Yine klasik tartışmalar başladı
SEDA Sayan’ın Maria Claire pozlarına bayıldım. Sessiz sedasız güzel bir hamle yaptı, helal olsun. Hem dergi için değişik bir çalışma hem de güzel pozlar veren Seda Sayan’a “Bravo” demek gerek. Ama bizim insanlarımız yine başladı “photoshop” saçmalıklarına. Ajda Pekkan’ın bacakları için de aynı sesler yükselmişti. Ama Madonna’nın pozlarını görünce hiç kimse photoshop’tan bahsetmiyor. Yani o kadınlar fit olabilir ama bizim kadınlarımız olamaz. Öyle mi? Ne seviyoruz kardeşim başarılı insanı aşağıya çekmeyi. Bu durumlarda hep şu meşhur kazan hikâyesi geliyor aklıma. Her milletten insanın içinde bulunduğu kazanda bir tek Türk’ün kendi insanını kaynar kazana çekmeye çalışmasını anlatan fıkra hani. Bilirsiniz. Kimse boşu boşuna didiklemesin. Durum ortada. Kadın da ortada. Yaşına rağmen taş gibi maşallah. Yediklerine de içtiklerine de dikkat ediyor. 36 beden ve incecik de beli var. Bu arada Seda Sayan’ın poposu da taş gibi. Bacaklarında da gram selülit yok. Kendine bakıyor anlayacağınız. Kendine bakmayanlar da oturdukları yerden ahkâm kesiyor işte.
Benim kundak patiskadanmış ya sizinki?
OSMAN Mütfüoğlu geçen gün televizyon programında “Eskiden para konuşmak ayıptı. İnsanların oturduğu yere, kıyafetine, kazandığı paraya bakılmazdı. Ama şimdi insanlara ne kadar kazandığı, nerede oturduğu, ne marka giydiğine göre değer biçiliyor” deyince aklıma geçen hafta duyduğum bir olay geldi. Bir dönem birlikte çalıştığım arkadaşım Sena Keçeli’ye İstinye Park Prada’da aralık ayının son günlerinde satış görevlisi hanım benim hakkımda “Esin nereden giyiniyor?” demiş. Sena’da bildiği kadar söylemiş. Satış görevlisi hanım, “Belli zaten...” diyerek beni aklınca aşağılamış ve dedikodumu yapmaya başlamış. Hatta hakkımda muhabbet uzamış. Arkadaşım olduğunu zannettiğim kişi de buna çanak tutmuş sağ olsun. Mağaza çalışanına çok yüksek maaş ödüyor galiba, başkasının giyimi kuşamını soruşturup dalga geçsin diye. Bir de bunu uluorta yapıyor. O an mağazada olan herkes de olayı duyuyor. Belli ki, çalışan hanım benim nasıl bir insan olduğumu giydiğim kıyafetle ölçmeye çalışıyor. Sizi bilmem ama benim öyle takıntılarım yok. Kim ne giymiş, hangi marka giymiş ilgilenmem. Yani önemli olanın etiket değil içindeki olduğunu düşünenlerdenim. O yüzden de aynı seviyede olmamıza imkân yok arkadaşlarla. Osman Müftüoğlu’nun da ne demek istediğini anlayacaklarını zannetmiyorum. Yani, “Ye kürküm ye” diyebilirim size ancak. Ha bu arada geçen gün anneme, “Ben doğduğumda bana sardığı kundak Prada mıydı?” diye sordum. Ama maalesef değilmiş. Bildiğiniz patiska kumaşındanmış. Yani öldüğümüzde de sarılacağımız kumaştan...
Safiye-Faik'in yol maceraları
SAFİYE Soyman “İstanbul Olmaz Olsun” isimli yeni bir albüm çıkarmış. Albüme de 17 şarkı koymuş. Bu devirde bu kadar çok şarkının olduğu bir albüm yapmak büyük cesaret. Çünkü zaten albümler satmıyor. Ama inşallah bu albüm çok satar. Çünkü Safiye Soyman bu albümün gelirini MS Derneği’ne bağışlayacakmış. Biliyorsunuz Safiye Soyman’ın oğlu Harun da MS hastası. O yüzden de bu konudaki zorlukları çok iyi biliyor. Ve derneğe olan yardımlarını da hiç esirgemiyor. Yaşamayan bilemez. O yüzden herkesin bu tarz konularda hassas olması gerekiyor. Bunun dışında herkesin her zaman beğenisini ve sevgisini kazanan Safiye-Faik ikilisi de yeni bir programa başlıyormuş. Demet Sabancı’nın sahibi olduğu Travel Channel’da. Biliyorsunuz bu kanal bir seyahat kanalı. Yani Safiye ve Faik dünyayı dolaşacak, bizler de maceralarını izleyeceğiz. Bence süper fikir. Kim bilir neler yapacaklar. Kaçmaz.
Geçen gece
Cihangir’de Berrak Tüzünataç ile Nejat İşler sık sık karşılaşıyor. iki eski sevgili konuşuyor sohbet ediyor. Birçok kişi, “Yeniden mi birlikteler?” diyor ama hayır. Yeniden bir araya gelmediler.
Ulus 29’da Kıvanç Tatlıtuğ eski sevgilisi İdil Fırat ile karşılaştı. Hatta ikili yan yana localarda oturdu. Ama selamlaşmadılar. Çünkü İdil’in yanında yeni sevgilisi vardı. Kıvanç’ın da dizideki rol arkadaşı Rıza Kocaoğlu.