Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçtiğimiz hafta, darısı henüz tatile çıkamamış olanlarınızın başına, yıllık iznimin bir kısmını kullanmak için İtalya'daydım. Yediklerim, içtiklerim bana kalsın ama 40 derece sıcağın altında pişik dökerek dere tepe düz giderken gördüklerim arasında beni en çok etkileyen şeyi sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Hemen günahıma girmeyin; size aklımı başımdan alan yakışıklı bir İtalyan'dan söz etmeyeceğim. Birçoklarının sandığının aksine İtalya sadece hatun kişilerde cennetteymiş hissi uyandıran erkek hurilerin ve yine başta hatun kişiler olmak üzere herkesin birer alışveriş canavarına dönüşmesine yol açan son moda kıyafet ve aksesuvarların merkezi değil! Bana göre İtalya; ayaklarının altında gezintiye çıkan her bilinçli bedende tarihin, sanatın ve kültürün izini bırakan bir çizme...

        ELÂLEM YAPMANIN DERDİNDE BİZ YIKMANIN

        Neyse; gelelim sadede... Deniz kokusunu sürekli içime çekmekten sarhoş gibi dolaştığım Napoli sokaklarında, rehberimizin "Milano İtalya'nın kuzeyinin kalbiyse, Napoli de güneyinin kalbidir. Bu iki kent sürekli rekabet halindedir. Başlıca rekabet alanlarından biri de tiyatrodur. Yüzyıllardır en güzel tiyatro binasını yapma konusunda yarışırlar" şeklindeki sözleriyle bir anda irkildim. Bu köşeyi sürekli takip edenler hatırlayacaklardır; aklıma yeni yıl öncesinde kaleme aldığım yazı için er meydanının ustalarına yönelttiğim, "Noel Baba size ne getirsin?" sorusu geldi. Can Gürzap'tan Cihan Ünal'a, Nilgün Belgün'den Nevra Serezli'ye kadar birçok tiyatrocunun gönlünden geçen hediye yeni tiyatro salonlarıydı. O anda, İtalya denen çizmenin topuğu resmen kalbime saplandı. Elâlem en güzel tiyatro binasını yapmak için yarışıyor, benim memleketimde bırakın yenilerini inşa etmek var olanları da yıkmak için uğraşılıyor.

        İstanbul'daki tiyatro salonlarının çoğu alışveriş merkezlerinin içinde. Aslında bu; seyircinin ayağının tiyatroya gitmeye alışması açısından mantıklı bir uygulama. Önümüzdeki sezon, başrolünü Nilgün Belgün'le paylaşacağı yeni bir oyunla sahne tozunu dumana katacağını öğrendiğim Ali Poyrazoğlu, Kozzy Alışveriş Merkezi'nin içinde açılan yeni tiyatro salonunu bana gezdirirken, sevinçten gözleri parlıyordu. CKM ve Profilo Alışveriş Mer-kezi'nin içindeki salonlar, geçtiğimiz sezon hıncahınç seyirciyle doldu. Tabii bir de apartman dairelerinde oynanan oyunlar var. Bu; bilinçli bir tercih olduğunda seyirciyi oyunun içine çekmek adına ideal ama mecburiyetten minicik bir dairenin içinde sanat yapmak zorunda kalmak bence trajedi, dram!

        PERDELER ARTSIN VE HİÇ KAPANMASIN!

        Başta La Scala olmak üzere İtalya'nın dört bir yanındaki tiyatro binalarını yakından gördükten sonra, insan kendi ülkesinin her köşesinin de böyle binalarla dolup taşmasını istiyor. Yüzyıllardır "Her yol Roma'ya çıkar" diye caka satan İtalyanlara kafa tutarcasına şöyle bir sürü salonu olan kocaman bir tiyatro binasını diksek İstanbul'un ortasına. Ondan sonra, bütün yollar İstanbul'a ve de tiyatroya çıksa! Madem aklın yolu bir; inanıyorum ki birileri girdiğim her kilisede dua listeme eklediğim bu dileği gerçekleştirmek isteyecektir. Tiyatro dediğimiz şey iki kalas bir heves. Önümüzdeki sezon, oyuncuların da seyircilerin de hevesleri kursaklarında kalmasın. Tiyatro salonu yapmak için kullanılan kalasların sayısı artsın ki, ülkemizdeki yontulmamış kalasların sayısı azalsın. Çok sevdiğim bir sloganı genişleterek bitireyim: "Perdelere hep yenileri eklensin, perdeler hiç kapanmasın!"

        Diğer Yazılar