Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        REŞAT Balcıoğlu beni arayıp, "HT Kulüp'te yazar mısın?" dediği zaman hiç düşünmeden tamam dedim. Çünkü kaliteden ödün vermeyen güzel bir sitede olmak büyük bir keyif. Haftanın üç günü bu köşede buluşuyoruz ama artık www.htkulup.com sitesinde de haftada bir gün buluşacağız. Bu hafta başladı yazılarım. Yani tadından yenmeyecek güzel konulara değineceğiz. Hatta bu köşe benden çıkacak size ulaşacak. Bana her konuda yazın ki, orada sesiniz olabileyim. Bence çok eğleneceğiz. O yüzden de bana katılın derim. Bu arada dün akşam ZEREV (Zihinsel Engelliler Rehabilitasyon ve Eğitim Vakfı) beni onurlandırdı. Yani beni "2010 Başarılı Kadın Gazeteci" ödülüne layık gördü. Ödül gecesi yapılmadan bu yazı baskıya gittiği için detaylardan bir başka yazımda bahsedeceğim. Tekrar teşekkür ederim. Ödül bu işleri yapan bir kişi için gerçekten gurur verici bir olay.

        72. KOGUS ve bende bıraktıkları

        FİLM galalarını boykot ettiğim için gitmiyorum. Kerem Alışık arayıp davet etti yine gitmedim. Nedenim belli. Son zamanlarda yaşanan gereksiz izdiham. Ben pazar akşamı biletimi aldım “72. Koğuş”u izledim. Filmden çıktığım an, yanıma iki hanım gelip, “Yazacaksınız değil mi? Yani bu filmdeki eksikleri yazmazsanız sizin Hülya Avşar’ı, Yavuz Bingöl’ü ya da Kerem Alışık’ı koruduğunuzu düşüneceğim” dedi. O yüzden de yazmamak olmaz. Bir izleyici olarak gördüğüm, hissettiğim “72. Koğuş”...

        1- Açlık sahnesi için 48 saat aç kalan oyuncuların yaşadığı duyguyu, hissedip içimin acımasını bekledim. Ama olmadı. Belki müzik, belki yönetmen bana o duyguyu veremedi. Zaten yanımda oturan iki kişi kendi aralarında konuşmaya başladı. Birisi, “Üzülmem gereken böyle bir sahnede gülüyorsam ben giderim. Bu ne komiklik” dedi ve çıktı.

        2- Kerem Alışık’ın rol aldığı her sahnede kendimi Sadri Alışık Kültür Merkezi’ndeki bir tiyatro oyununda hissettim. Yavuz Bingöl’ün anlamsız, hatta “Bir şey yanlış gidiyor ama düzeltemiyorum” bakışlarını anlayamadım.

        3- “O Çocukları” ve “Eğreti Gelin”i kabul etmeyen Hülya Avşar’dan daha farklı bir performans bekliyordum. Ya da beklentim çok yüksekti. Çünkü rolü ve filmin kendisi bunu gerektiriyordu. Kadınların korkulu rüyası tecavüzü anlatırken daha cesur ve her şeyden önce aklımıza kazınacak bir sahneye imza atması gerekiyordu. Nedense tecavüz sahnesi dendiği zaman ilk aklıma şu sıralarda da Türkiye’de olan Monica Belluci’nin “Dönüş Yok” filmi geliyor. Hâlâ sinirleniyorum, hâlâ o adamı elime geçirip bir köşeye sıkıştırmak istiyorum. Yani Monica bana o kadar hissettirdi çektiği acıyı. Keşke sevgili Hülya Avşar, siz de öyle bir sahne çekseydiniz ki, şimdi bütün kadınlar olarak filmden çıkıp Meclis’e yürüyor olsaydık. Belki sizin sayenizde çıkmayan yasalar gündeme gelir ve bizler sesimizi daha çok yükseltirdik. Bize öyle bir duygu verirdiniz ki, filmi izleyen erkekler bile hemcinslerinden utanırlardı.

        4- Ekmek bile bulunamayan hapishanede Songül Öden’in göz kalemi ve rimelinin hiç eksik olmamasına dikkat ediyorsam demek ki söylenecek çok şey de yok aslında. Üstelik pijamaları üstündeyken bile Songül’ün rimeli ve göz kalemi vardı.

        5- Ve filmde bence en iyi duyguyu yansıtan kesinlikle Civan Canova’ydı. O tip ve tarz erkekleri o kadar başarılı yansıtmış ki, herkes onu konuşuyordu.

        Ağır eleştiriyi HAK ETMİYOR

        KADIN erkek ilişkisini masaya yatıran hatta ana-oğul aşkını gözler önüne seren bir film "Bir Avuç Deniz". Berrak Tüzünataç ve Engin Altan Düzyatan'ın başrolünü oynadığı filmin yönetmeni bir kadın. Bu benim daha çok dikkatimi çektiği için özellikle izledim filmi. Bir reklamcı olan ve ilk kez tanıştığım Leyla Yılmaz bir kadın gözüyle çekmiş filmini. Ama eleştirmenler filmi yerden yere vurmuş. Ben bu durumu bir kadın yönetmene karşı yapılan acımasız eleştiri olarak değerlendiriyorum. Yani film bu kadar ağır eleştirileri hak etmiyor. Daha kötülerini gördük. Bu kadar ağır eliştirilmedi. Oyunculuklara gelirsek, Berrak oynamış güzel oynamış. Karakterini çok güzel ifade etmiş. Ama Engin Altan Düzyatan için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Engin Altan Düzyatan kendini kasmış. Hatta 'Canlı Para'da izliyor gibiydim. Bu arada bu akşam Maçka G Mall'da galası yapılacak filmi oyuncular da herkes gibi bu gece ilk kez izleyeceklermiş. 700 bin TL'-lik masrafı olan filme 200 bin gişe yetiyormuş. Ne diyelim şansı bol olsun. Her filme şans verilmesinden yanayım.

        Siz uyurken

        ■ CENTO per Cento 00.30'da bir kadın tuvalette duran kokuyu almış eline inceliyordu. Hani son zamanlarda çok moda olan çubukları içinde duran Vavana kokuları var ya işte onlardandı. Çubuklar dikkatini çekmiş. Kadın bana dönüp, "Ya tütsü gibi. Çok dikkatimi çekti de bakıyorum" diyerek açıklama yaptı. Sonra yerine koydu ve çıkıp gitti.

        ■ KİKİ 03.30'da iki kadın aralarında konuşuyor.

        Kızlardan biri, "Telefonunu aldım. Ama bana, 'Bugün aramayın kız arkadaşım yanımda' dedi. O yüzden yarın sabah arayacağız" diyordu. Yani sevgilisi olması aramasına engel değil. Düşünün.

        ■ PERA Palas 02.00'de tuvalette iki kadın hararetli bir şekilde konuşuyor. Kızlardan birisi, "Bak şimdi bekle daha neler yapacağım ben ona. Benim sevgilimi elimden almak ne demekmiş göstereceğim ona!"

        Diğer Yazılar