Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Öyle ki, bu Gezi Parkı olayları bize her gün bir şey daha öğretti. Mesela çok yaratıcı bir millet olduğumuzu. Son günlerde gülemiyoruz, gülmeye bile içimiz elvermiyorken, duvar yazıları bizi keyiflendirdi, umutlandırdı. Bu arada İstanbul da kitap satışları yüzde 80 düşerken sinema salonları yüzde 70 boşalmış. Kulüpler geçen Cuma dan beri kapalı. Yani sosyal faaliyetlerin hepsini yapan o mekanların para kazanmasını sağlayan herkes Gezi Parkı'nda. Yani acı ve tatlı her şeyi bir arada yaşıyoruz. Mesela Starbucks a yapılan kin ve nefret sonrasında "Yaşasın tam bağımsız kuru kahveci Mehmet Efendi" sloganıyla Türk kahvesinin kıymetini öğrendik. Bir Fenerbahçeli olarak Çarşı grubuna büyük bir sempati kazandık. Kitap demişken dün bu köşede Gezi Kütüphanesi'nden bahsettim size. Film olarak da önümüzdeki günlerde izleyeceğimiz Neredesin Bernadette, gerilim aksiyon sevenlere Mehmet Mollaosmanoğlu'nun Atahunalp Urumgalatlı'nın Amel Defteri'nin ve Çarşı Grubunu'nun acayip popüler olduğu şu günlerde bir Fenerbahçeli olarak Yasemin Candemir'in yazdığı Fenerbahçe Kocamın Yakasını Bırak'ı tavsiye edebilirim. Biliyorsunuz son günlerde bu Gezi Parkı ile maç esnasında kıyasıya kavga eden taraftarları da kol kola gördük. Bu da umutlarımı çok ama çok yeşertiyor.

        Ajandan tavsiyeler

        Son günlerde yaşanan ruh halini anlatan, sıkıntılı günleri az biraz geri bırakabileceğim kitapları ben de kitap ajanı Sayım Çınar dan istedim. Sayım'ın tavsiyeleri şöyle:

        1-Çocukluğunun ramazan davulcusunu arayan hüzünlü yetişkinlere Yalnız Uyuyanlar. Cemil Kavukçu'dan.

        2-Dünyada kadın olmanın zorluklarını anlatan Bella-Stella

        3-İyi bir psikoterapi kitabı, insan hayatını değiştirebilen Aşkın Celadı, İrvin Yalom'un.

        Baş belası twitterdan sesler yükseliyor

        Gezi Parkı olaylarında birçok sanatçı kendini ön plana atarken birçok sanatçı da olayları geriden, uzaktan izlemekle yetindi. Ama eylemlerde gün ilerledikçe herkes seslerini yavaş yavaş çıkartmaya başladı. Bir tek Ajda Pekkan bu konuda hala bir yorum yapmazken , Cuma sabahı Hülya Avşar "Biz sanatçılar toplanıp başbakana gidip konuşmalıyız ve orta yolu bulmalıyız. Böyle sonuçlanmaz" diye twit atmaya başladı. Şöyle ki, bir gün önce de birçok sanatçı "Bir araya gelelim konser verelim" demişti. Ama Gezi Parkı için direnen birçok kişi "Hayır konser istemiyoruz. Sırası değil. Kutlama yapmayacağız. Daha hiç bir şey sonuçlanmadı" diye konseri iptal ettirdi. Yani diyeceğim odur ki, bu yeni nesil bir başka. Bu sanatçıların toplaşıp başbakana da gidip konuşma yapmasını kabul etmeyebilir. Onların cesur bir yürekleri var. Onlardan önceki nesiller gibi ne verirseniz kabul etmiyorlar.

        Son günlerde en çok

        -Sağduyuya.

        -Anlayışa.

        -Orta yolun bulanmasına.

        -Bir olmaya ihtiyaç duyuyoruz.

        Meryem gitti rayting ortada

        Bu da başka bir inat, bu da başka "Meryemsiz de olur" demenin şekli. Buyurun rayting ortada. Ben bildiğim kadarıyla, dilim döndüğü kadarıyla, olayları anlamaya çalıştığım kadarıyla Meryem Uzerli'nin ikinci sezon başladığından beri rahatsızlıklarını dile getirdiğini ve bir orta yol bulunmasını rica ettiğini yapımcı Timur Selçuk'a söylediğini biliyorum. Ama gelin görün ki, tıpkı Gezi Parkı'na olan biten gibi Meryem de durdu durdu ve sezonun sonuna yaklaştığımız son bölümlerde "Yeter" dedi ve çekti gitti. Bir kliniğe yerleşti ve şu an kendini iyileştirmeye çalışıyor. Ve ne oldu. Hiç yıkılmaz, sarsılmaz denilen Muhteşem Yüzyıl tarihinde en az raytingi aldı. Biraz bazı olaylardan ders çıkartmak gerekiyor. Daha önce de yazdım, yazacağım. Bence Meryem Uzerli çok haklıydı. Bu olaydan birçok yapımcının ders çıkartması gerekiyor.

        Diğer Yazılar