Güle güle Erol Abi…
YIL 2007… ‘Beyaz Melek’ vizyona giriyor. O zamanlar çalıştığım gazetedeki müdürüm, haftalık haber
toplantısında herkesten röportaj önerileri alıyor. Nasıl büyük bir heyecanla “Ben Erol Günaydın’la konuşmak istiyorum” dediğimi değil dün, şimdi yaşıyormuşum gibi hatırlıyorum. Birkaç gün sonra daha da büyük bir heyecanla Erol Günaydın’ın Nişantaşı’ndaki evinin yolunu tutuşumu da… Daha yeni başlamışım gazeteciliğe, bildiğiniz çömezim. Karşımdaysa kendimi bildim bileli hayran olduğum bir usta… Hesap edin artık mutlulukların en büyüğüyle sarmaş dolaş olmuş heyecanımı…
‘BULUŞTULAR, DIŞINCILIK OYNUYORLAR’
Erol Günaydın beni ilk kez gördüğü bir gazeteciyi değil, kızını karşılar gibi karşıladı. Birebir tanışmadan önce de bildiğim, sevdiğim gibiydi; güler yüzlü, sıcacık, samimi… Serdeki Karadenizlilik, serdeki Galatasaraylılık, serdeki tiyatro aşkı ama hepsinden çok serdeki hiç bitmeyen çocukluk bizi an be an birbirimize yaklaştırdı. Karşımda evinin dört bir yanı oyuncaklarla dolu dünya tatlısı bir adam vardı. Çok sevdiği kızlarına aldığı bütün oyuncakları sakladığını söyledikten sonra ekledi: “Ben oyuncakları çok severim. Rahmetli Altan Erbulak'la evde rayları kurup trencilik oynardık. Bir de kimse
bilmez; benim, Altan'ın ve Muhsin Ertuğrul'un oyuncak tabancalarımız vardı. Tiyatroda herkesten gizli
kovboyculuk oynardık.” Aramızdan ayrıldığı gün, nur içinde yatsın Altan Erbulak’ın kızı Sevinç Erbulak Twitter hesabına, “Buluştular. Su tabancalarıyla dışıncılık oynayacaklar biliyorum” yazdı. O ana kadar işyerinde ağlamamak adına tuttuğum gözyaşlarım sel oldu boşaldı. Bana hep “Bu tiyatrocuları neden bu kadar seviyorsun?” diye soruyorlar. Hatta gaddarca sevgimin sahiciliğini sorgulayanlar bile var. Nasıl sevmem; oyun arkadaşlarım benim onlar! İçimdeki hayalperest çocuğun yol arkadaşları! İnancım kırıldığında varlıklarıyla yolumu aydınlatan ışıktan çocuklar! İyi ki ama iyi ki varlar!
BİR GÖZÜ AĞLARKEN ÖTEKİ GÜLERDİ
Erol Günaydın’la konuşurken, kendisinde dikkatimi çeken başlıca şeylerden biri; yüzündeki Mona Lisa’yı andıran ifadeydi. Gözleri hem ışıl ışıl gülüyor hem de dokunsam ağlayacak gibi duruyordu. Dedim ya o zaman toydum; bunun hayatı iliklerine kadar insan gibi yaşayanların yüzlerine yerleşmiş ifade olduğunu bilmiyordum. Hayatı acısıyla tatlısıyla gözlerinde taşıyan Günaydın’a, “Neden böyle?” diye sordum. Gözleri dolu dolu, “Gülerken ağlarım ben. Yaşamak bana mutluluk veriyor ama yaşarken çok sevdiğim insanları kaybettim. İçim artık mezarlık gibi. Bazen bir anı gözüme giriyor beni ağlatıyor, bazen ötekisi giriyor güldürüyor” dedi. Aradan yıllar geçti, ben elini hiç bırakmamaya söz verdiğim çocukluğumla birlikte yürürken hayat yolunda, kendi içimde bir mezarlık oluştuğunu görmeye başladım. Büyüdükçe Erol Abi’nin sadece bir sanat değil, bir hayat ustası da olduğunu fark ettim. Her geçen gün biraz daha arttı ona olan hayranlığım, saygım ve sevgim…
Ruhuna selam olsun; en güzel Özdemir Asaf anlatmış Erol Günaydın’ı… Bir gün kuliste otururken, bir peçetenin üzerine, “Biri vardı o ilk ağlamayı bulup herkesi güldüren. Sonra bunu unutup ağlarcasına gülen” yazmış ve peçeteyi, “Bu sensin” diyerek Günaydın’a uzatmış. Büyük şair, usta oyuncunun ruhunu okuyup yazmış resmen. Onlar kavuştular. Acaba Asaf, 30 yıllık hasretin üzerine hangi dizelerle seslenecek Erol Abi’ye gökyüzünde? En çok da “Güneş’im” diye seslendiği eşinin tepkisini merak ediyorum. Kimbilir ne coşkulu bir kavuşma anı yaşanacak aralarında. Bu aralar gökyüzündeki yıldızlar her zamankinden daha parlak görünürse gözünüze sakın şaşırmayın; bilin ki bayram var oralarda...
BAY DOĞRU VE KÖTÜ GÜN ŞAKŞAKÇILARI
Çocukken televizyonda ‘Bay Yanlış’ olarak tanıdığım Günaydın, benim için bu hayattaki sayılı ‘Bay Doğru’lardan biriydi. Aramızdan ayrıldığı gün, kızı Günfer Günaydın’ın yaptığı “Babama bir beyaz eşya firmasından reklam filmi teklifi geldi. Büyük sevinç yaşadı. Ancak anlaşma imzalanmasına rağmen son dakika iptal ettiler. O kadar üzüldü ki... Paraya çok ihtiyacı vardı. Bu olay yüzünden sağlığı da olumsuz etkilendi. Ne olurdu babama o rolü verselerdi? Bir sanatçıyı ayakta tutan şey bırakacağı projeler ve unutulmadığını göstermektir” şeklindeki açıklama, bana onun ve onun gibi gerçek sanatçıların doğruluğunun karşısında utanç verici derecede yanlış olduğumuzu bir kez daha gösterdi.
Sahi neden bu ülkede gerçek sanatçıların değeri yaşarken bilinmez? Günlerdir herkes methiyeler düzüyor Erol Abi’nin arkasından… Kötü gün dostu olmayı başaramayan herkes, kötü gün şakşakçısı kesilmiş durumda! Midem bulanıyor yüzsüzlüğün zirvesindeki bu durum karşısında! Vicdan sahibi herkese soruyorum: Sanatçı müsveddeleri baştacı edilirken, hatırlanmaları için gerçek sanatçıların başına illa kötü bir şey mi gelmeli? Cemal Süreya da rahmet istedi; sevgi gerçekse ertelenmeden,
geciktirilmeden söylenmeli! Umarım geride kalan gerçek sanatçılarımıza bunu çok görmeyiz. Güle güle Erol Abi; iyi ki yaşadım dev sanatını, çocuk kalbini...
Yandaki fotoğraf beş sene önce çekildi. Çok sevdiği köpeğinin kıskanç havlamaları eşliğinde böyle öpmüştüm Erol Abi’yi... Sonraki her karşılaşmamızda da tablo buydu. O, benim öpmeye doyamadıklarımdan oldu..