Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ahmet Kural, Ozan Güven, Rubato’nun solisti Özer Arkun’un uyguladıkları şiddeti konuşuyoruz günlerdir.

Şimdi de, İsmail Hacıoğlu’nun öfke nöbetleri sırasında evdeki televizyonu kırdığını öğreniyoruz.

Bunun üzerine eşi boşanma davası açmış.

Kim bilir daha neler yaşandı!

Nasıl öfke nöbetleri geçirdi ki, gelindi bu boşanma noktasına.

Bakın dört duvar arasında neler yaşandı bizi ilgilendirmez.

Hele ki, karı-kocanın arasında yaşananlar bizi asla ilgilendirmez.

Eşler arasında tartışma elbette olur.

Fakat, sinirlenip televizyon kırmaya gelecek kadar öfkeyi kontrol edememek korkunç bir şey.

Bunun bir sonraki adımı şiddet.

Bunlar çoğalır.

Çoğalır büyür.

Kapı, duvar kırılır.

Tabak, çanak atılır.

Sonra vur Allah vur.

İsmail Hacıoğlu’nun televizyonu kırmasına mesela ben “Şükür kadını dövmemiş. Televizyonu kırmış” dedim ama bir sonraki adım malum.

Ki eşinin bundan korkarak boşanmak istemesi çok normal.

Ben artık erkeklere eğitim verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet evet.

Hatta ilkokul döneminden başlamalı.

-Kadına nasıl davranmalı.

-Öfke kontrolü ile nasıl başa çıkılmalı.

Başlıklı iki önemli ders kesin işlenmeli.

Defalarca anlatılmalı.

Anneler ve babalar da bunun üzerine eğitilmeli.

Çünkü artık günümüzde kendini belli etti ki, iş çığırından çıkıyor.

Ünlü, ünsüz, zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz hiç fark etmiyor.

Şiddet her yerde kol geziyor.

Kadınlar güvensiz.

Kadınlar kendini koruyamıyor.


Lütfen erkek çocuklarınızı:

-Paşam.

-Aslanım.

-Göster amcalara pipini.

-Erkek evlat üstündür

Tadında cümleler kurarak sevmeyin.

Onları kızlarınızdan ayırmayın. Ve kızlara nazik davranmaları gerektiğini öğretin.

Ki ilk ders evde başlar.

Simge Sağın yaz tatillerinin bir bölümünü ailesiyle kampta geçiriyor.

Çadır kuruyor, karavanda yaşıyor.

Hamakta tembellik yapıyor.

Tam bir Türk ailesi tatili.

Biz de çocukken çok yapardık.

Bizim de çadırımız vardı. Babam çadır kurar, mangal yakardı.

En unutamadığım, en sevdiğim, en keyifli tatillerdi.

Hem ucuz, hem keyifli, hem organik.

Yani en samimisinden.

Şatafattan uzak.

Olması gerektiği gibi.

Simge, “Ben şarkıcıyım, pop starım. Bilmem şu plajda olmam lazım. Bilmem oraya gitmem lazım” demeden kendi gerçeklerinden vazgeçmiyor.

Bayılıyorum.

Benim babamda hala çadır kurma enerjisi olsa. Ailem bu tatillere devam etse ben de asla bırakmazdım.

Gerçekten en iyisi, en harikasını yapıyor.

Çünkü gerçeklerden kopmamak, uzaklaşmamak sizi her zaman ayakta tutar sakın bunu unutmayın.
Bravo Simge sana.

Şaşaalı hayatının yanı sıra gerçek ve organik tatillerinden vazgeçemediğin için.

Sık sık okuyuculardan e-mailler ve sosyal medya üzerinden sorular alıyorum.

Gelen en çok soru şu yönde:

“Esin Hanım Alaçatı-Bodrum çok pahalı değil mi? Biz de gitmek istiyoruz ama gidemiyoruz...”

-Öncelikle her bölgenin pahalı ve ucuz yerleri vardır.

Alaçatı ve Bodrum pahalı evet ama ucuz konaklama, restoran gibi yerleri de var.

Popüler yerlerin dışında gayet uyguna tatil yapılabilir.

Önemli olan deniz-güneş-kum ve memleketin cennet köşelerinden yerlerinde tatil geçirmekse ve oralara gitmek istiyorsanız gidin.

İnanın gayet makul tatil yapabilirsiniz bu “Çok pahalı değil mi?” dediğiniz yerlerde.

Gayet makul fiyatlara plajların olduğu hatta hiç para ödenmeden girilen denizlerin yer aldığı plajlar var.

Önemli olan bütçenize göre bir plan yapmak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00