Bizim sanatçıların kırmızı hali fobisi
Hepiniz biliyorsunuz, Hollywood starlarının tek tek gelip arz-ı endam ettiği kırmızı halı seremonisini. Her 10 adımda bir poz verip röportaj yaptıklarını. Menajerlerin ve basın danışmanlarının poz verdirmek ve röportaj yaptırmak için yer gösterdiklerini.
Ama bizim ünlülerimizin kırmızı halı fobisi var. Onlara asla öyle bir şey yaptıramı- yorsunuz. Hayır organizasyonu yapan istese bile (ki isteyemezler) kendi basın danışmanları ve menajerleri sormaya korkar. Giyiniyorlar, süsleniyorlar, hazırlanıyorlar ama arka kapılardan, yan kapılardan salona giriyorlar. Ödül alacaklarsa kulise gizlice girip sahneye çıkıyor, ödüllerini alınca da yine arka kapılardan kaçıyorlar.
İyi de neden?
Nedir sizin derdiniz?
Güzel hazırlanmışsınız. Başarılı modacılarımız var, onların kıyafetlerini giyiyorsunuz, takılarını takıyorsunuz. Şöyle kırmızı halıdan bir geçin anlatın, bir güzel konuşun. Neden sürekli basından kaçıyorsunuz?
Hatırlayın, 88’inci Oscar ödül töreninde efsanevi oyuncu Whoopi Goldberg takılarını gösterip Türk tasarımcı Sevan Bıçakçı’nın adını göğsünü gere gere söylemişti.
Yine bir müzik ödül töreninde Jennifer Lopez, kıyafetinin Hakan Yıldırım tasarımı olduğunu özellikle belirtmişti.
Bizimkiler arka kapılardan kaçıp giydikleri tasarımcının adını bile anmıyor. Tören sonrası biz arayıp “Elbise kimindi?” diye sorup soruşturuyoruz.
Yazık, gerçekten bizim ünlüleri doğru yönlendiren yok. Oysa poz verseler, günlerce kıyafetleri, takıları, yaptıkları açıklamalar konuşulacak.
Ama bunların hepsi doğru yönlendirilmeme ve bizim ünlülerin “Ben bilirim, bana karışamazsın” yorumlarından kaynaklanıyor.
Aslında sanatçıların basın danışmanı ve menajerlik mevzularından uzun uzun bahsetmek istiyorum, ama sayfalar yetmez. Size bu konuda iki olay anlatayım, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
İki yıl önceydi, Beren Saat’in basın danışmanını aradım. Bir mevzuyu soruyorum, ki yanlış yazılmasın. Basın danışmanı “Mail attım, dönüş bekliyorum” dedi.
Ben de “Ne mail’i? Gazete baskıya yetişecek, neden aramıyorsun?” dedim.
Basın danışmanı, “Beren Hanım aranmak istemiyor. Her şeyi mail yoluyla kendisine iletiyoruz ve bekliyoruz” dedi.
Düşünün, günlük gazete, her gün her saniye hızla ilerliyor haber akışı, ama Beren Saat mail yoluyla kariyerini yönetiyor. Hoş, çok hoş!
Bu olay eski değil, çok yeni. Tuba Büyüküstün ile Onur Saylak’ın boşanma dedikodularının yeni çıktığı günler. Bizim gazeteden bir arkadaşımız, Tuba Büyüküstün’ün basın danışmanını arıyor ve “Boşanma dedikoduları var. Doğru mudur?” diye soruyor.
Sorma nedeni de doğrusu neyse o yazılsın.
Basın danışmanının cevabı: “Ben Tuba Hanım’a böyle bir soru soramam.”
Enteresan öyle değil mi? Bu ünlü isimler kariyerlerini yönetiyorlar bu şekilde. Ve kabahatli de hep basın mensupları oluyor. Anlayana...
VER VER VER, VER ALLAH’IM VER
Asena Atalay’a bir haller oluyor. Fiyatlar ikiye katlanıyor.
Asena durmuyor, Caner Erkin’e dava üstüne dava açıyor.
Boşanmışlar, bitmiş gitmiş. Ama Asena, Caner Erkin’e sinirle, hışımla, gerginlikle saldırıyor. Enteresan gerçekten. Bunu bir kadın neden yapar?
Evlenen eski eşine hâlâ sinirlidir.
Eski e şini kıskanıyordur.
Eski eşinin, kendisinden sonraki eşine yaptığı jestleri görüp “Ben onun için saçımı süpürge ettim, ama bana yapmadı, ona neler yapıyor” diye düşünür.
“Bana dönecek, durun bekleyin” der.
Ya da biz eski karı-koca arasına girmeyelim, boşverin. İşin içinden çıkamayacağınız böyle giderse.
Daha çok konuşuruz. Çünkü Caner Erkin de elinin altındakileri ortalığa saçabilir.
IF İSTANBUL BU AKŞAM
Kesinlikle iyileştiren şeylere çok ihtiyacımız var. O yüzden de size bu akşam “İyileştiren Şeyler” temasıyla yola çıkan 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin açılış etkinliğini haber vereyim. Bu akşam Babylon’da gerçekleşiyor. Gecede Jakuzi, müziklerinde kendi kaydettikleri ses örneklerini canlı enstrümanlarla birleştiren Tolerance Break gibi sıra dışı, kendi hikâyelerini yazan müzisyenler sahne alıyor. Gece, disko düzenlemeleriyle ilgi çeken Ece Özel’le devam edecek. Aklınızda olsun, güzel bir cumartesi alternatifi olabilir.