Alaçatı Teksas'a dönmüş
SON yıllarda biz köşe yazarları da dahil sürekli Alaçatı, Aya Yorgi, Çeşme'den bahsediyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Bodrum mu, Çeşme mi anketleri yapılıyor. Bu yıl Çeşme açık ara Bodrum'u geçti. Geçti geçmesine ama son zamanlarda yaşananlarla Bodrum'un namını da geçmeye kararlı. Son zamanlarda Aya Yorgi'de mekânın içinde korumalar tarafından adamlar dövülüyor, Alaçatı'da insanların en yoğun olduğu kalabalık sokaklarda silahlar patlıyor. Mekânların kapısı gelen insanları tanımıyor. Örnek vermem gerekirse Eda Taşpınar'ı çok kez kapıdan çevirmişler. Yani düşünün Eda Taşpınar'ı artık Çeşme'nin kaldırım taşları tanırken mekân kapısının tanımamasına yuh diyorum. O işi acilen bıraksınlar. Anlayacağınız herkesi geri çeviren mekânlar varmış. Akıllarına göre fiyat politikası uygulayanlar da cabası. Yani say say bitmez. Son bir aydır Alaçatı, Çeşme, Aya Yorgi tarafından duymadığım hadise kalmadı. Geçmişler olsun. Vah vah ki ne vah. Bu mudur yani. Bakınız son yıllarda Bodrum Türkbükü kan ağlıyor. Neden? Çünkü zamanında bunların hepsi ve daha fazlası yaşandı. Ve şimdi de eski şaşaalı günleri özleniyor. Çeşme'nin de başına gelecek belli oldu. Özellikle Aya Yorgi'de gündüz beach gece kulüp olan mekânlar var ki aman aman kabadayı olmuşlar. Arabayı kapıdan almaya tenezzül etmedikleri gibi mekânın sahibi mekânın içinde müşterisini, misafirini dövdürüyor korumalarına. Bu da sonradan görmeliğin son dakikası olsa gerek. Bunları da görüyoruz ya bizden ne köy olur ne kasaba. Hiçbir şeyi hakkıyla, güzel, kaliteli, şık bir şekilde yapamıyoruz. Alaçatı'yı, Aya Yorgi'yi, Çeşme'yi de kaybettik haydi hayırlısı.
HALA KALIPLARIMIZ OLDUĞU SÜRECE
Mekânlarla ilgili çok fazla mail geliyor okuyuculardan. Zaman zaman bazılarını yayınlıyorum. Bakınız bir okuyucu mektubu:
"Merhaba. Birlik olmaya çalıştığımız bugünlerde hâlâ insanları etiketlemekten yargılamaktan vazgeçmiyoruz. Basit önyargılarımız nasıl derin yaralar açtı insanlarda umurumuzda değil. Bayramın ilk gününü kutlamak için 12 arkadaş bir araya geldik. Hepimiz üniversite mezunu, kariyerinde belli bir noktaya gelmiş kişileriz. Aramızda bir de hayatını aynı bizim gibi emeğiyle kazanan transseksüel bir arkadaşımız vardı. Kendisi çok hassas, duygusal, yardımsever ve tekstil işi ile uğraşan çok tatlı biridir. Kuruçeşme'de Supper Club adlı mekâna gittik. İçeriye girmek istediğimizde tüm insanların içinde arkadaşımız aşağılanarak içeriye alınmayacağı bizim girebileceğimiz söylendi. Kendisi dışlanmaya ötekileştirilmeye o kadar alışmıştı ki, hemen 'Ben eve gideyim siz eğlenin yorgunum zaten' dedi gözleri dolu dolu. İşletme müdürüne yalvardık. Bakın biz grup olarak geldik. Lütfen daha fazla incitmeyin kendisini. Hayatını normal yollarla kazanan bizler gibi bir insan. Ve bakın birlikte eğlenmeye geldik. Ama nafile. Çeşitli hakaretler ve aşağılanmalarla oradan çıktık. 20 dakika dil döktükten sonra. Tüm geceyi gözyaşları içinde geçiren arkadaşımızı teselli edemedik. Hepimizin gecesi zehir oldu. Bir insanı bu kadar incitmeye kırmaya hangimizin hakkı var? Bizim ya da doğacak çocuklarımızın ötekileştirdiğimiz bu insanlar gibi olmayacağının garantisini kim verebilir ki? Toplum tarafından saygın, işinde gücünde biri cinsel tercihlerinden ötürü sürekli bu önyargı ile mücadele etmek zorunda buna kimin hakkı var. Kendini eve kapattı. Suçu doğduğu bedenden taşan duyguları" demiş.
Bu mail'i özellikle yayınlamak istedim. Kapıdaki adamın hakaret etme gibi bir durumu olamaz. En fazla, nazikçe "Kusura bakmayın kurallar gereği alamıyoruz" der geçer. Ama hakaret etmek, aşağılamak nedir yahu? İlk açıldığı zaman "Kim olursan ol gel. Aman mekân dolsun, taşsın, yıkılsın sonra eleriz" diyen zihniyetin yaptıkları karşısında hâlâ şaşırıyorum. Mekân işletmek bir sanattır. Ama ülkemizde bunu dört dörtlük başarabilen bir işletme ile hâlâ karşılaşamadım kusura bakmayın.
Siz uyurken
- HİTT PERA 02.00'DE bir kız barın köşesinde durmuş gözünü telefonundan ayırmıyor. Yanındaki erkek arkadaşı kızın elinden telefonu aldı cebine koydu.
- ETİLER AKMERKEZ ULUS KAPISI 01.00 iki erkek yürüyor. Yanlarında bir araba durdu. Arabanın sürücüsü kadındı bir şeyler sordu. Çocuk da yolu tarif ediyordu ama bir baktım saniyeler sonra arabaya bindi. Sanırım "Orada oturuyorum, sizi götüreyim" dedi.