Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        EMRAH’IN oğlu olmuş. Hayırlı uğurlu olsun. Allah analı babalı büyütsün. Emrah’ın hastanenin kapısındaki görüntüsüne uzun uzun baktım. Eski konuları yani oğlu Tayfun’la ilişkisini de bilen biri olarak özellikle başka baktım fotoğrafa. Emrah bu çocuğu istedi, bekliyordu. Yani istenen bir bebek. Emrah’ın rızası, gönlü olarak dünyaya geldi. Ama ya Tayfun? Tayfun şimdi delikanlı, kocaman oldu. Büyüdü. Ama o da bir bebekti. O da hastane odasında, babasının kapıda beklemesini hak ediyordu. O babasına çok zor kavuştu ve çabuk kaybetti. Onun bu durumda hiç ama hiç suçu yoktu. Suçsuz, günahsız dünyaya gelen bebekti o da her bebek gibi. Bu memlekette üzüldüğümüz çok çocuk var. Tayfun da bunlardan biri. Geleceğine, hep bu eksik duygularla yol alan bir birey. Ama maalesef büyükler bunu göremeyecek kadar katı. Kırılmıyor, yumuşamıyorlar. Ben bu çocukla vakit geçirdikçe Emrah’ın Tayfun’a olan duygularının değişeceğini düşünüyorum. Onu da bağrına basacaktır. Umudum var anlayacağınız. Yani bildiğimiz Emrah kalıplarını kıracak, o taş kalbini yumuşatacak. Bu bebek, baba-oğulu bir araya getirecek inşallah.

        Hadise’nin elinden TUTAN ÇOCUK

        HAKAN Baş ile Hadise’nin kaçma görüntüleri son günlerde gördüğüm en komik görüntüler. Dün Günaydın’ın kapağındaydı. Ben en çok Hadise’nin elinden tutan çocuğa takıldım. Hakan Baş boşuna depar atmış, çimlerden atlamış çünkü günün yıldızı kesinlikle Hadise’nin elinden tutan çocuktu. Bu fotoğrafla ne hava atar şimdi. Atmalı da. Çünkü baksanıza sevgilisi bile elinden tutup poz veremiyor. Çocuk ne güzel tutmuş Hadise’nin elinden. Eğer kendisine pas vermeyen kızlar varsa, bu fotoğraftan sonra hiç korkmasın. Rahat takılsın hatta. Zaten takılmıştır. Gazetenin çıktığı gün havasından geçilmemiştir. Çocuk keyfini sürsün bu olayın, peki Hadise’ye ne demeli? Nedir Hadise senin sorunun. Neden kaçıp duruyorsun. En son Sinan Akçıl ile böyle pozların vardı. Sıkılmıyor musun Hadise tuhaf ilişkiler yaşamaktan? Sen bekâr, Hakan bekâr. Madem o kadar lafa söze rağmen bu adamla sevgili oldun buluşuyorsun, tut elini çık kardeşim. Neden kaçıyorsunuz anlamıyorum ki... Neden kendini komik durumlara düşürüyorsun.

        Ah kürküm var benim a dostlar

        ZENGİNİN parası, züğürdün çenesi misali; Elif Gönlüm’ün de kürkü dert oldu. O savurdukça biz de savrulduk. Kürkü bir türlü yerleştirememesi konu oldu a dostlar! Artık nasıl kullanacağını bilememekten mi yoksa birilerine meydan okumaktan mı o kürk savruldu kimseler çözemedi.

        Taksim’de bir Adanalı

        HÜRRİYET’TEN yazar arkadaşım Savaş Özbey “Hadi gel kebap yiyelim” dedi. Ne yalan söyleyeyim etle aram iyi değil ama Savaş’ı kıramadığım için kalktım gittim. İstiklal Caddesi Halep Pasajı’nın üst katında bulunan Münhasır Et ve Kebap Lokantası’na götürdü beni. Tam adına uygun, pek bir münhasır. Zaten mekânın adına özel Adana bile yapılmış. Bu mekânda tek korkacağınız durum kalori olsun. Çünkü yemekleri yemeden duramayacaksınız.

        Yavuz Bingöl OLAYI

        BU olay bana “Önce söyle, tepki alınca yan çiz” durumunu hatırlattı. Ki biz magazincilerin başına yıllardır gelen bir durum. Öyle ki sanatçı kesimi yapar, eder, açıklar ama kabul etmez. Tabii işine gelmiyorsa... Eğer işine geliyor, o açıklama onu yükseklere çıkarıyorsa sorun yok. Hatta röportajı yapan, yazıyı yazan kişiyi arayıp teşekkür bile etmez. Tabii canım neden etsin ki? Sanatçı kesimi “Onun görevi; o benim iyi yönlerimi tabii ki yansıtacak, benim haberimi tabii ki yapacak, ben bilmem kimim” der geçer. Ama eğer hoşuna gitmeyen bir haber oluyorsa vah ki ne vah! Haberi, röportajı yapan kişiye söylemediğini bırakmaz. İlk tepki tabii ki yalanlama. Klasik hareketler... Bana artık çok sıradan geliyor. Yavuz Bingöl de yan çizmeseydi şaşırırdım.

        Diğer Yazılar