Neden kaçıyorsunuz bir türlü anlamıyorum
İKİSİ de bekâr, ikisi de genç, ikisi de yalnız. Bildiğim kadarıyla Şahan evli değil. Hani çoluğu çocuğu da yok. E yine bildiğim kadarıyla Selin Ortaçlı da bekâr. Hatta doğru düzgün adı başka isimlerle anılmamış bile. Yıllardır Şahan Gökbakar’la gözlerden uzak, gizli saklı bir ilişki yürütüyor. İyi de bu kaçışın anlamı ne? Neden saklanıyorsunuz, neden kaçıyorsunuz? Eğer Şahan ile Selin birkaç kez ele ele çıksa yine manşetleri süsler. Ama ondan sonra bütün cazibesini yitirir zaten, kimse ilgilenmez. Bu magazin taktiğidir. Eğer kaçarsan her zaman ilgi çekersin ve gazetelerin en baş köşesinde, kocaman yer alırsın. Ama el ele çıkar, sıradan bir görüntü verirsen; cazibeni yitirirsin. Şimdi Şahan ve Selin’in bunun için yaptıklarını söylemiyorum. Ama durum böyle gösteriyor kendini. İlişkinizle gündeme gelmek istemiyor olabilirsiniz, iyi tamam da, siz gündeme gelmek istemedikçe daha çok gündemde kalıyor hatta daha çok insanların aklında yer ediyorsunuz böyle yaparak. Kaçarak her zaman daha çok dikkat çekersiniz. Ve duymayan sağır sultan bile duyar. Benden söylemesi...
IŞIKLARIN KAPATILMASI DURUMU DA AYRI BİR OLAY
KOSKOCA Hilton Oteli’ndeki Dragon Restaurant’ın ışıklarını kapatması başka bir hal. Yani şimdi parası olan, ünlü olan, mevki sahibi olan her istediğini her şekilde yaptırabiliyor farkında mısınız? Yurtdışında olsa hayatta böyle şeyler olmaz.
Bakınız 2 hafta önce Alaçatı’da Unter’in önündeyiz, saatler bir hayli ilerlemiş ama çok kalabalık. Acayip de yağmur yağıyor. Unter’in sahibi Haldun Demirhisar müşterilerini rahat ettirmek için hemen kocaman şemsiyeleri açtı. O sırada yanımda Ceyda Balaban vardı. Hani şu meşhur Mert Alaş ve Madonna’nın son yıllardaki en gözde arkadaşı. Bana döndü ve “Londra’da donuna kadar ıslan asla böyle bir şey yapmazlar. Gözünü seveyim ülkemin” dedi.
Durum bu anlayacağınız. Bizim memlekette her an her şey olabiliyor. Herkes her istediğini her şekilde yaptırabilir ya da yapabilir. Yeter ki iste. Yeter ki istesinler. Eğer bir mekânda ünlü varsa ve o o an bir şey isterse dağlar delinir istediği yapılır. Anlayacağınız elektrik de kesilir, trafoya kedi de girer, arabanın üstünü korumalar siper de eder. Eski magazin fotoğraflarını hatırlayınız. Ah neler vardır neler. Şahan sayesinde nostalji yaptım, eskilere gittim.
CEYDA DEMİŞKEN
CEYDA Balaban’ı uzun yıllardır tanırım. Kenan Doğulu, Gülşen, Tarkan gibi ünlü isimlerle ve ünlü markalarla çalışmış, hâlâ da çalışan başarılı bir isim. Son zamanlarda adı sürekli Mert Alaş ve Madonna’yla anılıyor. Madonna’nın doğum gününde olan Türklerin en başında geliyor. Ceyda’ya “Senin yerinde başka biri olsa Instagram’da Madonna’yla bir fotoğraf paylaşır, bir gün sonra Türkiye’deki tüm gazetelerin baş köşesinde olurdu” dedim. Ceyda güldü. Hatta “Ne gerek var? Benim mesleğim var. Mesleğimle yeteri kadar gazetelerde anılıyorum. Madonna’yla anılacaksam anlamı yok ki” dedi. Ah ne çok özlem duyuyorum son zamanlarda böyle insanlara. Yok denecek kadar azlar. Şu anda özellikle bizim piyasada hiçbir özelliği olmadan sadece ünlüleri tanıyor diye gazetelerin sayfalarını süsleyen o kadar çok insan var ki. Tabii bu tipler hep oldu. Önemli olan yaptığın işte başarılı olmak. Ceyda bunlardan biri. Madonna kendisini özellikle bu yönüyle çok seviyormuş. Ceyda “Ben böyle bir ortamda insanlar rahatsız olmasın diye telefonumu çantamdan çıkarmam. Mert benim yıllardır arkadaşım. İstesem yıllar önce yapardım ama bana doğru gelmiyor” diyor. Helal olsun! Bu özelliğimizi kaybedersek biz olmayız zaten. İnşallah okuyan birkaç kişiye de küpe olur.
NE GÜZEL BİR KARE
BU hafta gazetelerde çok gördünüz bu güzel fotoğraflardan. Selçuk Kaya Down sendromlu çocuklar için hayata geçirilen ‘Hikâyeme Ortak Olur Musun’ projesiyle çok güzel bir çalışma yaptı. Fotoğrafların hepsi çok sıcak ve samimiydi. Ama Kenan İmirzalıoğlu’yla olan bu fotoğrafa bayıldım. Bakmaya doyamadım. Farkında olmak görmek gerek.