Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        EUROVISION’DA ülkemizi temsil edeceğini duyduğumuz andan itibaren “can”lı günlerimiz başladı. Her gün Can Bonomo ile ilgili bir haber var. Annesinden tutun da elindeki dövmelerin anlamına kadar. Geçen demirden daha sağlam bir sabır tavsiye etmiştim kendisine. Bakın işte başladı çekiştirmeler... Şimdi de dinini, dilini, ırkını araştırıyoruz, hatta tuhaf tuhaf manşetler atılıyor. Çünkü biz hâlâ müziğin evrensel bir dil olduğunu öğremedik Can. İşin zor anlayacağın. Ama sende de gördüğüm kadarıyla şeytan tüyü var. Çünkü, “Kim Can?” diye soranların şimdi senin şarkılarını dinlediğini görüyorum. Kısa sürede seviyor insanlar seni. O yüzden bu şansı kullan derim. Belli ki, bunların hepsinin üstesinden geleceksin. Sana bugün bir dizi tavsiyede bulunacaktım aslında. Ama ilk günün heyacanını üzerinden atmış gayet mantıklı ve doyurucu cevaplar veriyorsun. Ama ben yine de, Athena, Kenan Doğulu, Mor ve Ötesi gibi isimlerin kapısına dayan derim. Mesela Sertab Erener ile konuş. Ne yaptılar, nasıl yaptılar, nerelere gittiler sor soruştur. Sohbet et, tanış. Ha bir de ekip çok ama çok önemli. Bu işleri bilen bir ek menajer daha tutmalısın. Çünkü görünen o ki, senin işin çok daha zor. Çünkü en küçük bir başarısızlık sergilediğin anda din girecek devreye. Benden söylemesi. Daha sonra bunları yapmadığın için küsüp köşene çekilme. Bunun çok örnekleri var. Hatta ülkeyi bile terk etti süperstarımız Ajda Pekkan. Yani maalesef ki, bu Eurovision bizim milli sorunumuz halinde. Ve bunu ne yazık ki halledemiyoruz.

        Bayılıyoruz

        CAN Bonomo’nun dinini sorguluyoruz. Çünkü bizler birilerinin rengini, dilini, dinini, ırkını, siyasi görüşünü ortaya serpmeye bayılıyoruz. Bu yüzdendir ki, “Yeşilçam’dan Serpintiler” kitabı dört dörtlük olmuş maşallah. Ellerinize sağlık. Ne iyi yapmışsınız, ne güzel düşünmüş yazmışsınız. Kültür Bakanlığı da Yeşilçam’ın emekçilerine “vefa” amacıyla bu kitabın yazılmasını istemiş. Hem de bunu beş kişi oturup hazırlamış. Ama birisi bile, “Arkadaşlar biz ne yapıyoruz” dememiş. Evet kitabın amaçtan tamamen uzaklaştığını görememiş. Ne tuhaftır ki, hedef göstermeye, birilerini ötekileştirmeye bayılıyoruz. Oysa ki, Türk Sineması için sayısız kez kamera karşısına geçen yüzlerce hayranı olan bu kişilere ne büyük haksızlık yapıyoruz. Şimdi bu kitabı okuyan kişiye Nur Sürer’in filmlerindeki rollerinden çok eşinin olayını mı hatırlatmak gerekiyor. Ya da İbrahim Tatlıses’in kökenini mi anlatmak. Ya da “Ayağında Kundura” filmini mi? Yok çıkamıyorum ben işin içinden. Yazık çok yazık.

        Ekip olmadan olmuyor demek

        GEÇEN Cihangir’de yan masamda bir grup, “Koyu Kırmızı” ve “Son” filmlerinin izlenme oranlarını konuşuyorlardı. Pek iyi değilmiş. Sonra ben de baktım, beklendiği gibi olmamış. Daha çok yeni tabii, beklemek lazım. Ama şöyle bir gerçeği de göz ardı etmemek gerekir; ekip çok önemli. Mesela bu sene Şebnem Bozoklu, Ezgi Mola, Mert Fırat gibi isimlerin dizileri de çok büyük umutlarla gösterime girdi. Ama kısa bir süre sonra yayından kalktı. Hepsi çok başarılı oyuncular. Ama senaryo, yönetmen, oyuncu, ekip ve kanalın doğru şekilde buluşması gerek. Yoksa isterseniz dünya starı olun yine de izleyiciyi yakalayamıyorsunuz. İş erken bittiği zaman oyuncunun da morali bozuluyor. Artık bu izlenme oranlarıyla sokaktaki vatandaş bile ilgileniyor. Kısa bir süre sonra Twitter’da geyikleri başlıyor. Bu yüzden oyuncuların proje seçerken çok dikkatli olması gerekiyor. Tamam akarken doldurmak gerek. Ama bu akan musluğu erkenden kesip kesmemek yine oyuncunun elinde.

        Unutmadan

        DENİZ Akkaya ve Efe Önbilgin olayı hiçbir zaman kapanmayacak. Çünkü ikili hâlâ kozlarını paylaşamadı. Ya da aşkları bitmedi. Ve şimdi de yılların intikamını alıyorlar birbirlerinden. Son günlerde magazin gündeminde Deniz Akkaya’nın aşk haberi var. Ama Deniz bu aşkı kabul etmediği gibi üstüne üstlük, kızının babası Efe Önbilgin’e de kızıyor. Çünkü yılların kızgınlığını çıkarmaya çalışıyor. Efe Önbilgin’in kendisine yaptığı her türlü üzüntüyü, sıkıntıyı anlatıyor. Bir kadın için en son nokta budur işte. Çünkü o kadar kızgın ve sinirli ki, içinden atamıyor. Ve bunu erkekler hiçbir zaman anlamaz, anlamayacak da.

        Diğer Yazılar