'Meleklere sağır olduk'
Engin Alkan'ın yönettiği, modern dünya insanının kapitalist sistemin çarkları arasında nasıl insanlıktan çıktığını ve özüne yabancılaştığını anlatan 'Islah Evi' adlı oyunda rol alan Didem Balçın, Kenan Ece ve Mustafa Üstündağ, "Sistem bizi omuzlarımızdaki meleklerin sesini duyamaz hale getirdi" diyor
MUSTAFA Üstündağ ve Kenan Ece tarafından kurulan Çamur'dan Tiyatro ilk oyunu 'Islah Evi' ile seyirci karşısında. Amerikalı yazar Norman Locke'un kaleme aldığı, Kenan Ece'nin Türkçe'ye çevirdiği oyunun yönetmeni Engin Alkan. Marion ve Cari adlarında evli bir çiftin evlerine Steve adında bir yabancının konuk olmasıyla başlayan oyun; kapitalist dünyanın insanı nasıl yalnızlaştırdığını ve başta kendisi olmak üzere hayatı değerli kılan her şeye nasıl yabancılaştırdığını komediyle karışık bir gerilimle gözler önüne seriyor. Didem Balçın'ın Marion'u, Mustafa Üstündağ'ın Carl'ı, Kenan Ece'nin ise Steve karakterini canlandırdığı oyun; kuş kafesini andıran bir ev dekorunun içinde geçiyor ve seyirciyi kendi kafesleriyle yüzleştiriyor. Çamur'dan Tiyatro, bu ilk oyunuyla nasıl bir çamura bulaştığını hatta çamura dönüştüğünü hatırlatıyor seyirciye. Kirli taraflarımıza dokunuyor, o çamuru yoğuruyor. Gerisi seyirciye kalıyor...
İlk fırsatta izlemenizi önerdiğim oyunun biletlerine biletix'ten ulaşabileceğinizi hatırlatıyor ve sözü, seyirciye, "Kendinden kaçma, tiyatroya gel" diye seslenen 'Islah Evi' ekibine bırakıyorum. İşte oyunun kulisinde gerçekleştirdiğimiz sohbetten notlar...
'SOSYAL MEDYA KAHRAMANLARIYIZ'
■ Kalpleri, ruhları çamura bulanmış insanlığı ıslah etmeye aday bir oyunla sahnedesiniz...
Kenan Ece: Ne mutlu sizde böyle bir izlenim bıraktıysa ama yola böyle bir misyonla çıkmadık. Bu oyunun ilk etapta komedisi ilgimizi çekti. İçinde geçen temaları zaten kendi aramızda çok konuşuyorduk. Başkalarına da anlatmak istedik. Yani söyleyecek sözlerimiz olduğu için sahnedeyiz.
Mustafa Üstündağ: Bu oyunu özellikle seçtik. Çoğumuzun hayatın içinde tek derdi kendi özelimizde nasıl yaşadığımız. Daha çok para kazanalım, bir ev daha alalım gibi şeyler... Ama Twitter'da hepimiz büyük kahramanız, her olaya duyarlıyız. Oysa asıl kahramanlık sokakta olur, sosyal medyada değil!
K.E.: Çoğunluk sokakta olup bitenleri umursamıyor. Oyundaki gibi kendimize korunaklı bir kale bulup içine ve içimize kapanıyoruz. Soyutlanmış, yabancılaşmış modern insanı anlatıyor oyun. Çoğumuz böyleyiz. Bir yandan çok duyarlı geçiniyoruz, bir yandan da "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyoruz.
Didem Balçın: Çok yüzeysel yaşıyoruz, çağımızın en büyük problemi bu bence! Sosyal medyayı
kullanarak ya da dost sohbetlerinde konuşarak bir şeyleri düzelttiğimizi sanıyoruz. Oysa sadece kendimizi rahatlatmak bu! Hepimiz riya, ikiyüzlülük ve yalan üzerine kurulu bir sistemin parçasıyız maalesef.
'ORTALIK ZOMBİLERDEN GEÇİLMİYOR'
■ Bu tüketim sistemi bizi kendi kendimizi tüketmeye bağımlı hale getirdi öyle değil mi?
K.E.: Bu sistemde tüketebildiğin kadar mutlusun ama bu süreçte kendini de tüketiyorsun. İnsan varoluşunun anlamını sorgulamayı bırakıyor. Maneviyat ölüyor. Bu yüzden de ortalık zombilerden geçilmiyor.
M.Ü.: Kendi ruhunu doyuramadığın bu dünyada komşunu doyurmanın, birine yardım etmenin verdiği
mutluluk yok artık... Çok üzücü ama gerçek bu!
■ Oyun, aşkı da nasıl çamura buladığımızı gösteriyor. Çoğul yalnızlıkların adı aşk oldu...
M.Ü.: Aşkın da içini çürüttük. Artık aşk üç günlük! Artık her şeye çok çabuk sahip olunuyor, emek yok! Aşk da dahil pek çok şey kolay vazgeçilebilir hale geldi. Biri gidiyor, biri geliyor! Bugün benimle, yarın onunla! Herkes de memnun görünüyor.
K.E.: Hepimizin omuzlarımızda melekler var ama çoğunluk meleklere sağır oldu. Şeytanın sesi daha yoğun yükseldiği için çoğunluk ona kulak veriyor. Ne mutlu ki az da olsa melekleri duyabilenler var hâlâ!
Sevişmelerimiz sevgiye dair hiçbir şey içermiyor'
■ Oyundaki sevişme sahneleri çok konuşuldu. Daha önce de yazmıştım; bence o sahneler sevişme değil sevişememe sahnesi. Birbirimize nasıl yanlış dokunduğumuzun, sevgiden geçmeyen sevişmenim en açık göstergesi...
Didem Balçın: Aynen öyle! Bu oyunda, basında yazılanların aksine ağır sevişme ve öpüşme sahneleri yok. Var olan sahneler de sevginin ne kadar yapaylaştığını gözler önüne seriyor. Oyun, aşkın bireyselleştiğini anlatıyor.
Mustafa Üstündağ: Sevgiye dair hiçbir şey içermeyen sevişmeler var oyunda. Maalesef gerçek hayatta da durum çoğunlukla böyle. Sevişmenin temelinde artık sevgi yerine görev bilinci ya da egolar var.
'Kuliste çok eğleniyoruz'
Afife Jale Sahnesi'nin kulisinde buluştuğum oyuncular, "Bu tiyatroda odalarımız ayrıldı ama sık sık bir birimizin odasını basıyoruz” diyor. Oyundan saatler önce kulise gelip hazırlanmayı çok sevdiğini belirten Didem Balçın, birlikte çok eğlenen bir ekip olduklarını dile getiriyor.
'Sevmediğim insanları anlamayı öğrendim'
Ece ve Üstündağ, bu oyunda özellikle ters köşe rollerle seyirci karşısına çıktıklarını söylüyor. Ece oyunun gerilimini, Üstündağ komedisini ön plana çıkarıyor. Oyunun prova sürecinde kendi içlerinde yolculuğa çıktıklarını belirten ikiliden Üstündağ, "Bu oyun bana sevmediğim insanları anlayabilmeyi öğretti" diyor.