Yer Alaçatı ve yine Rus milyarder şovu
Geçen sene yine bu zamanlarda saatler 02.45’i gösterdiği sırada karşımda Forbes listesine göre dünyanın 32. en zengin kişisi Mihail Dmitriyeviç Prohorov ve kadınları vardı. Ona sarılmış, hatta sarmaşık olmuş sarışın, esmer, kumral, kızıl 40 kadın. Benim başım döndü ama kadınlar, Prohorov’a sarılmaktan yorulmadı.
İşte geçen senenin aynı görüntüsü bu sene yine aynı yerde, aynı saatte, aynı mekânda yaşandı. Alaçatı Port Club 29’da yaşanan “Prohorov şovu”nun geçen seneyle tek farkı, kadınların hepsinin kırmızı kıyafet giymesiydi.
Bir ara kendi kendime, “Sanırım deja vu yaşıyorum” dedim. Çünkü gerçekten kadınların hepsi kırmızı giymemiş olsa, geçen senede kaldım zannedeceğim. Aynı görüntüler, aynı düzen, aynı eğlence.
Prohorov aslında hiç eğlenmiyor, hiç gülmüyor. Uzun boyuyla öylesine duruyor, ayakta sallanıyor. Kadınlar ise ona öyle bir sarılıyorlar ki, sarmaşık olmuşlar. 2 senedir üst üste yaşanan mevzu aynı. Değişen tek şey, kıyafet renkleri ve tabii kadınlar. Daha genç, daha güzel kadınlar.
Geçen sene yazdığım yazıya baktım, pek fark yok yazacaklarımdan. Sadece geçen sene 40 bin Euro harcamış, bu sene bir akşam yemeğine ve eğlenceye ödediği para 50 bin Euro’ya yaklaşıyordu.
Tabii bu bir haftalık eğlence sadece yemekle sınırlı değil. Arabalar, lüks oteller, tekneler, yatlar, katlar, özel uçaklar, şampanyalar cabası.
GECEDEN NOTLAR
- Yemek mönüsü geçen senenin aynısıydı. Carpaccio, guacamole ve kuzu pirzola ile lagos yenildi. Bu arada Rus milyarder, kuzu pirzolaya bayılıyormuş.
- DJ sadece Türk şarkısı olarak Tarkan’ı çaldı. Geçen sene de sadece Tarkan çalmıştı. Kızların hepsi Tarkan çaldığı zaman öyle kopuyorlar ki tutabilene aşk olsun.
- Bazı kızlar zaman zaman Louboutin ayakkabılarının tozunu alıyordu. Birbirlerine çantalarını gösterip konuşuyorlardı.
- Kızlar için bazı kurallar var. Telefona bakmak, konuşmak, başka masayla ilgilenmek kesinlikle yasak.
- Kadınlar, Prohorov’dan önce geldi. Prohorov’a 10 erkek arkadaşı da eşlik etti.
- Hanımlar yine geçen sene olduğu gibi araya boş sandalyeler bırakarak oturdu.
- Mekânın kapısında yine siyah bir Vito bekliyordu.
NAMMOS PARTİYİ İPTAL ETTİ
1 ay önce Mikonos Nammos’taydım. Sohbet sırasında işletmecisi bize, “Bodrum’a gelip gelmeme konusunda düşüncelerimiz var. Ne diyorsunuz?” diye sormuştu. Ben de bunu yazmıştım. Hatta gelen her müşterilerine sorduklarını ve olumsuz yanıt aldıklarını da ifade etmiştim.
Ama bunun üzerine beni yalanlamak için “Nammos geliyor” tarzında sayısız haber yapıldı. Hatta yetkililer, “Yok öyle bir şey” diyerek beni yalanladılar. Yahu Nammos’un gelmesi benim işime gelir. Memlekette ne kadar ünlü mekân olursa turizm açısından o kadar iyi olur.
Ben sadece Nammos’un işletmecisinin bize sorduğu soruyu ve düşüncesini yazmıştım. Bu bile kabahat oldu düşünün. Bu yüzden de, “Esin’in yazdığı yazıyı ciddiye almayın, geliyor işte” tarzında röportajlar yaptırıldı, yazılar yazdırıldı.
İşte bunca haber, yalanlama sonrasında öğreniyorum ki Nammos partisi iptal. Gelip gelmeyeceği meçhul. Sıkıntı yok, alıştım ben bu durumlara, ama insan üzülüyor. Sadece üzülüyor. Sonuç mu; Cennet Koyu Bodrum için gerçekten kıymetli, güzel bir yer. Güzel yerlerin kıymetini bilelim. Ama ülkede yaşanan gerginlik, üzüntü, içinden çıkılmayan durumlar daha çok projeyi iptal eder.
İnşallah en yakın zamanda bu karmaşa ve anlamsızlık düzelir. Bu ülke, bu insanlar daha güzel yerleri hak ediyor. Böyle yatırımlara ihtiyaç duyuyor.
YABANCI İŞLETMELER TÜRKİYE'DE OLMUYOR
- Türkiye’de o kadar çok yabancı işletme var, ama yurtdışındaki gibi uzun soluklu olmuyor.
- Çünkü bizim insanımız, yurtdışında gidip eğlendiği gibi eğlenmiyor ülkemizde, yemek yemiyor. Sadece gösteriş için bir kere gidiyor. Sosyal medyada fotoğraf paylaşıyor, sonra “hooop tamam bitti”. Gitti mi gitti, o kadar. Yani sahiplenmiyor, benimsemiyor. Orada sevdiği bir yemeği sonra canı isteyip gitmiyor. Amaç sadece gösteriş.
- Bizim insanımız maymun iştahlı. Çabuk sıkılır. Yurtdışında bir iki kez gittiği yere sürekli gitmek istemez.
- Biz lahmacun, kebap kültüründen geliyoruz. Severiz ve eninde sonunda en sık yaptığımız şey olarak soluğu kebapçıda alırız.
- Fine dining restoranlar bir-iki ay öyle sükse yapar ki siz bile şaşırırsınız ama sonra üçüncü ay geldiğinde bir bakarsınız ki bomboş. Bizim insanımız o mekânlardan çıkar, Taksim Meydanı’nda ıslak hamburger yer.
- Istakoz, böcek, istiridye bize göre değildir. Yeriz yemesine ama hep yiyemeyiz. Olmaz. Finalde, “Kuru fasulye, pilav, yanına da turşu candır” deriz.
- En sahiplendiğimiz mekânlar arasında tabii ki kebapçılar var, ama balıkçıları da es geçmeyiz. “Rakı-balık candır” der, haftada illa bir gün gitmeden edemeyiz.
- Geçmişte sayısız ünlü mekân geldi ama burada istediklerini alamadan gittiler. O yüzden, bir yatırım yaparken ülkenin havasını, genetiğini çok iyi çözmek gerekir.