Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ‘OLACAK O Kadar’ın yayınlandığı gecenin ertesi günü okul sıralarında boş bulduğumuz her anda, her teneffüste gün boyu espriler üzerine konuşur, tartışır, güler, kahkaha atardık. Bu satırları yazarken şu an bile aklımda. O günlerin tadı hâlâ damağımda. Şu an beni okuyan o dönem lise arkadaşlarım varsa ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır. Levent Kırca ve ‘Olacak O Kadar’ bizi bir hafta idare eder, yeni bölümü sabırsızlıkla beklerdik. Levent Kırca dönemin bütün siyasi liderlerini masaya yatırır ve onlarla ilgili harika espriler yapardı. Şimdi şu dönem asla yapılamayacak güzel mizahtan bahsediyorum. Yeni neslin bu duyguyu yaşayamaması bile gerçekten hüzünlü. Çünkü siyasiler de bir o kadar hoşgörülüydü. Farkında mısınız bilmiyorum ama o dönem bu espriler yapılırken bu kadar nefret, kin kusmuyordu hiç kimse. Tabii ki şimdi klasik büyüklerimiz “Ah evladım sen hatırlamazsın. Biz neler yaşadık, neler gördük” diyeceklerdir ama nefret dilinin, hoşgörüsüzlüğün bu kadar olduğunu tahmin etmiyorum. Çünkü bu cümleleri kuran yine büyüklerimiz “Biz Kürt, Türk, Alevi, Musevi diye hiç ayırmazdık. Komşularımızla otururduk acılarımızı paylaşırdık” dediklerine de çok kez şahidim. Neyse aslında herkes her şeyi çok net görüyor, biliyor, duyuyor ama dile getiremiyor. Büyük usta Levent Kırca çok şeyi gözler önüne serdi 90’larda. Ve yine her şeyi gözler önüne seren bir mektupla veda etti. Keşke ekrandan uzak kalmasaydı da son yıllarda yaşadığımız acıları bir nebze mizah yoluyla gözler önüne serebilseydi. Huzur içinde yat usta. Eğer dediğin gibi güzel bir dünya var ise görüşmek üzere...

        Sosyal medya çıldırmaları

        LEVENT Kırca’yı kaybetmişiz. Hakkında güzel yorumlar yapılacakken Instagram’da paylaşılan fotoğrafların altlarına yazılanlardan birkaçını görünce kanım dondu. Biz Müslüman bir ülke değil miyiz? Ölen insanın arkasından dua okunup güzel sözler söylenmez mi? Ben böyle öğrendim. Kim olursa olsun, ne olursa olsun ölünün arkasından güzel sözler söylenir. Hak ya helal edilir, ya edilmez. O kişinin içinde kendi bildiği bir şeydir. Ama bu kadar nefret kusmak. Herkesin gözü önünde sosyal medyada yazmak gerçekten insanlık dışı bir durum.

        NİLÜFER’İN AÇIKLAMASI

        İŞTE tam da bu dönemde Nilüfer, sosyal medyada “Benimle ilgili bilinen yanlışlar: Ermeni, Rum ya da Musevi ebeveynim olduğu yanlıştır. Öyle olsaydı da göğsümü gere gere söylerdim. Benim için insan vardır. Din, ırk, milliyet, mezhep, renk farkları bir hiçtir. İnsan dünyanın her yerinde insandır. O kadar işte” diye gayet içten samimi bir açıklama yaptı, yapmak zorunda kaldı. Ne acı. Bizler gerçekten din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan büyüdük. Öyle ki bu yaşıma geldim hâlâ birçok arkadaşımızın mezhebini bilmiyorum. Hiç ilgilenmemişim. İnsan olması, aile değerlerine saygı göstermesi, anne ve babasına saygılı olması, iyi yürekli olması ve tabii vicdanlı olması yeter benim için. Yoksa mezhebinden bana ne. İbadetini nasıl uyguluyor bizi ilgilendirmez ki. Hepimizin ibadeti kendine değil mi? Başka birinin dinini sorguladığımız zaman onun sevapları bize mi yazılıyor. Gerçekten yıl olmuş bilmem kaç biz hâlâ bunları konuşuyoruz. İnsanlar anne ve babalarının eğitiminden geçer önce. Aile her şeyi size verir zaten. Sonrasında bu tür çirkin saldırılar hiç olmaz, olmamalı.

        Sanatçılar korkuyor

        ÜÇ günlük yas var evet ama sanat dünyasında birçok insan kafasını dışarıya çıkarmaya korkuyor. Haklılar. Çünkü hemen bir linç kampanyası başlıyor. Kaybettiğimiz insanımıza dua okumak, yas tutmak bile birçok kişi tarafından kınanıyor. O yüzden bu hafta birçok şey iptal edildi. Şaşaalı film galaları, AVM’lerde konuşmalar, moda haftası, konserler.

        Diğer Yazılar