Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bu başlığı bu köşede 6 Mayıs 2019 tarihinde atmışım.

Ve yine bu başlığı atıyorum.

Çünkü Koray Avcı, “Sen benim kim olduğum biliyor musun?” repliğine devam etmiş.

Bu seferde sokakta kendisine seslenen çalgıcıya söylemiş.

Bir sene içinde Koray Avcı’da bir şey değişmemiş. Bu yüzden bir sene önceki yazıyı tekrar yayınlıyorum. Belki bu sefer okuduğunu anlar.

6 Mayıs 2019 yazısı:

Koray Avcı, eğlenmek için gittiği mekana aracını almayan valeye “Sen benim kim olduğumu biliyor musun! Sana burada ekmek yedirmem” diye bağırıp küfürler etmiş. Vale de soluğu savcılıkta almış.

Öncelikle:

1- Hiç şaşırmadım.

2- Koray Avcı hakkında öyle olaylar duyuyorum ki, sonunda biri patlamış demek.

3- Kibir, ego, insanları küçük görme, hakir görme ve ayırması bir kez daha ortaya çıkmış..

4- Bu hareketinle havaalanındaki o terbiyesiz kadından hiç bir farkın kalmamış.

5- Ve evet sen kimsin Koray Avcı?

Allah aşkına sen kimsin Koray Avcı?

Bu “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyen herkese sorumludur “Siz kimsiniz?” gerçekten.

Kardeşim bir insan kapının önünde görevini yapıyor, sen de sahneye çıkıp şarkı söylüyorsun ve ünlüsün diye ayrıcalığın nereden?

-İkinizde para kazanıyorsunuz.

-İkizinizde nefes alıyorsunuz.

-İkinizde ne zaman öleceğinizi bilmiyorsunuz.

-İkinizde hayata bir şekilde tutunuyorsunuz.

-Biri fazla para kazanıyor herkes tanıyor, diğeri az para kazanıyor sadece çevresi tanıyor.

Ve fakat, ancak.

Gün geldiğinde kimin kim olacağı hiç belli olmaz.

Belki o vale günün birinde farklı bir konuma gelecek ama seni kimse tanımayacak. Ve çok farklı bir hale düşeceksin.

Bu hayatta çok şeye tanık olduk.

Malum.

Gönül kırmak en büyük cehalet.

Cevap veriyorum.

Benim var!

İnanmıyorsunuzdur belki ama iki kişi tanıyorum.

Çok eski dostlarım.

Hiç girmediler bu aleme.

Uzaktan duyuyor, takip ediyorlar.

Ama herhangi bir hesapları yok.

Ve evet gayet normaller.

Özellikle yeni nesil sosyal medya hesabı olmayana uzaylıymış gibi bakıyor.

Ama ben onlara gayet güzel gözlerle bakıyorum.

Her hangi bir hesaplarının olmaması hayattan koparmıyor.

Sadece bazı şeyleri çok geç öğreniyorlar hepsi bu.

Tabii bu da bir tercih.

Ben ve benim gibiler o kadar çok sosyal medya dünyasında yaşıyoruz ki, artık imkansız.

Ki sanıyordum artık benim kurtuluşum kolay gözükmüyor. Çünkü sizi bilmem ama evet ben sosyal medya dünyasında yaşayanlardanım.

Fakat bir kota koydum. Öyle uzun saatler geçirmemek için. İki saati geçirdiğim zaman telefonum sinyal veriyor uzaklaşıyorum.

Kimileri var ki, 9 saati zorluyor.

Aman dikkat!

Bu kadarı hem bünyeye, hem ruh sağlığına zararlı.

Ben eski kafalıyım sınırlama koydum ama yeni nesil inanılmaz. Olaylara başka baktıkları gibi sosyal özgürlük olmadan “Asla” diyorlar.

Yeni nesil gümbür gümbür. Her zaman söylüyorum.

Onlar başka bakıyor olaylara.

Daha netler.
Daha keskinler ve asla uzatmıyorlar.

Şu ara en ilgilendikleri konu da, evet sosyal medya ama beyinleri zehir gibi.

