Şimdi olsam çıkmazdım
DİLE kolay, 17 senedir müzik dünyasının içinde Alişan. 11'inci albümü 'Seni Biraz Fazla Sevdim'i de kısa bir süre önce çıkardı. Artık sesi iyice oturmuş, yorumu farklılaşmış. Kıyafetleri değişmiş. Uzun ve zorlu yollar geçti. Ama şimdi müzik yolculuğuna çıksa "Çıkmazdım. Artık bu işler çok zor" diyor. Evet bence de öyle. Hele ki, müzik dünyasında bir 90'lar dönemi var ki, aman aman. Bunu hiç kimse inkâr edemez. İşte Alişan'ın hikâyesi de bu bereketli yıllarda başladı. Tüm müzik dünyasının yükselişe geçtiği, 300 bin albüm satmanın ayıp olduğu, 2 milyon barajlarının aşıldığı yıllardı.
Ama artık öyle değil. Tabii bu yola çıkanların da işleri bir hayli zorlaştı. Çünkü teknoloji o kadar hızla ilerliyor ki, tutabilene aşk olsun. İleride CD baskısını bile göremeyebiliriz. Alişan bu zorlu yollardan geçip 17 yılı devirirken de sağlam ilişkiler kurmuş seyircisiyle. Kendiyle yüzleşip enteresan bir noktaya gelmiş. Artık olgunluk döneminde anlayacağınız. Bu albüm de öyle bir olgun dönemi albümü. Zaten damar şarkılara ayrı bir ilgim var. O yüzden de Alişan'ın bu albümünü pek sevdim. Tavsiye ederim.
Gerçekleri kasada, ben imitasyon takıyorum
EVET başlıkta okuduğunuz gibi. Bu tutkuyu anlayamıyorum. Belki mücevherim olmadığı için de bu duygudan tamamen yoksunum. Acaba tek taşımı kendim alsam ve biraz mücevherim olsa ben de bu kadınlar gibi olacak mıyım diye merak etmekteyim. Geçen gün Oya Aydoğan, "Mücevher alıyorum ama hepsi kasada duruyor. Çünkü birkaçını çaldırdım kullanmıyorum. Aynılarının imitasyonlarını takıyorum" dedi. Gerçekler kasada duruyor. E iyi tamam da neden? Kasada duracak mücevhere neden o kadar para ödenir? Ben de bu soruyu kendisine sordum 'Tutku, onun orada olduğunu bilmek bile zevk" dedi. Vay be. Bu zevki bilememek, anlayamamak ve hiç tadamayacak olmak. Garip geldi bana. Ama etrafımda mücevher tutkusu çok büyük olan kadınlar var gerçekten. Hani Ferrari'si ile hemcinsine hava atan erkekler gibi. Kadınlar da mücevherleriyle birbirlerine hava atıyorlar. Acayip bir durum anlayacağınız. Ben sahtesini de ayırt edemiyorum. O yüzden benim durumum fena.
Bu hafta
■ Olan oldu. Yeni yüzyılın yeni aşkı doğdu. Aslı ile Kerem geldi. Wilma Elles yenge benim tavsiyemi dinlemiş adını Aslı koymuş. E ne güzel işte nur topu gibi maşallah.
■ Birçok kişi yazıyı okumayıp başlığı okuyor ve sonra da başlıyor yorumlamaya. İşte Ajda Pekkan'ın röportajındaki "Köpek maması yedim" açıklaması da aynen böyle bir şey. Çünkü bu röportaj sonrasında birçok mekânda, oturduğum masaların yanında konuşan insanlar kendi aralarında "Yahu yemiş işte kendi söylemiş, açıklamış" diye diretiyordu.
Vah vah Serdar vah
"Kumarda 50 milyon kaybettim" diyen Serdar Ortaç'a "Vah vah ki ne vah" demek istiyorum. Giden paralara mı acırsın, harcanan vakte mi yanarsın? Yoksa gevşeyen sinirlere, harap olan ömrüne mi? Yazık ki ne yazık. Serdar'ınki talihsiz bir açıklama. Şimdi "Bu parayla kaç çocuk okutulur?", "Evsiz barksız insanlar kurtulurdu" tarzında yorumlar yapılacak. Bir de bu yönü var tabii olayın.
Siz uyurken
■ MY PAVYON 01.00, üç kadın bir masada oturuyor. Kadınlardan biri biraz efkârlı. Sürekli "Ah be ah" diye bağırıyor. Ara ara da gözyaşı döktü. Arkadaşları "Aman boş ver unut hayırsızı" diye telkin ediyordu.
■ İSTİKLAL CADDESİ 03.00, üç turist kız yürüyor. Arkalarında da malum tacizciler timi iş başında. Çocuklar onlara laf atıyor. Kızlar da durmuş yanıt vermeye çalışıyorlardı. Çocuklar Türkçe "Bize takılın hayatınız değişsin" diyorlardı. Ama kızlar hiç bir şey anlamadıkları için hızla yürümeye devam ettiler.