'Benim keyfimi kimse kaçıramaz'
ÖNCEKİ gün Bebek’te saç uzmanı Yıldırım Özdemir’deyim. Gelenin gidenin haddi hesabı yok. Günde iki saati orada geçirsem görmediğim kimse kalmaz. O geliyor, bu gidiyor. Gelip gidenler arasında İbrahim Kutluay da vardı. Havalı bir şekilde girdi kapıdan. Tabii herkes çaktırmadan kendisine bakıyor yan gözle. Malum son günlerin en çok konuşulan adamı. Neyse ben de yanmış, kül olmuş korkunç saçlarım düzene girince kendisine selam verdim. Ayaküstü “Nasılsın keyfin nasıl?” dedim. “Keyfimi kimse bozamaz. Gayet iyiyim” dedi. Şahsen “Eh işte düzelecek, geçecek” gibi kelimeler bekliyordum. Malum mahkeme koridorları Demet Şener ve İbrahim Kutluay’ın avukatlarının sesiyle inliyor. (Demet Şener yazınca bir tuhaf oldum. Kendisi evli ve mutlu olduğu dönemlerde Şener soyadını yazıyoruz diye basın açıklaması göndermiş bir daha bu soyadının yazılmamasını istemişti. Hayat işte böyle...) Demet Şener sık sık açıklamalar yapıyor. Hatta benim Kutluay’ı görmemden bir gün önce sert açıklamaları vardı. Ama gördüğüm kadarıyla İbrahim Kutluay’ın gerçekten keyfini kaçırmıyor bu tarz açıklamalar. Herkese gülücükler dağıtıyordu.
Üzme bizi canısı
İBRAHİM Erkal hakkında o kadar çok şey yazabilirim ki. Ama yazamıyorum kelimeler yetersiz kalıyor. Acayip üzgünüm, anlatamam size duygumu. Son yıllarda o kadar beklenmedik hastalıklar, kayıplar yaşıyoruz ki canımız çok acıyor. İbrahim Erkal özel bir adamdır. İlk sahneye çıkmaya başladığı günden bu yana tanırım. ‘Canısı’ fırtınası estiği dönemde sayısız röportaj yaptık. Evlendikten sonra da çok kez evine konuk oldum, ailesiyle röportajlar yaptık. İlk Erzurum gezimizi de birlikte yapmıştık kalabalık bir gazeteci topluluğuyla. Bize Erzurum’un meşhur oltu taşını hediye etmiş, memleketini övünerek gezdirmişti. Ne güzel günlerdi. Hadi kalk İbrahim, yeniden gidelim Erzurum’a, Dadaş arkadaşım benim. Allah acil şifalar versin; eşine, çocuklarına bağışlasın inşallah.
Devlerle yarışacak
ERKEKLERİN anlayamadığı konuların başında biz kadınların saça düşkünlüğü geliyor. Kuaförde saatler geçirmemizi bir türlü çözemiyorlar. Evet bazen ben de çözemiyorum ama genelde kadınların saçı iyi değilse yanına yaklaşmayın derim. Neyse kuaför hatasından mahvolan saçlarımı düzeltmek için gittim Yıldırım Özdemir’e. Kestirip kısacak yapmayı planlıyordum ama o beni bu kararımdan döndürdü. Birçok kişinin hastası olduğu Yıldırım, bu yaz Alaçatı’da olacakmış meraklısına duyurulur. Ha bir de yarışmaya gidiyor Yıldırım, Türkiye’yi temsil edecekmiş. Dmitry Vinokurov ve Christophe Nicolas Biot gibi ustalarla Dubrovnik’te yarışacakmış. Yurtdışından Türkiye’ye saç kestirmek ve yaptırmak için gelen yabancılar olduğunu düşünürsek bu yarışma tabii ki önemli.
Biz
- Saçımız yanar, “Nazar” deriz.
- Evde ampul patlar, bardak kırılır, “Nazar” deriz.
- Ayağımız burkulur, düşeriz, “Nazar” deriz.
- İşimiz ters gider, ”Nazar” deriz.
- İşimiz ertelenir, “Nazar” deriz.
- Benzin biter, “Nazar” deriz.
- Tekne su alır, “Nazar” deriz.
Her şeye nazar deriz. Geçen gün düşündüm “Bu yabancılara hiç nazar değmiyor mu? Onlar hiç nazar bilmiyorlar” diye. Sonra da dedim ki kendi kendime: “Adamlar birbirine hiç kötü bakmıyor ki o yüzden nazar işlemez onlara. Bizim maşallah öyle keskin, kıskanç, fesat gözlülerimiz var ki dağı bile delerler alimallah.”