Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Aslında sonrasından ziyade, öncesine geleyim.

Günlerdir reklamlarını görüyorum.

Ve her fragmanı izlediğim zaman şöyle düşüncelere kapılıyorum:

-Oh be Demet Akbağ, Haluk Bilginer, Elçin Sangu mis mis.

-Günlerdir patladık sıkıntıdan.

-Şöyle iki saat kafamızı dağıtan bir film geliyor.

-E oyuncular harika.

-Konu da güzele benziyor.

-Daha ne olsun. Gel 4 Aralık gel…

Diye diye sayıklarken kuruldum ekran karşısına Cuma günü.

Çünkü tek istediğim şu sıkıntılı günlerde biraz ağzımın tadı gelsin, iki saat her şeyden kopayım. Sevdiğim oyuncuları keyifli izleyim derdindeyim.

Evdeyiz de..

Daha ne olsun! Öyle değil mi?

Ve filmi hiç kesmeden izledim.

Hatta bir kere bile durdurmadım.

Güldürmedi, düşündürmedi.

Eğlendirmedi.

Öylesine izledim. Boş boş.

Ve film sonrasında ne mi oldu?

-Derin bir boşluk.

-Öylece bir boşluk.

-“Ben şimdi ne izledim” düşüncesi.

-Haluk Bilginer şahane. Demet Akbağ şahane ötesi. Eeee Elçin Sangu’yu ilk kez farklı bir rol de izledik. Tamam ama "Ben ne izledim?" düşüncesi bırakmadı peşimi.

-Ah be ağzımın tadı yine ekşi kaldı. Şöyle bol kahkahalı bir Türk filmi beklerken olmadı. Darısı başka bahara...

Diye diye söylendim.

Kapattım, kızdım…

Neden kızdım biliyor musunuz? Yapımcı ve yönetmenlerin izleyici anlamamasına kızdım.

Şu an ihtiyaç bu değil. Şu an ihtiyaç gerçekten sevdiğimiz, bildiğimiz, alıştığımız bir kahkaha atacağımız, güleceğim bir film.

Sevdiğimiz oyuncuları doyasıya izlemek. Bizi iki saat şu korkunç yaşadıklarımızdan kurtaracak bir film.

Ama merakla beklediğim “9 Kere Leyla” beklediğim gibi olmadı.

Ezel Akay'ın yönettiği ve senaryo ekibinde yer aldığı, başrollerini Demet Akbağ ve Haluk Bilginer’in oynadığı “9 Kere Leyla”da ben dokuz değil on dokuz kere bile kalamadım.

Ki ben “Kara komedi”, “Kara Mizah” türünde yapımları zor izlerim. Hatta sonunu bile getiremem.

Ama “9 Kere Leyla”yı gerçekten izledim.

Hem de hiç gözümü ayırmadan.

Ama bir şey bulamadım üzgünüm.

Bu arada filmde ara ara ciddi sosyal içerikli mesajlar var.

Yani sosyal içerik mesaj yüklü “9 Kere Leyla”yı siz de izleyin ve kendi fikrinizi söyleyin elbet.

Filmde zaten günümüz insanlarının çok okumadığından da dem vuruluyor, insan kendi kendine beyninin içinde cehennemi yaratacağından da.

Fakat, şu ara okumayan insanlık izliyor efendim.

Senarist, yönetmen ve yapımcıların bunu göz önünde bulundurmasını özellikle rica ediyorum.

İzleyin sizler de efendim izleyin.

Mart 15’te evlere kapandık. Tam 1 Haziran’a kadar üç ay.

Ve bu üç ay boyunca canlı yayın yapmayanı yok gibiydi.

Ünlüsü, ünsüzü, ev hanımı, bakkalı, çakkalı.

Herkes canlı yayın yaptı.

(Allah sizin inandırsın ben bir kere bile canlı yayın tuşuna basmadım) Yani "Bir ben, bir annem, bir babam yapmadı sanırım"

diyeceğim abartıyorum. Tabii ki etrafımda yapmayan da vardı.

Ama çoğunluk canlı yayındaydı.

Neyse efendim aylar geçti ve bizler yine evlere kapandık. Canlı yayınlar peşi sıra başladı.

İzleyenlerin sabrına kuvvet.

Çünkü ben de asla o sabır yok inanın.

 

 

-Daha az sabırlıyım.

-Daha çok sıkılıyorum.

-Artık izleyecek hiç bir film bulamıyorum.

-Yıllar önce “Asla izlemem” dediğim Harry Potter’ı bile izledim siz düşünün artık.

-Yemek yapmaktan yorulmuşum. Ve her seferinde “Ev hanımları her gün nasıl yemek yapmaya sabır gösteriyor ve ne yapacakları aklına nasıl” diye diye ev hanımlarının kulaklarını çınlatıyorum.

-Daha az alışveriş yapıyorum.

-Neredeyse çok az yiyecek-içecek alıyorum.

-Zaten asla kıyafet almıyorum.

-Bir çorap dahi almak istemiyorum.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00