Bir kere hızlılar…

Ve hızlı olan şeyleri de seviyorlar.

Ve ben böyle gençleri görünce bırakmıyorum onları.

Bol bol sohbet ediyorum.

Ne dinliyorlar, ne izliyorlar, hangi sosyal medya mecralarında fink atıyorlar.

Nasıl videolar çekiyorlar.

Onların çektiği videoları izliyorum ki, malum son yıllarda o kadar iç karartıcı şeyler oluyor ki.

Yeminle üç-beş gündür “İyi ki TikTok var. Eğlenen bir kesim var en azından” derken buluyorum kendimi.

En azından uğraşıyor ve yaratıcı bir şeyler yapmaya çalışıyor bazıları.

Geçen yine bir gurup Z kuşağı gençle sohbet ediyorum. O değil de, nasıl havalılar anlatamam.

Mesela benim YouTube'da kanalım olmadığına ve TikTok’um olmadığına çok şaşırıyorlar.

Çünkü sosyal medya hesaplarını avuçlarının içi gibi biliyor hepsi mesela..

Ben tabii eski kafa.

Hala “Kimi dinliyorsun, kimi izliyorsun sosyal medyada. Mesela Aleyna mı? Demet Akalın mı? Ben Fero mu?” dedikçe yüzüme garip garip bakıp, “Hiç biri” diyorlar.

Yani tabii tanıyorlar, biliyorlar ama öyle fan değiller.

Şu ara fovorileri TikTok fenomenleriymiş, CZN Burak, Nur Sema ve bizim Ece Seçkin çok popülermiş.

Kesinlikle değişik bir dilleri var ama hemen kavrayabiliyorsunuz. Biraz üstüne düşerseniz.

Anneleri de yanımızdaydı biz sohbet ederken.

Onlar da çocukları ile dalmışlar bu TikTok alemine.

Ben de buna “süper” dedim doğrusu.

Anne ve babalar çocukları ile bu aleme dalmalılar. Çünkü zaten kurtuluş yok bari en azından çocuklarının ne yaptıklarını onların gözetiminde olmalı.

Anne ve babalar bilmeli.

Ki bildiğim kadarıyla

TikTok da sadece 13 yaş üstü hesap açabiliyormuş ve ayrıca, 16 yaşın altındaki kullanıcılara direkt mesaj gönderilmesi de tamamen sınırlandırılmış.

16 yaş üstünde ise sadece takip isteği onaylanan kullanıcılar birbirleriyle mesajlaşabiliyor ve bu mesajlara görüntü ve video eklenemiyormuş…

Anne ve babaların teknolojiyi de yakından takip etmek, öğrenmek ve üretmek adına çocukları ile zaman geçirmeleri müthiş.

Ki artık mecburlar. Geldiğimiz dünya ortada.

Ayrıca 16 yaş altına mesajlaşma özelliğinin kapatılmış olması kişisel olarak söylüyorum müthiş. Bence diğer platformlarda da bu özellik olmalı gerçekten.

Malum kimden ne mesaj geldiği belli olmuyor.

O an sohbet ettiğim anne de bana bunları söyledi hatta “Kızım ve onun yaşıtları olan arkadaşları da TikTok’u çok seviyor Aile Eşlemesi Modu’yla hesabını kendi hesabımıza bağladık ve takip ediyoruz. Ayrıca TikTok’un diğer güvenlik özellikleri sayesinde ekran süresini kısıtladık, yorumları kısıtladık. Ve görmek istemedikleri kelimeleri de belirledik. Filtreledik belki bizi okuyan bir anne ve baba dikkat eder. Bu bile önemli” dedi.

Ebeveyn olmak bunu gerektiriyor gerçekten. Dikkatli olmak. Ve dünyaya getirdiği bir bireyi doğru yönlendirmek şart…
Eğer sosyal medya dünyasından geri kalamıyor ve uzaklaşamıyoruz önlemler de yok değil.

-TikTok’u olmayana…

-Instagram’ı olmayana…

-Twitter’ı olmayana…

-Youtube da kanalı olmayana kız vermeyecekler...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00