Yeni yılın ilk bombaları: İhanet, evlilik ve dayak
Bugün yeni bir yılın ilk günü. Aslında yeni yılın bomba dedikodularıyla başlayacaktım ama daha değil. Sırası var. Yani bu başlıkta gördüğünüz ihanet, evlilik ve dayak haberlerini önümüzdeki günlerde yazacağım. Peki şimdi neden mi yazmadım? Çünkü ben yazdığım haberlerin hep arkasında durdum. Yine duracağım ama haberin odak noktasındaki insanlar, "Bunu şimdi yazarsan seni yalanlar, mahkemeye veririz" diyorlar. Elimde delilim olmadığı için de şu anda yazamıyorum. Ama bu şahıslar benim konuları bildiğimi biliyor. Çünkü direkt kendilerine söyledim, kabul ettiler. Ama yazarsam iş değişecek. İşte, magazin böyle bir şey. Duyduğunuzu elinizde delil olmadan hemen yazarsanız kötü duruma düşersiniz.
O yüzden de magazine saygı gün geçtikçe yok oluyor. Her şeyin zamanı, yeri ve yolu yordamı var. Ben bu usule uygun çalışan bir gazetede ve bunları önemseyen bir ekiple çalışıyorum. Haberler konusunda kısa ipucu vermem gerekirse... İhanet: Geçtiğimiz aylarda bir çift sessiz sedasız boşandı. Taraflar sessiz kalmakta kararlı. Çünkü, kadın ikinci eşini de şimdi yeni boşandığı eşiyle aldatmış. Yani hanımefendinin eşi, "Ben yaptım benim de başıma geldi. Karım beni aldattı" diyerek boşanmış. Evlilik: Evet bir çift uzun süredir evli. Ama kimselere söylemiyorlar. Yeni yılın ilk bombası olacak. Ve bunu ilk ben yazacağım. Ve dayak: Duyduğumda çok üzüldüm. Bir beyefendi evinin banyosunda güzel ve tanınmış bir kızı dövdü. Kızı gördüm, yüzü gözü dağılmış. Ama açıklamak istemiyor.
Nedeni ise, "Türkiye'de yaşıyoruz. Kimse benim arkamda durmaz. Herkes onu korur. Çünkü o güçlü bir erkek" diyor. Vah ki ne vah. Keşke hastaneye gidip rapor alsaydı ve o şahsı mahkemeye verseydi. Ben sonuna kadar arkasında dururdum. Ve eminim, Türkiye'de yaşayan her duyarlı kişi de bunu yapardı. Neyse eğer bir gün kendisi açıklamak isterse seve seve yazarım. Çünkü olayın detaylarını biliyorum. Gerçekten çok üzücü. O dayak atan şahıs ise kimbilir kimlere yapıyor bunu. Ve kimse ses çıkaramıyor.
2011 'in ilk gününe hızlı başladık. Demek ki, bu sene çok hızlı geçecek. Ben hazırım. Umarım sizler de hazırsınız. İyi seneler.
Siz uyurken
WHITE MILL 02.00’de tuvalet önünde iki kız konuşuyor. Kızlardan birisi, “Bak şimdi inecek aşağıya. Ne olur dikkatli bak bakalım. Ne hissedeceksin” diyor. Diğer kız ise, “Ya tamam bu gece beraber uyuyacaksınız. Güven bana” diyor.
EELENCE 01.00’de Ayşegül Aldinç arkadaşlarıyla eğleniyor. Ayşegül Aldinç bir ara tuvalete gitti, arkasından da mekândaki bütün kadınlar tuvalete gitti.
ŞAMDAN 03.00’te tuvalette bir kadın, hiç tanımadığı bir kadından rujunu istedi. Kadın ise, “Kusura bakmayın ama rujumu veremem. Yani başkasının kullanması tehlikeli” dedi. Ruj isteyen kadın ise, “Cimri!” dedi ve dışarıya çıktı.
Yemek masasında kavga olmaz
ASLINDA 'Yemekteyiz' programından hiç bahsetmek bile istemiyorum ama bu hafta uzun zamandır şov yapan kavgacı insanlara Ayşe Egesoy çok güzel bir ders verdi. Tabii anlayana... Neyse; Tuğba Özay'ın evinde geçen bir bölümü izledim. Faik Öztürk de vardı. Faik Bey'den hiç hazzetmediğim için bahsetmek bile istemiyorum aslında. Çünkü ortalığı karıştırıp gündem olmak için yemek masasından bile medet umuyor. O gün de, sürekli kavga çıkarıp, Ayşe Egesoy'a yemeğe ekmek banarak elleriyle yedirmeye çalışıyordu (sözde, kendince dalga geçiyor).
Nazik tavırlarından hiç taviz vermeyen Ayşe Hanım, "Asla yiyemem. Hayatımda böyle bir şey yapmadım. Şimdi de asla yapmam. Hem lütfen, yemek masası kavga edilen yer değildir. Ne söylemek istiyorsanız, daha sonra mikrofonlara söyleyin" dedi. Faik Bey bir an durdu. Ama sonra yılmadı ve "Kardeşim buraya yarışmaya geldik" diyerek sesini yükseltti. Ayşe Hanım ise, "Tamam ama mikrofona zaten her şeyi söyleyeceğiz" diyecekti ki, Faik Bey sandalyede bağdaş kurup oturmaya çalışıyordu. Yani Ayşe Hanım boşuna konuşuyordu. Çünkü şov insanı çok meşguldü. Kamera ışıkları gözünü kör ettiği gibi kulaklarını da tıkamıştı...