Eğlenen insanların başına yumurta attılar
SON yılların en popüler tatil yerlerinden olan Alaçatı’da her zaman tuhaf şeyler olur. Tuhaflıkların olmaması daha tuhaftır anlayacağınız buralarda. Bu sene de Hacımemiş bölgesi diğer yerlere göre daha popüler. Ünlüsü, şöhretlisi, futbolcusu, işadamı, sosyetiği burada takılıyor.
Eskiden 1 milyon dolara satılan yerler artık 5-6 milyon dolarlarla telaffuz ediliyor. Ama yerlerini kiralayan Alaçatı’nın gerçek sahipleri bir zaman sonra “Çok ses var”, “Sesi kısın”, “Bıktık bu eğlenen insanlardan”, “Gençler yine doldurdu burayı”, “Yaz bitse de gitse” diye söylenmeye başlar. Hatta kiraladığı mülküne sürekli gidip “Çok ses var” diye çıkışır kiracısına.
İşte tam da böyle bir durumda Hacımemiş’te yeni açılan ve bir anda popüler olan Momo’da da geçen hafta olan oldu. Tam yan binasında oturan kişiler mekânın içindeki insanlara yumurta attı. 5 milyon TL yatırım yapan Momo’nun sahipleri de bu işe şaşıp kaldı. Ama bunlara alışın. Sezon bitmek üzere, az kaldı ama bunlar daha başlangıç. Buranın ahalisi önce kiralar, parasını alır sonra da sızlanmaya başlar.
Alaçatı’nın en büyük 2 problemi
1-İzmir esnafı aslında İstanbul’dan birisi gelsin istemiyor. Çünkü İstanbul’dan gelen müşteri her zaman dert.
2-Satılan mülkten gelecek para kaça bölünecekse ona göre fiyat belirleniyor.
Bakın eğer bu bölgeye yerleşmeyi düşünüyorsanız ya da hani Alaçatı’ya tatile geldiğiniz zaman “Hadi biz de küçük bir dükkân bulalım. Hemen bir mekân açalım. Paraya para demeyelim” diyorsanız, bu 2 fikri sakın unutmayın.
Öncelikle İstanbul’dan gelen esnaf da müşteri de pek sevilmiyor buralarda. Ve alacağınız mülkün parası 3’e, 5’e, 7’e bölünecekse o kadar fiyata satılıyor. Hesabınızı ona göre yapın.
Direkt söylüyorum
2 senedir kendi kendime söz vermiştim “Gitmeyeceğim” diye. Ancak önceki hafta Berkay ve Özgür Aras’ı kıramayıp gitmeye karar verdim şu meşhur Tren’e. Ama kesin ve direkt söylüyorum ki gitmeyi düşünüyorsanız, önce sinirlerinizin çok sağlam olduğuna karar verin.
Öyle ki yıllardır bu işi yapan, bu sektörde neler görmüş, ne mekânlar, ne eğlenen insanlar, ne mekân sahipleri ve ne garsonlar görmüş biri olarak benim bile sinirlerim yetmedi.
Bir kez daha ne mi öğrendim ?
- Çıplaklığın seksilik olmadığını.
- Kadınların tam denize girme saatinde tuvalete girip makyaj yaptığını. Hatta kirpik taktıklarını. Ve çok çirkin gözüktüklerini.
- Denize girmek yerine milletin o sıcakta bir kulüp atmosferine girip sıkış sıkış bir bölümde dans edip içkilerle kendilerini yıkamayı tercih ettiklerini.
- Bacaklara bağlanan ayakkabıların hiç kimseye yakışmadığını.
- Çoluk-çocuk herkesin kop kop eller havaya dans ettiğini.
- İçkinin su gibi aktığı beach partilerinde çocukların da çok fazla olduğunu.
- Tren’e asla gidilmemesi gerektiğini.
Siz uyurken
- SAAT bir hayli ilerlemiş. İki adam Alaçatı’nın dar sokaklarında yürüyor. Adamlardan biri “Hadi Hacımemiş’e gidelim, orası daha sosyetik” diyor. Haksız sayılmaz, kimi ararsanız var.
- ALAÇATI’DA köy içindeki bir mekânda oturan bir kadın bağıra, çağıra “Buranın sesi beni delirtiyor. Ses hiç bitmiyor. Bu akşam yine kavga var” diye söyleniyor. Diğer kadın da “Evini kiralarken iyi ama. Senin evinin orası da çok sesli” diye kadını iyice bozuyor.
- GÖZ Lounge’ın tuvaletinin önünde 2 kız sıra bekliyor. Kızlardan biri “Bak şimdi erkek tuvaletinden biri çıkacak. Hemen sen gir, sonra ben gireyim. Yoksa bu sıra bitmez” diyor. Haksız sayılmazlar. Çünkü her zaman kadınlar tuvaletinin önünde sıra var. Erkeklerdeyse hiç olmuyor.