Vertigo Can ve Cem'in babalık halleri
Bir dönem panik atak hastalığını pek duyuyordum. Artık öyle ki, "Sosyete hastalığı" diye ün yapmıştı. Şimdi de maşallah kiminle konuşsam "Vertigo" olduğunu söylüyor. Vertigo, "Baş dönmesi, genel olarak baş dönmesi ile hareket ve denge duygusunun yitirilmesi" demek. Aslında bu hastalık daha çok migrenli kişilerde görülüyor. Benim de çok samimi bir arkadaşım vertigo ama o geçirmiş inşallah diğerleri de geçirir. Kolay bir durum değil. Mesela Can Bonomo'da vertigoymuş. Bunu da geçen Oben Budak'ın doğum gününün yapıldığı tekne de öğrendim. Can öncesinde tekne kalkmadan oradaydı, Oben'i kutladı ve gitti. Vertigo durumları nüksetmiş anlayacağınız. Kolay değil tez elden düzelir inşallah. Can demişken bir de Cem'den haber vereyim. Cem Yılmaz'ı kuçağında Kemal ile gören üç beş kişi anlata anlata bitiremiyor. Hem Kemal'in tatlılığını hem de Cem'in hallerini. Cem, Kemal'i kucağından indirmiyormuş ve büyük insan gibi onunla konuşuyormuş. Yani Kemal, "İngaaaa" diye ağladığında "Cem'in oğlu ingaaaa diye ağlar mı, bağıra bağıra ağla" diye konuşuyormuş minik Kemal ile. Öyle ki, Kemal'in altını bile değiştiriyormuş. E olacak o kadar. Kemal'i çok bekledi Cem. Öyle ki, meğer çok fazla baba olmak istiyormuşta bize çaktırmıyormuş. O yüzden ben tek çocukla kalacaklarını düşünmüyorum. Biraz Kemal ele avuca gelsin ikinci bebek gelir benden söylemesi.
Evlenmeye karar verdim
'Ben Bilmem Eşim Bilir'i biraz geç keşfettim. Uzun yıllardır izlediğim en keyifli yarışma. İlk izlediğim an kuralları bilmediğim için "Asla asla" dediğim halde "Evlenme" kararı bile aldım. O kadar keyif aldım yani düşünün. Ama neyse ki, evlilik zorunlu değilmiş. Nişanlı ve sevgili de olunabiliyormuş. Sunucu İlker Ayrık müthiş sunuyor. Ondan başkası kesinlikle
olmazmış. Bu kadar mutsuz ve keyifsiz geçen günlere ilaç gibi geliyor "Ben Bilmem Eşim Bilir" Katılan yarışmacılar da sanki özenle seçilmiş. O kadar uyumlu ve eğlenceliler. İnşallah yazlık bir iş olarak kalmaz da devam eder bu keyif veren program. Hem bak memlekette "Asla" diyenleri bile evliliğe anında ikna edebilme gücüne de sahip.
Sakin olmak gerek
Bayramın ikinci günü bir arkadaşım aradı "Bak bu da oldu işte görüyor musun?" diye bağırmaya başladı. Ben de "Dur sakin ol, ne oluyor anlat bakalım" dedim. Meğer Nişantaşı'nda oturan bir arkadaşım her zaman ki gibi Makro marketi arayıp sipariş vermek istemiş. Siparişlerin içinde de bir şişe Blush varmış. Çünkü arkadaşım daha önce o markete defalarca içki siparişi vermiş. Siparişi alan kız her zaman ki, gibi siparişleri almış ve bir uyarılma sonrasında "Kusura bakmayın yeni kurallara göre artık eve içki servisi yapamıyoruz" demiş. Tabii arkadaşım da başladı isyan etmeye. Haklı olarak. Çünkü daha iki gün önce rahat rahat verebilirken ne değişti öyle değil mi? O an ablamın yanındaydım. Telefonu kapattıktan sonra bu durumu konuşmaya başladık. Kendisi 20 yıldır Hollanda'da yaşıyor. Ablam, "Bizim oralarda böyle sipariş durumları yoktur. Hatta belli bir saatten sonra açık bakkal bulamazsınız. Gidip toptan alır ve evinize koyarsınız" dedi. Ben çok eski yıllardan da hatırlıyorum babam hep toplu alış veriş yapardı. Biz böyle tek tek çok nadir bir şeyler alırdık. Artık sanırım evlerimizde bir kiler oluşturup toplu alış veriş yapmak en akılcı yol gibi geliyor. Ne dersiniz. İsyan etmeden, fikir ürütmekte yarar var.
Ne mi öğrendim?
- Çok fazla kıskanç insanların olduğu bir memlekette (Biliyordum ama bir kez daha) yaşadığımı.
- Kadınların, erkeklerden daha çapkın olduğunu.
- Birine laf atarak popüler olunabileceğini.
- Başkalarının rahatlıkla başkasının ekmek parasıyla oynayabileceğini.
- Kesinlikle kadınların kadınları çekemediğini.
Siz uyurken...
- Ortaköy 01.00 bir kadın ile erkek bağıra çağıra konuşuyor. Erkek "Daha ne yapayım sana bütün hayatımı paylaşıyorum. Sen ama didikliye didikleye bir şey çıkartmaya çalışıyorsun" diyor. Kadın da, "Daha neler çıkartacağım göreceksin" diye söyleniyor. Gülmek mi gerek ağlamak mı bilemedim ama bana gereksiz geliyor bu tarz didişmeler. O an sarılıp öpüşseler, daha anlamlı olacak.
- Bebek yokuşu 03.00'de motosikletli biri dikkatimi çekti. Çünkü o yokuşu o kadar hızlı çıkmaya çalışıyordu ki, anlatamam size. Üstelik başında da kask yoktu. Şimdi durdurup söylesem, "Benim canım sana ne?" diyecek. Ya da "E bu saatte boş bir şey olmaz" diyecek. Ama öyle değil biraz daha dikkat etmek gerek. Üstelik arkasında ki, kızın da kaskı yoktu. Sarı saçlarını savruluyordu.
- Asmalımescit Novo 04.00'te ayağı kırılmış bir kadın tam kapıya yakın bir sandalye de oturuyor. Tabii ben, "Kırık eğlenmeye engel değil tabii" dedim. O da bana "Tabii asla. Sabaha kadar eğlenmeye devam" dedi. Ben de bravo o zaman diyorum. Kavga etmek yerine eğlenmek en iyisi.