Tam da kadına şiddeti konuşuyorken
Geçen hafta HT Pazar’da Aysun Öz’ün Kenan İmirzalıoğlu ile yaptığı röportaj vardı. “Erkeksen insan ol” diyen Kenan İmirzalıoğlu’nun kadına yönelik şiddete dair kurduğu cümleler dikkatimi çekti.
“Fiziksel olarak gücün yetiyor diye birine şiddet göstermek cahillik değil, vicdansızlık, adaletsizlik. Çok sinir bozucu bir durum, bu asla kanıksanmamalı, asla kabul edilmemeli. Kadınlar, anneler buradaki inadını asla bırakmamalı. Kadınlarımız bunun da üstesinden gelecektir, biz üstümüze düşen ne varsa yapmaya hazırız” diyen Kenan İmirzalıoğlu’na bravo.
Tüm erkeklerin özellikle ünlü ve örnek alınan isimlerin “kadına şiddet” konusunda daha çok söz söylemeleri gerekir. Kenan İmirzalıoğlu’nun bu konudaki hassasiyeti, rol aldığı karakterlere de yansıyor.
Özellikle kadına hassasiyeti ortada. Kadına şefkatli davranan bir adamı izliyoruz hep. O yüzden de kadınların rüyalarını süslüyor. Keşke tüm erkekler onun bu halini fazlasıyla örnek alsa.
NÜKHET DURU'NUN PARFÜMÜ
Bir dönemin starlarının sahne kuralları vardı. Mesela Nükhet Duru, Emel Sayın, Sibel Can, Bülent Ersoy, Muazzez Abacı gibi ünlü isimlerin bir sahne adabı vardı. Örnek vermek gerekirse, sahneye çıkmadan önce bir şişe parfüm bitirirlerdi. Bu konuyla ilgili sayısız haber okumuşsunuzdur.
1990’larda özellikle bu tarz haberler çok yapılırdı. Tabii gazinolar tarihe karışınca bu tarz jargonlar da tozlu raflarda yerini aldı. Ancak bu isimler sahneye çıkarken yine aynı şeylere denk geliyorsunuz.
Mesela geçen salı Nükhet Duru’yu izlemeye gittim. Sahneye çıktığı zaman mekânın için buram buram Nükhet Duru’nun parfümü kokuyordu. Nükhet Duru bir şişe de üstüne boca etse tüm salon o kadar kokamaz. Ama Duru’nun yardımcısı, elinde şişeyle mekânı turlarsa kokar.
O gece de Nükhet Duru gelirken yardımcısı Tunç, elinde parfüm şişesiyle turluyordu. Bu tam da assolist hilesidir. Sahnedeki sanatçıyı izlerken daha çok etkilenirsiniz parfümünü duyduğunuz an. Ve o burnuma buram buram Duru’nun parfümü gelirken 90’ları ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Eskiden sahneler daha bir güzelmiş. Adabı varmış.
ÖDÜLÜNÜ ALAN NEDEN KAÇIYOR?
Farkında mısınız bilmiyorum ama 42 senedir yapılan Altın Kelebek Ödülleri Töreni’nden ilk kez bu sene bir kare toplu fotoğraf yok. Geçmiş olsun. Sanatçılar en prestijli ödül töreni diye koşa koşa gidiyor, ama ödülünü aldığı gibi topuk. O yüzden de memlekette ödül töreni diye bir şey kalmadı. Daha doğrusu itibarı kalmadı. Çünkü:
1- “Ödül alırsam gelirim” mantığının yerleşmesiyle birlikte ödül törenlerinin gerçekliği yok oldu. Gelene ödül veriliyor. Yani kimse “Gelmezsen gelme” diyemiyor.
2- “Bu saatte gelirim. Kulisten sahneye çıkarım. Ödülümü alır giderim” mantığı olduğu sürece geçmiş olsun. Olmaz, olamaz. Bu büyük saygısızlık.
3- Son ödül töreninde de bunu Ebru Gündeş yaptı. Geldi, ödülünü alıp gitti.
4- O kadar çok ödül dağıtılıyor ki hayranlar dahil orada oturan herkes kaçıyor. İnsanlar sadece ödülünü bekliyor.
5- O yüzden de en merak edilen ödülleri sona saklamak gerek. Ama sanatçılar “Şu saatte gelir, giderim” dediği için akış sürekli değişiyor. Ödül törenini düzenleyen, “Kardeşim bunun bir düzeni var. Düzeni bozamam. Hem sana ödül veriyorum hem de akışı değiştirmeye çalışıyorsun” diyemiyor.
6- Cengiz Semercioğlu “ödül gecelerinde bilet satma” fikrini ortaya atmış. Tamam bu da bir fikir ancak zaten ödülünü alan sanatçı kaçıyor. Önemli olan o sanatçıyı oturtturmak, diğer sanatçı arkadaşlarını alkışlatmayı öğretmek. Çünkü bizim sanatçılar, bir başka sanatçı arkadaşını alkışlamayı sevmiyor, alkışlamak istemiyor.
7- Korkuyorum, yakında sokaktaki Ahmet efendiye de ödül verilecek. Bu kadar çok ödül dünyanın neresinde görülmüş! Lütfen artık bir sınırlama getirin. O kırılmasın, bu kırılmasın diye dağıtılan ödüller yüzünden törenlerin itibarı tamamen yerlerde.
8- Ödül almak için sahneye çıkan kişiye konuşma limiti konulmalı. Yani 3 dakika, 4 dakika gibi. Bu sürenin geçmemesi gerektiği söylenmeli. Hatta hecelenerek söylenmeli. Defalarca söylenmeli.
9- Bir gün ödül almadan ya da ödül vereceğini bilmeden de oraya gelip arkadaşlarını destekleyen sanatçılar olduğu zaman, ödül törenleri yeniden kazanılmış olacak. Yoksa geçmişler ola.
EGODAN ALKIŞLAMIYORLAR
Bunu defalarca yazdım, yazmaya da devam edeceğim. Bizim ünlü isimlerimiz birbirini alkışlamayı sevmiyor, sırf bu nedenle salonda oturmuyor ya da ödülünü alır almaz kaçıyor. Ve inanın, sanat dünyasında şu an yaşanan bu tuhaflığın tek sebebi ünlülerin egoları. Bu ego hem kendilerini bitiriyor hem de sanat dünyasını, farkında değiller.
Yeni nesil bu konuda daha cesur, kimseyi takmıyor. Hatta küs oldukları, konuşmadıkları insanlar olduğu zaman bile umursamıyorlar ya da “Benim eski sevgilim burada, şimdi adım çıkacak” demiyorlar. Ki zaten olması gereken de bu. Ama bir dönemin ünlü isimleri maalesef bu takıntılardan kurtulmadıkları için yok oluyor ve bir dönemi yok ediyorlar.