Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Yılmaz Erdoğan’ın eseri “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü?” izlerken sayıklayıp durdum.

        Yıllar yıllar önce tiyatroda izlemiştim. Ama bu kadar sayıklamamıştım. O yıllar da hala güzel yıllardır.

        Şimdi film versiyonunu Netflix’te izlerken sürekli şu cümleleri kurarken buldum kendimi:

        -Eskiden insanlar ne kadar naif, kibar ve güzelmiş.

        -Yıllar geçtikçe insanların ruhu da çirkinleşmiş.

        -Evet evet ruhları gibi kıyafetler de çirkinleşmiş. Eskiden ne kadar temiz, pak ve güzel giyiniyorlarmış insanlar. Ki azıcık ucundan yakaladım o dönemi.

        -Sadece kıyafetler mi. Eşyalar, tavırlar, konuşmalar, hal ve hareketler. Berbatlaşmış.

        -Teknoloji ilerledikçe geliştikçe, televizyon kanalları çoğaldıkça hoyratlaşmış.

        -O eski mahalle gibi mahallemiz vardı bizim de. Sonraları ne kötü olmuştu. Aynen “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?” filminde olanlar gibi.

        -2000'lerden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamış meğer.

        Neyse efendim…

        Yaş ilerledikçe, insanın gözüne daha çok şey batıyormuş meğer.

        Şu ara özellikle daha çok şey batıyor ve sevimsiz gözüküyor dünya gözüme.

        Filme gelecek olursak ben şahsen beğendim.

        Gayet yerinde ve güzeldi.

        Son yapılan Türk filmlerinde uğradığımız hüsrandan sonra iyi geldi.

        Demet Akbağ'lı, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü?” oyununu izlerken kıkır kıkır güldüğümü yer yer hüzünlendiğimi hatırlıyorum. Filmde de bu duyguları yakaladım.

        REKLAM

        Yer yer kıkırdadım, yer yer hüzünlendim. Yer yer düşündüm.

        Yormadan, sıkmadan, boğmadan izlettirdi kendini “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?” filmi.

        Baba ve kızı arasındaki diyaloğa bayıldım.

        Babalar ve kızları özeldir. Şahsen ben babamla öyle bir arkadaşlık durumu yakalamıştım.

        Şimdi geriye dönüp baktığımda çok kıymetli olduğunu görüyorum.

        Hala da babamla bir araya geldiğimizde çatıştığımız kadar eğleniyoruz da.

        Annemle de çekişiyoruz elbet. Her anne ve kız gibi.

        Neyse efendim izleyin… Eve kapandığımız şu günlerde keyifli bir film izlemiş olursunuz.

        Farkında mısınız?

        Farkında mısınız?
        0:00 / 0:00

        -Şu meşhur kuralları yıkıp yalılarda partilere katılanlar hep kadın mı? Ben anlamış değilim. Gazetelerde, haberlerde görüntülerde izliyorum hep kadınlar çıkıyor villalardan. İyi de erkekler nerede? Ya da neden görüntülerde hep kadınlar var?

        -Clubhouse zırvalığı son buldu. Daha doğrusu memlekette ilk gün zirveye çıkan saçmalık son buldu. Şükür harbiden.

        -Eskisi gibi “Aşı olmayacağım”, “Maske takmayacağım” diyen insanlar azaldı. Oh beee vallahi yılmıştım ben bir ara şu aşı ve maske muhabbetinden.

        -Covid 19’a inanmayan bir güruh var. Tövbe ki ne tövbe. Bu kadar insan boşuna mı ölüyor? Dünya boşuna mı eve kapanıyor. Etrafınızda hiç korona olan ve bundan hayatını kaybeden insanlar yok mu? Görmüyor musunuz? Duymuyor musunuz? Ben gerçekten anlamış değilim sizleri. Anlayamıyorum. Ki zaten anlamaya da çalışmıyorum. Ha bu arada sağlık çalışanları Covid 19’a inanmayan gönüllüler arıyorlarmış. Genel temizlik ve hastaların kişisel bakımları ile ilgili. Tabii maskesiz çalışacakmışsınız. İnanmıyorsunuz ya! Bence güzel teklif. Hemen kabul edin derim.

        -Şeyma Subaşı’nın kızı Melissa dört mevsim nedir bilmiyor. Ve asla kış ayı görmüyor. Melissacık tüm dünyada her gün yaz olduğunu zannediyor.

        Neden benim aklıma gelmiyor böyle sorular

        Neden benim aklıma gelmiyor böyle sorular
        0:00 / 0:00

        Ramazan ayı demek Nihat Hatipoğlu’na sorulan saçma, enteresan, gereksiz, tuhaf soruların da ayı demek aynı zamanda.

        Hayır soruları gördükçe inanın içerliyorum kendime. İçten içe “Neden benim aklıma gelmiyor böyle sorular” diye kızıyorum.

        Mesela:

        -Odama Justin Bieber posteri asıyorum günah mı?

        -Eşimi aldattım vicdan azabı çekiyorum ne yapmalıyım?

        -Küçükken fark etmeden kardeşimi öldürmüşüm bunun günahı var mı?

        -İnternetten oyun indirmek günah mı?

        -Televizyonda sizi izleyerek müslüman olmaya çalıştım kabul olur mu?

        -Oruçluyken sigara içilir mi?

        -Midye yemek günah mı?

        -Çarşamba günü çocuk yıkamak günah mı?

        -Eşimin dayısı bana helal midir?

        Gibi tuhaf sorular sorulmuş hocaya. Yani kusura bakmayın da benim aklıma gelmiyor böyle sorular.

        Şimdi de aşı mevzusu var. Herkes “Hooooocamm oruçluyken aşı olmak günah mı?” diye soruyor.

        Şimdi de bakın hele bir bakın.

        Şöyle bir soru gelmiş:

        "Kripto parayla hacca gidebilir miyim?"

        Çok haklı evet çok haklı.

        Yani ben de bu soruyu görünce şapka çıkarttım.

        Artık kripto para dönemi. Ben hala bilmem nerelerdeyim ama insanlar kripto para ile döndürüyor artık her şeyi. İbadeti de ona bağlayacak bak sen!

        Ben hala yok eskiden çok güzel dönemlermiş, yok teknoloji böyle olamadan bla bla konuşuyorum.

        Ve evet ben bu işten anlamıyorum.

        Yok asla gelmiyor benim aklıma böyle sorular. Yani içimden bile düşünmüyorum.

        Evet kesinlikle bende bir sorun var. Zamanı yakalayamıyorum.

        Fakat daha entresan soru beklemiyor değilim. Daha zamanımız var. Bakalım en bomba soru nasıl gelecek bu yıl.

        Diğer Yazılar