Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "Pencereyi aç, dışarıya bak; orada insanı delirten bir dünya var." Seyirciyi düzeni ve kendini sorgulamaya yönlendiren oyunlarıyla, tiyatromuzda özgün ve özgür bir yer edinen Tiyatro Sıfırnoktaiki'nin 'Bazı Sesler' adlı oyunu, bu cümlenin etrafında dönüyor. Joe Penhall'in kaleme aldığı, Özlem Karadağ'ın Türkçe'ye çevirdiği oyun; Ray (Ushan Çakır) ve Pete (Ünal Yeter) adlı iki kardeşin öyküsü üzerinden, kapitalist sistemin çarpıklıklarını ve insanı insan olmaktan alıkoyan yanlarını gözler önüne seriyor. Oyun boyunca sahneden; birbirlerini dinlemeyen, kendi iç seslerini ise duymayan yaratıklaşmış insanların sesleri yükseliyor.

        OYUNUN GİZLİ ÖZNESİ AİLELER

        Sahnede gözükmeseler de, oyunun başrolünde aslında başta Ray ve Pete'inki olmak üzere, tüm karakterlerin aileleri var. Onları yeterince sevmeyen, dinlemeyen, onlara sırt çeviren aileleri... Oyundaki karakterlerin hali, cami avlusuna bırakılmış bebeklerden de feci! Hayatın avlusuna bırakılmış ve çocukluklarını yasayamadan büyümeye zorlanmışlar. Ray ve Pete, ihanet sonucunda parçalanmış bir ailenin çocukları... Pete, yaşadıkları aile trajedisini işine tutunarak aşmaya çalışırken; Ray içine tutunmaya çalışıyor. İçindeki sevgisizlik ve güvensizlikten kaynaklanan boşluktan yükselen sesler; onu alkol şişelerine, tımarhane köşelerine doğru sürüklüyor. Pete gücün simgesi olan takım elbiselerin içinde geçmişini unutmuş gibi yaparak mutluyu oynuyor, Ray ise birbirine karışmış saçı sakalıyla mutsuzu yaşıyor. Ray'in içindeki boşluğu dolduran, sevgilisinden (Deniz Karaoğlu) dayak yerken hayatını kurtardığı Laura (Gülce Oral) oluyor. Ray, "Gözlerin yüzme havuzu, dudakların ördek dudağı gibi" diyor Laura'ya! Duygularını ifade etmek için kullandığı benzetmeler bile yaşayamadığı çocukluğundan kalma! Sonunda ördek suya dalıyor, zil çalıyor! Ray'in akıl hastanesinden arkadaşını canlandıran Tarkan Çeper'in ifade ettiği gibi; paranın sağlığı, adaleti hatta insanlığı satın aldığı bir dünya bu dünya! Çalan zilin sesi; fiyatı değil, değeri olanları hatırlatıyor. Ray, şiddet mağduru Laura'nın yaralarını sarıyor, Laura ve karnındaki bebek Ray'in ruhundaki yaraların merhemi oluyor.

        USHAN ÇAKIR YAŞIYOR, YAŞATIYOR

        Oyunun Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun tasarımı olan sade dekoru, insanın ruhunu yoran ve aslında hepimize ait olan bu öykü için biçilmiş kaftan! Yönetmen koltuğundaki Sami Berat Marçalı, zor bir metni akıcı bir şekilde seyirciyle buluşturmayı başarmış. Oyuncular, rollerinin hakkını veriyor. Başrollerdeki üç isimden Gülce Oral, doğal oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Ray'le yakınlaştığı sahnelerde, tüm samanyolunu gökyüzü misali mavi gözlerinde taşıyor gibiydi. O sahnelerin hakkı ancak bu kadar verilirdi. Ünal Yeter, hisler ve hissizlik arasındaki bocalamayı yüzüne öyle güzel yansıtmış ki! Değişen ama bir türlü dönüşemeyen ifadesi; kapitalist sistemin bizi nasıl bir girdaba sürüklediğinin kanıtı gibi. Ushan Çakır ise muhteşem, muhteşem, muhteşem! Bütün duygusu gözünde! Oynamıyor, yaşıyor, yaşatıyor! Ayağa kalkıp bir kez daha alkışlıyorum Ushan'ı! En büyüğünden bir alkış da tüm Tiyatro Sıfırnoktaiki'ye! Tiyatromuza nefis bir nefes kattılar! Gelecek sezon da, böyle devam!

        Diğer Yazılar