısının Avrupa toplamında 25 bin olduğunu biliyormuydunuz!)
KADIKÖY
Şimdi artık benimoturduğum(Kadıköy’de) bir inşaat teröründen söz edilebilir. Çevredeki eski binalar yenilenme faaliyeti içinde. Bu, sokakları işgal eden hafriyat kamyonları, vinçler ve bunlarla beraber gelen gürültü, toz toprak, kapalı yollar demek. Kadıköy şehir planı konusunda en başarılı semtten en zavallıya doğru bir dönüşümiçinde. Semtin dokusu diye bir şey kalmadı artık. Çiftehavuzlarmeteoroloji arazisindeki ucube gökdelenler çevreleriyle olan uyumsuzlukları sayesinde dünyadamimari okullarında “İbret” diye okutulmaya aday. Ne semt sakinlerinin ne de Kadıköy Belediyesi’nin itirazları dikkate alınmadan süren inşaat bitince orada kimler yaşayacak çokmerak ediyorum.
DEMOKRASİ
Her yeni yapılan binayla toprağın üstü daha fazla betonla kaplanıyor; biraz daha fazla ağaç kesiliyor. “Yağmur suyu toprakla nasıl buluşacak; havayı temizleyecek ağaçlar olmazsa nasıl nefes alacağız” diye düşünen yok. Vandana Shiva der ki: “Tüketici demokrasisi ekonomik diktatörlükle özdeşleşen sahte bir demokrasidir, gerçek demokrasinin toprağını çölleştirir.”Mutlu hafta sonları!