Sabah sabah karşılaştığım 'DERİN' şıklık
GEÇTİĞİMİZ sabah saat 08.00'de Atatürk Havaalanı CİP'teydim. Bir de baktım ki; Derin Mermerci tüm şıklığıyla karşımda... Louboutin ayakkabıları ve siyah seksi elbisesiyle karşımda oturuyor. Bacak bacak üstüne atmış ki; 'Temel İçgüdü'deki Sharon Stone Abla halt etmiş. Herkesin gözü kendisinde. Yani en azından benim. Kendime kızıyorum çünkü bende şıklıktan eser yok. Sıradan bir kot etek giymişim ve ayaklarımda seksi bir çift Louboutin yerine lastik Nike'larım var. Olacak iş değil! Yani Derin'e bakmamak, görmemek, süzmemek olmaz. Kusura bakmayın ben süzdüm. Hem de fena süzdüm. "Oh maşallah" diye diye...
Bir gün önce Cahide'de derin dekoltesiyle karşımda olan Derin'i sabah da bacak dekoltesiyle süzdüm. Yani erkekler boşuna bu kadına âşık olmuyor. Ah ah neler duyuyorum hakkında. Boşuna değil gerçekten.... Âşık olunur kardeşim! Kadın taş maşallah! Gece seksi, sabah seksi. Yok yok ben de bundan böyle topuklu ayakkabısız adım atmayacağım. Uçağa topuklu ayakkabıyla binenlere bir daha laf edersem de taş olayım.
Prag kadını çok zevksiz
Biz bu şıklık meselelerinde çok çok ilerideyiz söyleyeyim. Bizde ev hanımı bile çok şık artık. Prag kadınları da bir o kadar zevksiz. Aslında sırf Prag değil, mesela ben Avrupa'nın birçok yerinde kadınları görünce inanamıyorum. İnanılmaz kötü giyiniyorlar. Yani umurlarında bile değil kıyafet. Saç baş filan hak getire. Kimisi manikür, pedikür bile yaptırmıyor. En son Prag'da da aynı şeyle karşılaştım. Kadınlar inanılmaz özensiz. Mesela bazı kadınlar ten rengi ince parlak çorap giymiş, üstüne terlik. Kimisi de beyaz çizmeler filan. Fenalar fena! Türk kadını bu işi çözdü artık. Bazen "seksi" olacağız diye biraz açık giyiniyorlar ama idare eder. Şimdi "kadın düşmanı" filan diye ses etmeyin; seksilik sırt, göğüs, bacak dekoltesi değildir.
PRAG DEMİŞKEN...
Evet Prag'dan hep "Orta Avrupa'nın incisi Prag" diye bahsedilir. Ne güzel bir cümle değil mi? Bu düşünceyle gidiyorsunuz zaten şehre. Benim en sevdiğim yer Char'es Köprüsü'ydü. Gerçekten muhteşem. Şehir de öyle. Ben kısa tatilleri sevdiğim için bir günde çözdüm Prag'ı ve keyif aldım. Birasıyla meşhur şehirde birçok bar ve kulüpte sigara da içiliyor. Geç vakitlere kadar uzayan akşam yemekleri var mesela. Yani İstanbul'dan pek farkı yok. Bizim insanımız da bu yüzden Prag'ı çok fazla seviyor bence. Bu arada şehirde fazlasıyla dikkatimi çeken diğer bir konuysa dilenciler... Dilencilerin duruş şekli fotoğrafta gördüğünüz gibi. Ha bir de gözcüleri var. Onlar da polis gelince hemen yüzü yere bakan dilenciyi uyarıyor ve hızla kaçmaya başlıyorlar. Yani zahmetli iş. İki kişi aynı anda çalışmış oluyor. Onun yerine bir işe girip çalışsalar daha az zahmetsiz olacak.
Bravo!
■ Jean Dujardin Oscar heykelciğinden hemen sonra iddialı bir filme imza atmış. 'Sadakatsizler' gerçekten cesaret isteyen bir sonla bitiyor. Yani en azından bizim Türk erkek aktörlerimiz için cesaret işi. O yüzden kendisine bravo!
■ Prag'da olduğum için Nilüfer konserine gidemedim. Ama muhteşem bir konsere imza atmış. Hastalığını yenen ve gücünü toparlayan Nilüfer'i defalarca tebrik etsek az! Kendisi daha sık konser vermeli.
Siz uyurken...
■ Asmalımescit'in ara sokaklarında kalabalık bir grup yürüyor. Saat 04.00 olmuş. Malum olmazsa şaşarım; bir çift kavga etmeye başladı. Çocuk "Buraya gel, buraya gel" diye bağırıyor. Kız da tınmadı tabii yürüyor. Çocuk hızla yürüyüp bir tokat attı. Yahu şiddet şiddet diyoruz da sokaklarda her gece şiddet var. Bu ne olacak?!?
■ Prag 02.00 küçük bir bardayız. Kalabalık bir grupla birlikte... Talihsiz bir şekilde elimdeki bardağı düşürdüm ve kırdım. Garson bana öyle bir baktı ve öyle çok kızdı ki; dayak yiyeceğim diye çok korktum.