Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Işıl Reçber ile yaptığımız bir sohbet sırasında “Kitap yazmayı düşünüyor musun?” diye sormuştum. Işıl da “Evet yazacağım. Her yaşadığımız olayı anlatacağım. Haliyle bazı olayları ve isimleri de vermek zorunda kalacağım” dedi.

        Daha kitabı çıkarmadı Işıl, ama bu sözleri üzerine o günlerde “Kitap çıkarsa belli ki yer yerinden oynayacak” yorumları yapıldı. Biz de geçen öğlen Paper Moon’da buluşup yemek yiyip sohbet ettik.

        Işıl’ı yakalamışken HTDOKUN kameramın tuşuna bastım. Hem ilk ticari hayatındaki yeni koleksiyonu “Işıl Reçber by Duru Diamond”ı hem de şu bir türlü çıkmayan kitabını sordum.

        Meğer kitap şu aralar rafa kalkmış; çünkü eşi Rüştü Reçber’den onay çıkmamış. Röportajın bir kısmı burada. Ama tamamı HTDOKUN’da. İzleyin derim. Keyifli pazarlar.

        - Takı sevdiğini biliyorum. Şimdi kendi tasarımlarını yapmaya başladın?

        Özel bir firma için bir koleksiyon hazırladım. Böyle bir teklif gelince de geri çevirmedim.

        - İlk kez ticaretin içindesin bildiğim kadarıyla.

        Evet ilk kez. Çok zormuş. Biz hep dışarıdan aldık, taktık, giydik olurduk, ama mutfak çok zormuş.

        - Büyüyecek mi bu iş?

        Belki ama kendi adıma bir mağazam olsun istemiyorum şu an.

        - Yaz geliyor Işıl. Sen mesela ne yapmadan günü bitirmezsin?

        Spor yapmadan asla bitirmem. Ve çok az yemek yiyorum. Yani her şeyi yiyorum ama sınırlı. Bir porsiyon söyleyip bitirmektense bir porsiyonu masanın ortasına söyleyip bir iki çatal almak lazım.

        - Hiç abartmıyor musun?

        Abartıyorum tabii, ama o zaman da ona göre spor yapıyorum.

        - “Asla yapmam” dediğin.

        Kahvaltı dışında asla ekmek yemem. Kahvaltıda bir dilim ekmek yiyorum.

        - Uzun süredir ne yemiyorsun?

        Baklava. Çok severim ama yemiyorum.

        - En fazla ne zaman kilo aldın?

        Tabii ki doğumlarımda. Kızımda 13, oğlumda 17 kilo aldım. Ama ben üçüncü ayımda hamile kalmadan önceki kiloma düşmüştüm.

        - Ben de yazıyorum sürekli, son zamanlarda futbolcu hanımları biraz değişti. Sen nasıl görüyorsun?

        Çaba sarf etmek ve emek vermek gerekiyor. Kimseyi eleştirmek istemem, ama eşiniz bu kadar yoğun oynuyorken sizin bir adım arkada olmanız gerekiyor. Ben eşimin en yoğun olduğu, yüzünü bile göremediğim zamanlarda hiçbir zaman sorun çıkarmadım. Göz önünde olmadım. Hatta kızdığım şeyler oluyordu. Maçtan sonrayı bekliyordum. Ama maçtan sonra da bir şey kalmıyordu ki. Gülüp geçiyorsun. Üzerinden üç gün geçmiş. Özverili olmak lazım. Ben hem anneydim, hem babaydım. Eşim ve kendi adıma fedakârlıklar yaptım. Birçok şeyin dışında kaldım, ama ben mutluydum.

        - Şu anki hanımları nasıl değerlendiriyorsun?

        Ufak tefek bazı şeyler olabilir. Onlara dikkat edebilirler. Futbolcu eşi olmak kolay değil. Bunu tolere edebilmek için kültüre ihtiyaç var.

        - İlk ben sormuştum, şimdi yine soruyorum. Kitap ne oldu?

        Kitabı engelleyen Rüştü oldu. Rüştü “Sakın böyle bir şey yapma” dedi. Çünkü ben biraz fazla doğrucu davutum. İsim de vereceğimi bildiği için bana “Dur” dedi. Ama ben çıkarmayı çok istiyorum.

        - Çıkmadan günlerce konuşuldu. Çıksa neler olacak?

        Aynen, Rüştü sansürledi.

        - Evde yemek yapıyor musun?

        Tabii yapıyorum. Rüştü Bey en çok yaprak sarmamı sever. Bir atımlık minik minik. Bir de Uzakdoğu mutfağına merakım var. Onları yapıyorum.

        - Evde hâlâ maç izleniyor mu?

        Tabii ki, hayatımız maç.

        - Ofsaytı çok iyi bildiğini biliyorum. Bir yorumcu gibi yorumlar mısın bir maçı? O kadar bilgin var mı?

        Evet, teknikleri çok iyi bilirim. Ben de eşimle oturup futbol izlerim. Çok zevk alıyorum. Rahatlıkla yorumlayabilirim.

        UZUN ÖDÜL TÖRENİ ARTIK İSTENMİYOR

        Bu gece 88’incisi yapılacak Oscar Ödül Töreni hakkında dün Serdar Turgut bazı notlar yazmış. Notların içinde özellikle bir madde dikkatimi çekti.

        Turgut, “Geçen yıl Oscar ödüllerini seyredenlerin sayısı önceki yıla göre yüzde 18 azalmış. İlk yayınlandığındaki süre bugünkünün yarısı kadarmış. Bu sene seyirci sayısını artıramazlarsa ödül sayısını düşürme düşüncesi var” demiş.

        Yani 88 yıldır yapılan bir ödül töreninde bile bu düşünülebiliyorken bizde ödül töreni düzenleyenler hâlâ burnundan kıl aldırmıyor. Hatta ödül törenini eleştirdiğimiz zaman küsüyor.

        “Törenin süresi çok uzun, bitmek bilmiyor” dediğimiz zaman, “Oscar da çok uzun” yanıtını veriyorlar. Şaka gibi ama gerçek. E klasik Türk egosu. Malum hiçbir şeye benzemiyor.

        BENİM LİSTEM

        En İyi Erkek Oyuncu: Danish Girl’deki performansı ile kesinlikle Eddie Redmayne’dir. Oscar, Leonardo DiCaprio’ya giderse acayip üzüleceğim.

        En İyi Kadın Oyuncu: Güzellik adına Oscar verilseydi kesinlikle Cate Blanchett’e verirdim. Carol’da süperdi. Ama tabii heykelcik Room’daki performansıyla Brie Larson’a gitmeli.

        En İyi Yönetmen: Mad Max’in yönetmeni George Miller almalı diyorum, ama sanırım ödülü The Revenant’ın yönetmeni Alejandro Inarritu alacak.

        En İyi Film: Bu mesleği yaptığım için midir bilmiyorum ama Spotlight’tan acayip etkilendim. Çok sevdim, doyamadım. Benim ödülüm kesinlikle Spotlight’tır. Ve her gazeteci adayının da izlemesi gerekir.

        Diğer Yazılar