Ses var görüntü yok
TAMAM, sesine, yorumuna, şarkılarına lafım yok. Daha doğrusu hiç kimsenin yok. Söyleyene de ilk önce ben pençelerimi çıkarırım. Sıla, "90'lardan sonra star çıkmadı" denilen bir ortamda bir anda kendini gösterdi. Sessiz ve derinden çok güzel şarkılarla hayatımıza girip kocaman bir tahta oturdu. Onu oradan hiç kimse kaldıramaz. Çünkü başarılı. Ona asla ama asla lafımız yok. Ama kıyafetleri yok mu Sıla'yı tamamen gölgede bırakıyor.
Yıllar önce bir üniversitenin bahçesinde dinlemiştim ilk. O zaman üzerinde beyaz bir bustiyer, altında bol bir şalvar ve Converse'leri vardı. O zaman için uygundu. Rahatsız edici değildi. Ve uzun süredir de bir türlü denk gelip izleyemedim. Taa ki çarşamba akşamına kadar. Sıla, BKM Turkcell Yıldızlı Geceler Harbiye Açıkhava Konserleri'nin açılışını yaptı. Müdavimler her sene yaz konserlerinin açılmasını bekler. Yani önemlidir. Ben de hem Sıla hem hem Harbiye sever olarak koşa koşa gittim. Ama yok! Sıla Harbiye Açıkhava ruhuna yeteri kadar hazırlanamamış. Ses müthiş, kadın güzel ama görüntü maalesef yok. Ve Sıla'yı izlerken şunu bir kez daha anladım ki sahnedeki insanın kıyafeti çok ama çok önemli. Şarkıları dinlerken tüm konsantrasyonunuz çirkin kıyafetlerle bozulabiliyor. Zaten Sıla sahnede görünür görünmez sağımdan, solumdan "Ah be Sıla, bir de giyinmeyi öğrensen" gibi cümleler duydum.
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Hiçbir sanatçı bu tarz yorumlardan hoşlanmaz. Şimdi Sıla bana "Benim kıyafetim önemli değil, şarkılarım yeter" derse geçmiş olsun. Hiç tartışmaya gerek yok. Bunu asla kabul edemem. Sahne bir bütündür. Sanatçı da kusursuz olmak zorundadır. Sıla çarşamba akşamı giydiği üç kötü kıyafetle bunu bize kanıtlamıştır. Ve:
■ Sıla kendi kendine şarkı söylüyor.
■ İzlemeye gelen 5 bine yakın kişi şarkıları ezbere bildiği halde çoğu zaman Sıla ile bir bütün olamıyor. Bu durumu en iyi Sezen Aksu ve Erol Evgin başarıyor. Seyirciyi her şarkıya, her anıya dahil edebiliyor.
■ Sanatçı en öndeki insandan en uzak köşedekine kadar o enerjiyi verebilmeli. Ama Sıla bunu hâlâ yapamıyor. Çoğu şarkıda kendi kendine kalıyor. Bunu genellikle en çok Nilüfer yapar. Kendi kendine şarkı söyler.
■ Sıla çoğu zaman bir şey konuşmaya çalışıyor ama yarıda kesiyor. Devamını getirmiyor. Sanki stüdyoda kendi başına şarkı yorumluyor ya da ekibiyle espri yapıyor. Bu durumda seyirci yabancılaşıyor.
■ Konserin bitimine yakın özellikle de son üç şarkıda Sıla tamamen koptu. Öyle bir UP' oldu ki, bizler hiçbir şey anlamadık. Yani konser izleyici için çoktan bitmişti. Bunu da genellikle birçok sanatçı yapar. Bu da özellikle Harbiye Açıkhava ruhuna asla gitmiyor.
Harbiye Açıkhava demişken
ESKİDEN iki önemli yer vardı. Birincisi Rumeli Hisarı ikincisi de Harbiye Açıkhava sahnesi. Her sanatçının bu iki yerde konser vermek hayalidir. Bunun için uğraşırlar. Ama bu kolay değildir. Beş bin kişilik kapasiteye sahip (Yedi binlere çıktığına da şahit oldum, özellikle Tarkan konserinde) konser alanında konser verecekseniz hit olmuş şarkılarınız olmalı. Günler öncesinden biletlerin tükenmesi lazım. Yani bu mekânda konser vermek öyle kolay bir iş değil. Günler öncesinden hazırlanmak ve yıldızların altında sahneye bir imza atılması gerekiyor. İstanbul'da bu sahnenin ayrıcalıklı bir yanı var.
Siz uyurken
■ 02.00'DE SORTIE'DE tuvalette iki kız oturmuş grupta olan bir başka kızı çekiştiriyorlar. Ama nasıl bir çekiştirme maşallah kızın boyu uzamıştır.
■ 04.00'TE KURUÇEŞME sahilinde taksideyim. Ortaköy'den geçerken bir adamın bir başka adamı dövdüğünü gördüm. Ama öyle bir vurdu ki adam caddeye düştü. Az daha eziliyordu.
Bu gece
BU gece İzmir'in köklü dergisi Diva'nın 10. Yıl Gala Gecesi'ni sunma görevi bana düştü. Paşalimanı Folkart Evleri-Laka Beach Club'da düzenlenecek. Heyecanlıyım. Kıyafetimi tasarımcı Songül Cabacı hazırladı. Bakalım nasıl olacak? Detayları pazartesi veririm.
Ah şu mezuniyet KIYAFETLERİ
GEÇEN akşam Sortie’de gördüğüm küçük kadınlar beni benden aldı. Kendimi ağır hanımların katıldığı
bir düğünde zannettim. Yaşları daha 20’lerde olan genç kızlar öyle şaşaalı, parıltılı tuvaletler giymişler ki, “Aman Allah’ım” dedirttiler. Hayır buna ne gerek var anlamıyorum. O kıyafetler ne yaşlarına uygun ne de görüntülerine. Küçük yaşlar oluyor size 50 üstü yaş. Bir de o makyajlar yok mu? Ah ahh Bülent Ersoy ile yarışıyorlar adeta. Oysa ki hiç gerek yok. Sade olan her şey daha güzeldir.