İki kadını idare etmenin raconu
SON günlerin erkeği maalesef bir kadın ile yetinmiyor. Geçen gün bir kız arkadaşımın sevgilisi, "Akşam çıkalım mı?" diye bir mesaj atıyor. Kız da, işi olduğunu akşama ona eşlik edemeyeceğini belirtiyor. (Gayet normal bir şekilde) Adam, "Tamam görüşürüz" deyip ortadan yok oluyor. Saatler ilerliyor ve gece 01.00'i gösterdiği sırada sevgilisi sandığı adamı başka bir kadın ile görüyor. Kız hiçbir şey söylemeden ve adama da gözükmeden, "Nasıl yani?" diye bir mesaj atıyor. Adam da, "İlk sana teklif etmiştim. Beni reddetmeyecektin" diyor. Komik ama gerçek. Utanma yok, yüz kızarma yok. Yalan söylemeye teşebbüs yok. Son zamanlarda durum budur yani. O zaman ben de diyorum ki beyler; iki kadını idare etme kurallarını sıralayım ki, kadınlar karşısında imajınız bozulmasın.
1- Karşılaşabileceğin mekânları değil, çok uzakları tercih edeceksin.
2- Bir kadına "Ailemle olacağım bugün" dersen, o kadının başka bir şey düşünme ihtimalini yok edersin. (Tabii bazılarını.)
3- Kadınlar bu durumu asla unutmaz. O yüzden kadınların birbirlerinden haberdar olmamalarına özen göstereceksin ki, sonrasında başın ağrımasın.
4- "Kadınlar bir araya gelip bir gün benim için plan yapar" fikrini aklından çıkarmayıp, Türk sinemasının meşhur çapkını Tarık Akan'ın başına gelenleri hatırlayıp korkacak ve ona göre sürekli planlı hareket edeceksin.
5- Bir kadına "Öncelik sendeydi" diyerek acemi çapkın olduğunu belli etmeyecek, hatta en usta çapkınlardan ders alacaksın.
6- Bir kadın karşısında vazgeçilmez olup saygınlığını korumak istiyorsan, kesinlikle böyle bir duruma düşerek onun eline koz vermeyeceksin.
7- Sarhoş olup cep telefonunu ortada bırakıp uyumayacaksın.
8- Her kadının altıncı hissi ve bir de kesinlikle falcısı olduğunu unutmayacaksın.
9- Ve bütün yollar sonunda aynı falcıya çıkar. Gün gelir en mahrem şeylerini falcıdan öğrenme fikrini aklının bir yerine yazacaksın.
10- Ve erkekler ne yapın edin elinizdeki kadınları idareli kullanın. Bir gün yalnız kalmamak için.
Seni aptal kör olmadığın İÇİN SEVİYORUM
GEÇEN akşam Nahide Palas'ta Metin Şentürk sahneye çıktı. Metin şarkılarından çok esprileri ile çoşturdu herkesi. Kendisini izlemeye gelen Asuman Krause'yi sahneye çıkaran Metin Şentürk, "Gel sana şöyle bir sarılayım" dedi. Sonra da kendisini izleyen eşi Fulya Şentürk'ü göstererek, "Ben evlenirken Fulya'ya 'Birilerine sarılabilirim. Sen bunları sakın yanlış anlama. Ben her kadına senmişsin gibi sarılıyorum. Seni düşünüyorum' dedim. O da bana, 'Sen aptal bir kör olmadığın için sevdim seni, yemezler' dedi. Yani yediremedik" diyerek bombayı patlattı. Gece boyunca yaptığı tüm espriler ile stand-up'çılara taş çıkardı diyebilirim. Sahneye çıkıp Sezen Aksu şarkısı söyleyen Asuman Krause'yi de cesaretinden dolayı kutlarım. Zor bir şarkıyı gayet iyi söyledi. Bence şarkıcılık işine biraz ağırlık verse başaracak.
Neler oluyor bize?
■ Geçen gün arkadaşım Nişantaşı Channel'in önünden geçerken vitrinin fotoğrafını cep telefonuyla çekip Twitter'a koymak istemiş. Hani, "Burası Nişantaşı ama sanki Paris" gibi de bir şey yazacakmış. Neyse sonra o tam bununla uğraşırken, siyah takım elbiseli beş adam peşinden koşup elindeki cep telefonunu alıp çektiği fotoğrafı silmişler. Sonra da çocuğu serbest bırakmışlar. Dağ başında mı yaşıyoruz anlamadım. Bu ne kabalık böyle! Çocuk ne olduğunu anlamamış bile.
■ Wikileaks geyikleri bitmeyecek. Fatmagül suçlu mu?, Ezel'in ispiyoncusu da çıkacak bu belgelerde diye diye yeni yıla gireceğiz sanırım. Uzun bir süre bu bizi götürür. Gece mekânlarda bile insanlar wiki wiki geyiği yapıyor.
■ Bazı köşe yazarları, "Hanut geziye gitmiyorum, film galasını tercih etmiyorum, 'Hayır' demekten içten içe zevk alıyorum," diyerek mutluluklarını sıralıyor. Bunları sıralayan aynı yazar dekorasyon dergisine en mahrem yer olan evinin kapısını açmaktan da geri durmuyor. Mutluluğun kriterleri değişti de benim mi haberim yok acaba. Artık bu tarz şeylerle mutlu olunuyorsa vah halimize. Karışık, karmakarışık bir durum yani.
Kırmızı çarşaflarda iki kadın 147 kişi önünde sevişir
AYŞEGÜL Sağbaş'ın Cemil İpekçi'den esinlenerek yaptığı tabloyu sansürlemek zorunda kaldığımı yazınca sesler yükseldi. Birçok sanatsever haklı olarak kızdı. Tamam haklılar ama ben de haklıyım. Biraz pornografik olan tabloyu yayımlasaydım, anne-babalar hemen telefona sarılıp, "Bu gazeteyi çocuklarımız da okuyor" diyeceklerdi. İşte o yüzden sansürlendi, altında başka bir art niyet aramayın. Neyse şimdi sizi başka bir sergiye götüreceğim. Bu hafta Casa Dell'Arte'den bir mail aldım. Mail'de, "Lütfen sergiye gelene kadar hiç kimseye bahsetmeyin. Gizli bir ön gösterim. Çok az insana yapılıyor. Kapıya adınız yazdırıldı. Sakın kimseye bahsetmeyin yoksa çok tehlikeli olur" deyince, dikkatimi çekti. Sergi, hani daha önce Galatasaray Hamamı'nda erkekler bölümünde soyunup performans yapan, Karaköy'deki genelevde göğüslerini açıp, üzerine 'satılık' yazıp orayı bir çağdaş sanat müzesine çeviren, İsa'nın çarmıha gerilmiş şeklinde poz veren ilk kadın sanatçının. İtalya'dan da büyük tepkiler alan Şükran Moral'ın sergi daveti, işte böyle geldi. Zaten açık bir davet olsaydı inanın Tophane baskınını arardık. Çünkü Türkiye böyle şeylere henüz alışık değil. Kırmızı çarşaflar üzerinde, deri çizmeleri, jartiyerli iki kadının performansına "Hadi canım bu da sanat mı?" diyenler çok olabilir. Tabii izleyenler arasında diyen, hatta çıkanlar oldu. Bu sevişme görüntülerini önümüzdeki günlerde sergi olarak sizler de göreceksiniz. Biz canlı izledik. Sonuç ne mi oldu; sergi sonrası biz çok tartıştık. Ama önemli olan galiba bizim tartışmamız değil tüm Türkiye'nin tartışması. Öyle değil mi?