Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TAM da bu haberler çıkmadan bir gün önce bu tektaş yüzük meselesini konuştuk Burcu Esmersoy ile. Zorlu Center Morini'de oturmuş sohbet ediyorduk. "Evlilik tarihi ne zaman" dedim, Burcu da bana "Sanırım kimseye haber vermeden evleneceğiz. Çünkü bu tarih meselesi çok uzadı. Sürekli tarihle ilgili haberler çıktı. Bizim de üzerimize ağırlığı çöktü" dedi. Benim de o an dikkatimi parmağında yüzüğünün olmaması çekti. Malum altı kıratlık yüzük. Dikkat çekmemesine imkân yok. "Yüzüğün" dedim. Burcu da, "Yüzüğüm gazetede haberleri çıktıktan sonra tuhaf bir ağırlık çöktü üstüme. Takamıyorum. Nazar oldu galiba. Kasada duruyor" dedi. Böyle sıradan, basit, samimi, içten bir konuşmaydı. Daha sonra vedalaşıp ayrıldık. Burcu ile yeniden konuştuğumda "Her şey yolunda, ama her zaman yüzüğü takmıyorum" diyor. Ben nazara inanırım. Nazar her türlü ağırlığı da sorunu da beraberinde getirir. Bazı şeyleri göz önünde yaşamamak, yaşatmamak gerek.

        Adını yapıldığı tarihten alan mekân

        CUMA günü arkadaşımızın doğum günü nedeniyle Ali Sayar ve Gülsün Sami'nin açtığı "1841 Tünel"e gittik. Adını hanın kuruluş tarihinden alan "1841 Tünel"de olmak gerçekten çok etkileyici. O tarihlere gidiyorsunuz, düşünüyorsunuz ama tabii mekânın içinde çalan popüler şarkılar size çok da izin vermiyor. O yüzden de anı yaşıyor hatta 1841 'de neler olduğunu düşünmeye çalışıyor hatta tartışıyorsunuz. Son zamanlarda eski binalara kıymet arttıkça artıyor. Eskiden Kumbaracılar'da bırakın yürümeyi sokağın başında duramazdınız. Ama şimdi sanat galerisi, yeni açılan restorant, tasarımcıların butikleri derken en popüler yerlerden birisi. Orada bir ev kiralamak ise ateş pahası. Anlayacağınız Beyoğlu'nun en kıymetli yeri haline geldi. İşte Bodrum 5 Oda sonrasında 1841 Tünel'i hayata geçiren Ali de artık bu kış sezonunda burada. Teras manzarası da inanılmaz güzel. Gidin, keşfedin ve deneyin derim.

        Ustalar bizi terk ediyor

        BU yıl bitmeyen vedalar yaşıyoruz. Veda üstüne veda ediyoruz. Şimdi de Nejat Uygur ustayı kaybettik. Çocukluğum, kahkaham, neşem yine aldığım bir haberle incindi. Ailemden biri gitmiş gibi. Ne çok izledim tiyatro sahnesinde. Nejat ustanın zekâsının, üslubunun, kalitesinin üstüne diyecek yoktu. Ne fena. Bu sene bize üzüntü üstüne üzüntü yaşatıyor. Derin düşüncelerimiz büyüyor. Huzur içinde yat usta.

        Ağlamak isteyenlere

        PAZARTESİ günü de yazmıştım. Memlekette artık her şey ağlamak üzerine yapılıyor. Televizyon programlarında, dizilerde ağlıyoruz. Tabii son yapılan sinema filmlerinde de gözyaşları sel oluyor. Uğur Yücel ve Beren Saat'in 'Benim Dünyam' filmine kim gitse, "Ah çok ağladım. Gözlerim şişti" diyor. Özcan Deniz'in 'Su ve Ateş' filminde de durum aynı. Ağlayan ağlayana. Vallahi istemiyorum modum düşsün. O yüzden izleyemeye cesaret edemiyorum bu iki filmi de. Zaten yeteri kadar üzüntü dolu hayatımız, her anımız. Ama tabii Beren Saat'in oyunculuğu hakkında herkes çok güzel şeyler söylüyor. Ve tabii Özcan Deniz'in filminin çekimlerinin çok Avrupai olmasından ve kendini artık yönetmen olarak kanıtlamasından bahsediyor. Hepsi iyi güzel hoş. Türk filmlerine sonsuz destek vermekte yarar var. Ama bu yıl yaşadığımız üzüntüler yüzünden ağlamak filmi dendiğinde topuklayıp kaçıyorum şu sıralar kendi adıma. Ağlamak isteyen varsa hiç durmasın gidip izlesin.

        Siz uyurken

        ■ CİHANGİR Sultanahmet Köftecisi 01.00. Bir kadın çorba içiyor ve bu arada telefonla konuşuyor. Kız "Bak boğazımdan geçmiyor hadi gel artık lütfen" diyor ama karşısındaki sanırım gelmek istemediğini söylüyor. Kız da "Bak köfte söyledim. Söz ben ısmarlayacağım hadi gel" dedi ama nafile kandıramadı.

        ■ ANJELIQUE 03.00 tuvalette bir kız bağıra çağıra şarkı söylüyor. Elini yıkayan başka bir kız ona dik dik bakınca şarkı söyleyen kız "Ne bakıyorsun beğenemedin mi?" diye sinirli sinirli konuşunca ortalık gerildi.

        Diğer Yazılar