Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CANNES Film Festivali’ne Azra Akın damga vurmuş adeta. Muhteşem kıyafeti ve yürüyüşüyle inanılmazdı. L’Oreal Paris’in Türkiye güzellik elçisi olarak arz-ı endam eden Azra Akın’ın görüntülerine her defasında uzun uzun baktım. Baktırıyor çünkü. Ve “Nerelerde bu kız? Neden daha çok gözükmüyor acaba?” dedim. Şimdi ‘Poyraz Karayel’de oynayan Azra Akın’ı daha çok görsek keşke. Gerçekten Cannes’da Dünya Güzeli tacının da acayip hakkını vermiş.

        Ah biz kadınlar ne çektik

        CANNES Film Festivali’nde topuklu ayakkabı giymedikleri için davete alınmayan insanlar Twitter üzerinden isyan etmiş. Ya biz kadınlar ne çekiyoruz biliyor musunuz beyler? O topuklu ayakkabının verdiği acıyı hiç tattınız mı? Bence az biraz evde giyip 5 dakika dolaşın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hem kadın her şekilde şıktır. İster topuklu ayakkabı, ister spor ayakkabı. Hem zaten modacılar da artık topuksuz ayakkabı üzerine yapıyorlar bildiğim kadarıyla birçok tasarımı. Takılmayınız efendim topuk boyuna. Bırakınız biz kadınları nasıl istiyorsak öyle giyinelim. Yetti artık yetti.

        Enteresan ikili

        AYŞE Özgün’ü çok severim. Yıllardır ekranlardan uzaktı. Dönüşü enteresan bir program ve partnerle oldu. Tabii ilk tepkim “Ne alaka?” oldu. Tuğba Ekinci ve Ayşe Özgün ikilisini kafamda pek oturtamadım. Ki ben televizyonda akla gelmeyecek, şaşırtacak partnerleri severim. Uyumsuzluktan uyum doğar çünkü. Bir kere denk geldim, izledim. Ayşe Özgün o kadar donanımlı ki, onun yanına kim otursa eksik kalabilir. O yüzden yine de Tuğba Ekinci’nin cesaretine alkış. Program önümüzdeki sezon devam eder mi bilinmez ama biraz format değişikliği olursa adından çok söz ettirir gibi geldi bana.

        3 sanatçının fanlarının istekleri

        YENİ neslin fanları enteresan. Saygı duyuyor ve isteklerinin bazılarını özetliyorum. Gazetecilerin haberi olsun. İstekleri böyle. Eğer yapılmıyorsa sosyal medyada sizi topa tutuyorlar.

        - Çağatay Ulusoy’un adını hiçbir şeye karıştırma yeter. Adı yazılmasın.

        - Serenay Sarıkaya’dan bahsedilecekse sadece aldığı ödüller yazılsın.

        - Fahriye Evcen’in adını kimse anmasın. Sadece melek diye yazılsın.

        SAMiMiYET OLMADI MI TUTMAZ

        GÜNLERDİR ben de birçok kadın gibi Mutlu Kaya’dan güzel haber gelmesini bekliyordum. Allah’a çok şükür geldi. Mutlu’nun hayatı bir yarışmaya katıldı, şarkı söyledi diye karardı. Ne acı. Ne tuhaf. Oysa ki kendi istediği, mutlu olduğu bir şeyi yapmak istiyordu. Ama işte memlekette bunu yapmak zaten zor, bir de kadın olmak ekstra zor. İnşallah eski güzel günlerine döner ve güzel şarkılar söyler bize Mutlu Kaya.

        Katıldığı yarışma programı yüzünden kafasından vurulan Mutlu’nun programı aslında haftalar önce kalkmıştı. Reyting sisteminden herkes şikâyetçi ve programlar patır patır kalkıyor. Ama az biraz da samimiyet çok önemli. Bakınız Sibel Can, Sertab Erener, Gökhan Türkmen’in jüri olduğu müzik yarışmasında yarışacak insanlarda sesinin güzelliğinden çok bir öykü aramışlar. Yani jüriler özellikle “Damar bir öykün var mı?” diye başlamış hep konuşmaya. Ve bir keresinde bir yarışmacıya “Sesin çok güzel ama acıklı, ağlatacak bir öykün yok” diyerek almamışlar yarışmaya.

        E oldu mu şimdi? Her sesi güzelin öyküsü mü olması gerekiyor? Bu mantık 90’larda kaldı. O dönem sahneye çıkan herkese öyküsü yoksa bile bir öykü uyduruldu. Çıksınlar anlatsınlar. Hepsi bunun böyle olduğunu biliyor. Ama ne gerek var artık? Her şey ortada. Böyle şeyler de acayip gereksiz. Zaten programın samimiyeti çok yansıyordu. O yüzden her zaman söylüyorum ekran samimiyet seviyor. Gerisi boş.

        Diğer Yazılar