Sen Murat'a neden taktın?
GEÇEN hafta Murat Boz ile ilgili bir yazı yazmıştım. Bence o yazıya alınacağı ve "Acaba Esin bana neden taktı" diye düşüneceği yerde, "Esin bana bir şey anlatmaya çalışıyor" demesini beklerdim. Aslında bu işe gönül vermiş, gerçekten star gibi düşünen bir insanın her türlü yazıyı, övgüyü, eleştiriyi değerlendirmesi ve ona göre eksiklerini tamamlaması gerekir. Ama bizim starlarımızın egoları o kadar yüksek ki, maalesef eksiklerini görmeyi bırakın böyle bir yazı okudukları zaman hemen, "Yok bana kesin taktı" diyorlar. Ha bir de tabii ünlülerin yanında her daim ortalığı karıştıran bir tayfa vardır ki, aman aman Allah düşman başına vermesin. Başarılı insanı bile başarısız yaparlar. Onların göremedikleri bazı olayları daha da görmemeleri için çaba gösterirler ki, bence en tehlikesi de onlardır. Bu arada Acun Ilıcalı'nın hazırlayıp sunduğu "O Ses Türkiye"nin jüri üyesi olarak bir tek Murat Boz değişmiyormuş. Ki bence doğru karar. Murat o yarışma programına çok güzel enerji katıyor. Hem esprili, hem mütevazı hem de enerjik. Aslında bunları daha önce de yazmıştım. İşte bizim sanatçılar hep böyle yazılar istiyor. Yani onları hiç eleştirmeyeceksiniz, hep öveceksiniz. Ben bunları yazdığım zaman Murat "Esin bana taktı" demiyor ama diğer konularda eleştirdiğim zaman "Esin bana taktı" oluyor. Bu ne yaman çelişkidir. Bizim ünlü isimlerimiz bu "Taktı" kelimesini hayatlarından çıkardıkları zaman her şey tamam olacak.
Hadi birlikte gülelim
Geçen Uzman Klinik Psikolog Ayşegül Kalem Ertal'ın "Terapi Odamda Kesişen Öykülerimiz" kitabına denk geldim. Ayşegül Hanım sürekli gülmemiz gerektiğinden ve ruhumuzun hafifleyeceğinden bahsediyor. Yani tuvalette, odada, bahçede, asansörde, merdivende, yürürken, otururken, yatarken, kalkarken her an gülmemizi söylüyor. Vallahi son günlerde o kadar gülmeyen yüzle karşılaşıyorum ki, o yüzden Ayşegül Kalem Ertal'ın tavsiyesi nasıl hayata geçecek bilemiyorum. Çünkü malum son aylarda mutsuz bir toplum olduk. Her yerde de "Nasıl bir yaz geçiyor, hiç anlamadım", "Çok sıkılıyorum, içim sıkılıyor, tatile bile gitmek istemiyorum", "Kendimi hep yorgun hissediyorum", "Gülmeyi unuttuk" diyen insanlar var. Suratlar sert, kaşlar çatık. O yüzden nasıl her yerde ve her ortamda güleceğiz bilemedim. Ben kitabı bir kez daha okuyayım bari.
Sıla da dertlenmiş
Geçen gün de Harbiye Açıkhava konseri sonrasında Sıla'nın eksiklerini yazmıştım. Sıla "Esin bizim arkadaşımız değil mi?" diye sormuş. Anlamıyorum bunu ya. Gerçekten anlamıyorum. Şaka mı yapıyorlar acaba? Evet Sıla evet. Arkadaşın olarak ve çok uzun süredir bu işi yapan biri olarak ve Açıkhava'da sayısız konser izleyen biri olarak sana eksiklerini söyledim. Senin iyiliğin için, seneye bu eksikleri tamamlayıp muhteşem bir konser vermen için. Eğer ben sana "Süperdin Sıla, harikaydın, dört dörtlüktün, eksiksizdin, kusursuzdun, sen en iyisin, böyle devam et" deseydim inan kötülük yapardım. Ve o yazıyı bir kez daha dikkatlice okumanı tavsiye ederim.
Eğer...
■ Dikkat çekmesini istediğin bir yazı yazmış ya da bir röportaj yapmışsan ama yine de dikkat çekmemişse ortalığı öyle bir köpürt ki, gündeme gelsin.
■ Bir cümleyi insanların beynine kazımak istiyorsan defalarca söyle, söylet herkes bir anda öyle olduğuna inanmaya başlasın.
Siz uyurken'i merak edenlere
BU köşede hep "Siz Uyurken" ile ilgili olaylar yazıyorum. Ama malum uzun süredir yazmıyorum. Çünkü mübarek ramazan ayındayız. Ramazan ayı dolayısıyla birçok mekân da kapılarını kapattı. Tabii ki eğlence devam ediyor ama ben biraz ara verdim. Ramazandan sonra "Siz Uyurken" maceraları hız kesmeden devam edecek.