Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ben daha tek çocuğu yapmaya ikna olamamışken bu kadınlar doğurdukça doğuruyor maşallah. Kısa süre önce, Bebek'teki Happily Ever After'ın patroniçesi Ayşe Kucuroğlu için, "Çok yakında beşinci çocuğu da doğurur" demiştim, işte bakın, olan oldu. Kadın beşinciye hamile. Vallahi söylenecek söz yok, bravo. "Kariyer de yaparım, çocuk da yaparım, üstüne üstlük zayıf da kalırım" dercesine doğuruyor. Victoria Beckham da dördüncüyü doğurdu hatta eline alıp her gün moda dergilerine poz verircesine dolaşıyor ortalarda; incecik. Angelina Jolie de ikizlerden sonra bir kez daha doğurmak istediğini açıkladı geçen hafta. Artık Türk anneleri de farksız değil. Geçen gün Beymen Brasserie'de yanımda bir çift oturuyordu; kucaklarında da 10 gün önce doğan bebekleri. Kadın maşallah incecikti. Ve üçüncü bebeğiymiş. Bu durum bazı kadınlar arasında hem moda hem de bir hastalık bence. Evet evet, kimse beni kandırmasın. Doğurdukça doğurmak istiyorlar. Evet bu böyle bir hastalık. Bu hastalık bana bulaşır mı bilmiyorum ama bence zahmetli, yorucu ve sorumluluğu çok çok fazla olan bir hastalık. Ama kadınların böyle güzel ve fit anne olmaları pek bir güzel; o ayrı.

        ***

        Türkiye'nin yarısı onun olabilirdi

        Geçen gece Alt Üst Muhabbetlerde konuğumuz Selami Şahin'di. 150'nin üzerinde hit olmuş şarkısı var. Şarkıları söyledikçe, "Bu da mı sizin, o da mı sizin?" diye şaşırıyorsunuz. Ve hepsinin bir hikâyesi, bir anısı var. Hiçbiri birbirine benzemiyor. Hiçbir şarkı başka bir şarkıyı andırmıyor. Hepsinin kendine has üslubu ve tarzı var. Ve üstüne üstlük dinledikçe dinlemek istiyorsunuz. E o zaman biz neden Serdar Ortaç'a "Beste fabrikatörü" diyoruz da Selami Şahin'e demiyoruz anlamıyorum. Adam başlı başına beste fabrikatörü. Ve üstüne üstlük bu şarkıları Amerika'da yapsaydı trilyoner olurdu. Zaten program esnasında bir izleyici Twitter'dan, "Selami Şahin Amerika'da bu şarkıları yapsaydı Türkiye'nin yarısını satın alırdı" demiş. Haksız değil. Yazık ki, hâlâ bu konuda çok büyük eksiklikler var.

        ***

        Unutulmaz bir gece yaşamak istiyorum

        Beni sık sık sokakta durduruyorlar, kimi de mail atıyor. En çok da "Biz çok sık gece dışarıya çıkıyoruz. Ancak artık çok zevk alamıyoruz. Öyle bir gece yaşamak istiyoruz ki, o gece unutulmaz olsun. Çok eğlenelim" diye soruyorlar ve sonunda da "E peki nereye gidelim?" diyorlar. Soran herkese aynı yanıtı veriyorum: Gittiğiniz mekân tabii ki çok ama çok önemli. Ama eğlenmek için mekândan çok siz önemlisiniz bana göre. O günkü keyfiniz, arkadaş grubunuz önemli. Bazen çok eğlenecekmiş gibi gittiğiniz yerden geceniz zehir olarak ayrılabilirsiniz. Ama hiç tahmin bile etmediğiniz bir yerde, öyle eğlenirsiniz ki, yıllarca anlata anlata bitiremezsiniz. Yani şans. Belli olmaz. Benim en çok nerelerde eğlendiğimi de soruyor herkes. Dediğim gibi, belli olmuyor. Son zamanlarda maalesef özellikle bir mekân adı veremem. Çünkü İstanbul geceleri biraz tuhaflaştı. Yani insanlar eğlenmeyi bilmiyor artık. Sürekli etrafla ilgilenmeleri bir yana, herkes kavga ediyor. Eskiden de mekânlarda kavga çıkardı, tamam ama bu kadar da değildi. Hemen hemen her mekânda öyle ya da böyle bir kavga var. Maalesef bu da gece hayatında çekilmez bir durum yaratıyor. O yüzden, "Özellikle şu mekâna gidin, çılgınlar gibi eğlenirsiniz" diyemiyorum. Üzgünüm.

        ***

        Mutlu oldum

        * 'Bir Çocuk Sevdim' dizisi hakkında yazdığım yazıdan sonra Çetin Tekindor'dan gelen mail'den...

        * Oben Budak'ın her sene yaptığı yılbaşı hindisini bir kez daha yemekten...

        * Salvador Dali'nin yeniden ülkemizde eserlerinin sergilenmesinden...

        * Ajda Pekkan'ın yaz için mayo ve bikini tasarlayacağını öğrenmekten...

        Diğer Yazılar