İş dünyası yıllarca merkez sağı destekledi.

Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, DYP derken 24 Ocak geldi, 5 Nisan geldi,  19 Şubat patladı.

Her biri ayrı birer ekonomik kırılma noktasına işaret eden bu tarihler, şimdilerde gaz pedalına basmaktan başka anlamı olmayan “Eşit paylaşılacak fedakarlığa evet”, “Ekonomik İhtilal” manşetleriyle hatırlanıyor.

AK Parti, 2002 yılında koalisyon dönemlerini bitiren bir iktidar olarak işbaşına gelirken iş dünyasına en büyük vaadi Kemal Derviş’le başlayan IMF destekli politikaların süreceği, istikrar ve ekonomik rasyonellik idi.

Bu vaatleri yerine getirdiler, yabancı sermaye (ağırlığı sıcak para) için Türkiye önemli bir liman oldu. Neticede ekonomi 2002-2008 arası ortalama olarak gelişmekte olan diğer ekonomiler oranında (Yüzde 5-6) büyüdü; ne eksik, ne fazla.

Sonrasında ise 2011’deki yüzde gibi rekor cari açık bedelli rekor büyümeler (yüzde 11.5) de yaşandı. 2009’daki gibi küçülmeler de.

Bugün gelinen noktada ise iş dünyasında özellikle üreten kesimden itirazlar yükselmeye başladı. İzmir gibi hem tarım hem sanayinin ciddi bir istihdam ve üretim sahası olduğu bir yerde bu konuda son dönemlerde iki uyarı dikkatimi çekti.

UYARILAR CİDDİ

Bunlardan ilki yılın ikinci çeyreğindeki yüzde 4.4 büyümeyi değerlendiren Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar’a aitti.

Yorgancılar, imalat sanayiindeki yüzde 2.5’luk büyümenin yetersizliğine dikkat çekiyor, büyümenin yüzde 4’ü aşmasında tüketim ve ithalatın altını çiziyordu.

Bir diğerinde ise İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Hilmi Uğurtaş, çalıştıracak işçi bulamadıklarını, çünkü gençlerin bunun yerine yeni açılan AVM’lerde asgari ücrete kasiyer olmayı yeğlediğini söylüyor ve ekliyordu: “Şimdi gidecek hayatı boyunca asgari ücrete çalışacak. Oysa sabretse, kendini geliştirse, eğitim süreçlerine katılsa geleceğini düşünse hem daha iyi para kazanacak, hem de bir yerlere gelebilecek. Tüketen bir ekonominin ise kendi ayakları üzerinde durması mümkün değil.” dedi. Anlaşılan Türkiye ekonomisi inşaat ve finansa, tüketime ve perakandeye dayalı büyümenin sınırlarına geldi.

Üreten kesimin yani sanayicilerin tepkilerini ciddiye almak lazım ama Yahudi lobisi, faiz lobisi, ecdad edebiyatı gibi iç tüketime yönelik argümanlar daha çok hoşumuza gidiyor.

Ne de olsa Churchill gibi “İngiltere’nin dostları yoktur, düşmanları yoktur, İngiltere’nin çıkarları vardır” diyecek açık sözlü biri de yok etrafta. Kur, enflasyon ve istihdamın da değerli yalnızlıklar ve onurlu duruşlar karşısında secde etmesini ummaktan başka seçenek var mı? Tabii Yav ekonomiyi düzeltmeyeceğine göre.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!