Yine içimiz yandı. 

Yine yüreğimiz yandı.

Yine ocaklar söndü.

Kara kışta deprem kötü yüzünü gösterdi bir kez daha…

Uzmanlar “Geliyor” diyor, hem de “Tehlike var o bölgede” diyor, bangır bangır “Her an olabilir” diyor.

Ama nafile…

Sanki oturmuş bekliyoruz “Deprem”i…

“Gelsin de, görelim” der gibi..

Geliyor işte. 

Hem de hiç acımadan…

Yıkıp geçiyor.

Görüyoruz. Ağlıyoruz, yüreğimiz dağlanıyor. Parçalanıyoruz.

Ama ne oluyor… Hep aynı senaryo…

Kaçak malzemeden yapılan yapılar un ufuk oluyor.

Oraya izni kim vermiş?

Oranın müteahhidi kim?

Oranın yetkilisi kim?

En ağır şekilde cezalandırılmalı. 

Ama yok.

Onlar da bir süre sonra çıkıp gidiyor. Ölen öldüğüyle, ağlayan ağladığıyla, evini kaybeden kaybettiğiyle kalıyor.

Ve tam da acının dili, dini, mezhebi, rengi olmaz derken birileri yine vicdansızsa çıkıp “Elazığ Kürt memleketi değil mi?”, “Onlar Kürt değil mi?”, “Biz Suriyeliye taş atıyorduk. Ama Suriyeli beni kurtardı” diye diye acıyı unutup Türk'tü, Kürk'tü, dili, dini tartışmaya başlıyor.

Vah ki ne vah.

Yazık ki ne yazık ki!

Oysa ki saniyeler kadarız işte.

Bir dakika bile değil.

22 saniyede olan oluyor.

 

Ama geriye kalanlar oturup düşünecekleri yerde:

 

-Gönderdikleri yardımları ifşa etmeye çalışıyor.

-Kim ne gönderdi, ne göndermedi onu araştırıyor.

-Gönderdiği montun, botun üzerine kocaman adını yazıyor.

-Gönderdiği yardımı göstermeyene de laf atıyor.

-Kim twit attı, kim atmadı diye onu inceliyor.

-Attıkları twit'le üzüntü ölçmeye çalışıyor kimisi!

-Sonra “Sen twit attın”, “Sen yardım gönderdin”, “Bırakın onlar Kürt”, “Kim Müslüman kim değil” tartışmaları almış başını gidiyor.

-Millet birbirine laf sokuyor.

-Kızılay’a atılan yardım mesajları birbiri ardına sosyal medyada paylaşılıyor.

-Paylaşmasa laf işitecek. Mahalle baskısı… Ne yapsın!

 

Deprem oluyor hanımlar-beyler deprem…

Her an, her dakika her saniye bir yerlerde yine olabilecek en tehlikeli şey oluyor.

Deprem bu şakası yok.

Siz de bence bir an önce o uçmuş, delirmiş beyinlerinizi biraz kontrol altına alınız.

Hayatını kaybeden, hayatını kaybetmiş, evini kaybetmiş, -12 derecede sokakta kalmış insanların acısını yaşayınız.

Sıcacık evinizde klavye başında ona buna laf yetiştireceğinize “Ne yapabiliriz, nasıl destek olabiliriz, nasıl dua edebiliriz” diye düşününüz.

Sosyal medyada dua edip, bağırıp çağırıp “Ben yapıyorum” diyerek olmaz bu işler.

Biraz sessizlik. Gerçekten sessizlik.

İnsan kurtarmaya çalışan gönüllü insanların söylediği gibi “BİRAZ SESSİZLİK”...

 

*

 

Tarkan yardım ediyorum dedi mi?

 

Mesela Tarkan 100 bin TL yardımda bulunmuş AFAD’a. Acaba bangır bangır “Ben para gönderdim, ben para gönderiyorum” diye bağırdı mı?

Twit attı mı?

Sosyal medyada bir şeyler paylaştı mı?

Belki bir TIR battaniye, yorgan, o şu bu da gönderdi.

Nereden biliyorsunuz?

Nerden bileceksiniz?

Ki zaten yapılan yardımın bilinmemesi makbuldür.

Böyle zor günlerde maalesef bazıları hep sınıfta kalıyor. Ve her zaman kendi kredilerini yok ediyorlar…

Gerçekten biraz saygı, biraz sevgi ve biraz vicdan.

*

Allah bir daha yaşatmasın

 

Evet doğa felaketleri Allah tarafından geliyor. Buna dur demek imkansız.

Ancak önlem alınabilir.

Unutmayın ki, deprem insan öldürmez. Bozuk ve kaçak yapı insan öldürür ki, her büyük deprem felaketinde malzemeden çalan ya da kötü malzeme kullanılan yapılar göçüyor.

Bunu denetleyen, buna izin veren, bunu yapan vicdansızların artık durdurulması şart.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!