Schuster üzerine
Bu köşede, Schuster’i desteklen çok yazı yazdım. “Onun yeri ayrı, o Türk futboluna bir şeyler katmak için uğraşıyor” diye, ısrarla vurguladım.. Mehmet Demirkol’un çok güzel bir tanımlaması var, “melezleştirmek”... Artık Alman olup, İspanyol gibi düşünen bu futbol fenomeni, kibiri yüzünden erken veda edecek gibi ülkemize... Her şeyi yaparsın ama, taraftar üzerinden camiayı üzmek kibir değil, başka bir şeydir...
Önce Rijkaard, şimdi de Schuster, onları biz melezleştirdik... Sonra da yaptıklarını seyrediyoruz. Yedek stoper olmadan bir derbiye başlayan Türk antrenörünü paspas haline getirmek, sadece 2 güne bağlı bu ülkede...
Çok şeyler biliyorum Beşiktaş takımının içinden... Bir tanesi çok dikkat çekici benim için... “Yerli oyunculara Schuster’in lütfen selam vermesi ve onlarla ilgilenmemesi...” Tabii ellerinden tutup sinemaya götürecek hali yok! Ama Türk insanı duygusaldır, alıngandır ve en önemlisi kibiri hiç sevmez. Hatta ve hatta nefret eder. Sadece bu örnek bile, bu işin Alman hoca ile uzun vadede olmayacağının işareti... Yine çok vahim başka konuşmalar da var... Beşiktaş içinde, “Q7 ve çetesi” ismi verilen yıldızlarla dolu oluşumun, “Hoca giderse bizi unutun!” sözleri... Gerçekten bunu dile getirmişlerse, büyük camianın içine düştüğü durumu ve ruh halini düşünemiyorum bile... Sayın başkan ve ekibi Beşiktaş’ı çok daha iyi bir yerlere getirmek için, takımı yıldızlarla doldurdular, takımın başına da dünyaca ünlü bir ismi getirdiler. Ben olsam artık geceleri rahat, mışıl mışıl uyurdum. Ama teknik direktör bu ülkenin gerçeklerini öğrenmemek için ısrar ederse, ortada bir “takım yönetememe” krizi var demektir.
Gordon Milne İngiliz’di. Kibir İngilizler’de doğuştan vardır. Fakat o hamsi tava yer, nohut pilava bayılırdı... Hemen herşeye uyum sağladı. Schuster, bu uyumu sağlamamak için elinden geleni yapıyor. Sayın başkan artık bir karar vermek durumuna gelmiştir. Tamam mı, devam mı? Ve eğer tamam denirse, alınacak teknik adam önemlidir. Bu ülkeye ve ülkemin canım insanlarına uyum sağlayabilir mi?
Yoksa yine başa mı dönülücek?
Protokol Tribünü Faciaları
Türkiye’de maça giderseniz, herşeye hazır olacaksınız. Arabanızla gittiniz, maç dönüşü silecekler veya stop lambalarınıza hüzünlü veda ile bakmak , mesela.. . Eski deyim ile ŞEREF tribününe girme hakkına sahipseniz, aman dikkat! Her şeye tanık olabilirsiniz.. . Küfürler, havada uçan meşrubat şişeleri ve gözünüzün üstüne yiyebileceğiniz sağlam bir yumruk. .. Bunlara hazır olun . Güzel ülkemin protokol tribünlerinde yaşananlar, kimlere örnek oluyor biliyor musunuz? İlkokul öğrencilerine , üniversitelilere ve futbolu yeni yeni sevmeye çalışanlara... Sporda şiddet yasası, programlar, röportajlar, “holiganlar artık iyice azıttı” açıklamaları, hiç bitmeyen binbir gece masallarına döndü. NASRETTİN HOCA gibi eşeğe ters binmeye devam edersek , taraftarlara diyecek hiç bir sözümüz kalmaz. Şapkamızı çıkaralım , önümüze koyalım ve düşünelim.. . En azından bunu yapabiliriz değil mi?
Seyircisizlik
Türkiye’de bu sezon başlayan bütün maçların anında yayınlanması çok güzel bir uygulama... Geçen cumartesi evde yalnızdım, uzun bir süre... Çok sevdiğim çizgili pijamamla televizyonun karşısına geçtim... Benim gibi futbol manyağı biri için nefis bir gündü... Dışarıda yağmur var, hava soğuk, maçtan maça geçiyorum ama, akşam üzeri hava kararınca bir şey dikkatimi çekti. Bizdeki maçlarda seyirci sayısının az olması insanın içini karartıyordu sanki... Baktım G.BirliğiKarabük maçında bir korner var... Sonrasını hatırlamıyorum, uyumuşum yahu... Tam 15 dakika...Gayet iyiydim, hayret... Neyse, özet olarak bütün maçların yayınlanması mükemmel... Ama mekanların dolması lazım... Yoksa mekan oynatmaz!
Ya Türk spor basını yapsaydı?
Real Madrid’e yakınlığı olan bir gazetedir AS... Madridliler için müthiş bir gazetedir... Hep Realliler’in gönlünü okşar. Şimdi size Türkiye’de bir gazete veya televizyon bunu yapsa, neler olabileceğini soruyorum, değerli okurlar... Barcelona, maçın başında ilk golü attı. Maçı tesadüf, ben anlatıyorum. Alves topla buluşurken, bana ofsayt gibi geldi. Ama mükemmel maç rejisi, Alves’in ofsayt pozisyonunda olmadığını net olarak gösterdi. Fakat AS gazetesi, ofsayt pozisyonunu bozan Bilbao’lu oyuncuyu fotomontajla sildi ve pozisyonun ofsayt olduğunu manşetten çaktı. Ortalık birbirine girdi. O an orjinal televizyon görüntüsüyle karşılaştırıldı, gerçek anında anlaşıldı. Gazetenin açıklaması da çok komikti... “Bilgisayar grafiklerinden kaynaklanan bir hatadan dolayı böyle bir durum olmuştur, özür dileriz.” “İyi basın bunu da yazın” sloganı var ya bizde... Türk spor basını böyle bir ibişliğe imza atmadı şimdiye kadar... AS gazetesinin bu haberini hep saklayacağım, gerektiğinde “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye soranlara hatırlatmak için...
“Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi, kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz” OSCAR WİLDE