İşte yeni ünlü tripleri
Kayıp Şehir dizisine Gökçe Bahadır sayesinde müdavim oldum. Kadın süper oynuyor. Bu role onu kim seçtiyse helal olsun. Ama bu dizi sayesinde isimleri duyulan hatta yüzleri ilk kez görülen yeni isimler fena havalara girmişler anlaşılan. Pazar günü bir magazin programında Gökçe Bahadır ile el ele yakalanan İlker Kaleli'ye takıldım. Muhabir arkadaşlar çifti el ele gördükleri halde "Sevgili misiniz?" diye soruyor. Gökçe ses çıkarmıyor, bir köşede az önce "Elini tuttuğu" adamı izliyor. Bakalım ne yanıt verecek diye. Daha henüz bu camianın, kameraların, ışıkların, spotların, magazincilerin yabancısı İlker Kaleli, "Yok öyle bir şey arkadaşız" diyerek belirli belirsiz bir ses tonuyla yanıt veriyor. Öyle durduğu yerde. Hiç hareket etmeden. Çünkü bu role çalışmamış. Ne diyeceğinin farkında değil. Sufle veren de yok. Kalmış öyle şok etkisiyle. Muhabir arkadaş, "Ama az önce eleleydiniz" dediği zaman İlker de "Tamam o zaman öyleyiz" diyor gülerek yine belli belirsiz bir halde. Oysa ki, Gökçe bence az önce "Elini tuttuğu" adamdan daha başka yanıtlar vermesini bekliyor. Yani en azından bana öyle hissettirdi izlerken. Bu olaydan bir hafta geçti geçmedi dizinin diğer genç ismi çıktı er meydanına. Arnavut oyuncu Nik Xhelilaj kendini Cihangir'de çeken gazetecilere lamalar gibi tükürüyor. Tövbe tövbe... Kim akıl veriyor bunlara, kimi örnek alıyorlar, bu dünyayı ne zannediyorlar, hangi fikirlerle, düşüncelerle başlıyorlar bu işe? Ben anlamıyorum. Ve kesinlikle bu işe başladığım yıllardaki magazin gazeteciliğini özlüyorum. Ne güzel kovalamacalar, ne güzel haberler yapmışız o yıllarda. Şimdi ne kalitesi kaldı, ne de saygısı. Son olarak o yeni arkadaşlara son lafım. O dizide birlikte rol aldığınız ve bu işi çok iyi bilen eski oyunculara saygı gösterin bence. Ya da onlarla biraz sohbet edin. Çünkü hiç kimse böyle bir yere gelememiştir. Ki daha siz yerinizi tam anlamıyla sağlamlaştıramamışken. Ki sizler daha iyi, süper, bir oyunculuk sergileyememişken. Bu havalar, bu "Gazetecileri istemiyoruz, çekmesin" şekilleri. Çok komik, hatta çok tuhaf.
8 DİKİŞE 4 BİN TL
Geçen gün bir arkadaşım "Türkiye'de yaşıyorsan bir özel sağlık sigortan bir de başını sokacak evin olsun yeter" dedi. Bende ikisi de yok artık Allah'a emanet yaşıyorum. Çünkü şu sıralar sağlık sigortamı, sorunlar yaşadığım için iptal etme noktasındayım. O yüzden düşersem, hasta olursam, bir şeyler olursa artık ne yapacağım bilmiyorum. Gece gündüz, sokaklarda olduğum, kulüplerde karanlık ortamlarda basamaklar, merdivenler derken başımıza her türlü işler geliyor. Ben hep bu korkuyla özel sağlık sigortası yaptırıyorum özel hastane her zaman daha iyidir diye düşünüyorum ama artık sanırım bu düşüncemden hızla vazgeçmek üzereyim. Mesela geçen akşam bir arkadaşımız bir doğum günü kutlaması sırasında mekândaki basamağı göremeyip düştü. Saatler 05.00'i gösterdiği sırada bir panikle soluğu çok ünlü bir özel hastanede aldık. Kafasına 8 dikiş atıldı. Çıkan fatura 6 bin TL. Biz itiraz ettik. Fatura işlemleriyle uğraşan çocuk, "Alkollü olduğu için sağlık sigortası karşılamıyor" dedi. Fakat sonra baktılar ki, alkol oranı çok düşük. Yani tek bir kadehle sarhoş olamayacağını anlayıp faturayı 4 bin TL'ye düşürdüler. Başka bir arkadaşım da 2.5 sene önce bir mekânda düşüp kolunu kırdığı için 3 bin TL alçı parası ödemişti. Ve üstelik tek bir kadeh de içmemişti. Sadece karanlık ortamda ayağı takılıp düştüğü için. Artık şunu fark ediyorum ki, özel hastaneler gerçekten para tuzağı. Geçen hafta Ebru Şallı da isyan etmişti hatırlayın. Oğlu Pars düştüğü için özel hastane hemen dikiş atmak istemiş ama öncesinde de parasını istemişti. Oysa ki, başka bir hastaneye götürülen Pars'a dikiş bile atılmadı. Bunları duydukça artık korkar oldum. Bir de özel sigortaların primlerinin yüksek olması ve yapılan en küçük müdahalede işlem dışı bırakılması ve üstüne üstlük alkollü olduğunuz zaman geçersiz olması beni korkutuyor. Boşuna para ödüyormuşum gibi geliyor. O yüzden devlet hastaneleri bazı işlemleri geç yapsa da candır.
Bu kızlar müthiş
Ortaokul yıllarımda tanıştım Halep Pasajı'nda Ferhan Şensoy Tiyatrosu ile. İzlemediğim oyunu yoktur. Yıllar sonra bu işe başladım. Kendisiyle tanıştım sohbet ettim. Daha sonra Derya Şensoy girdi hayatıma. O bambaşka bir kadın. Ve yine yıllar geçti ben de büyüdüm ama benim en sevdiğim arkadaşlarım oldu Ferhan ile Derya. Yani iki ustanın iki güzel kızı. Aramızda çok yaş farkı olabilir ama bu kadar dünya görüşü açık geniş fikirli iki insanın çocuklarının çok olgun olduğu, çok başarılı oldukları ortada. Amerika'da eğitim alan Derya ve Ferhan çok başarılı işler yapmaya başladılar bile. Derya Şensoy Bolluca Yaşam Parkı'na bağışlanacak tişörtler tasarlıyor. Kendi tasarladığı tişörtlerini de Lidyana internet sitesinde satıyor. Ama tabii bu ikili bence önümüzdeki zamanlarda çok daha büyük işlere imza atacaklar. Ve tam da babasının, anasının kızı dedirtecekler.
Bu camia insanının halleri
■ Diziyi, sinema filmini izler, "İzlemedim" der.
■ Albümü, şarkıyı dinler, "Dinlemedim" der.
■ Bir köşe yazısını, bir kitabı okur, "Okumadım" der.
■ Gazetede çıkan haberi görür, "Görmedim" der.
■ Twitter'da fake bir hesapla olduğu halde, "Twitter'da yokum" der.
■ Facebook kullanır, "Hiç Facebook hesabım olmadı" der.
■ Serdar Ortaç dinler, "Hiç dinlemem" der.
■ Cem Yılmaz'a güler, "Gülmedim" der.
Siz uyurken
■ MÜREKKEP 00.30, barda iki kız oturuyor. Sarışın kız karşı tarafında oturan erkeğe fındık fıstık atıyor.
■ LIMONCELLO 01.30, yan locada bir erkek iki kız oturuyor. Erkek erken kalktı. Kızlar da hemen önlerindeki stantta duran arkadaşlarının yanına gitti.